HAMD VE ŞÜKÜR MAKAMINDA

Somuncu Baba

"Sufilikte gaye¸ sadece kişinin kendi nefsini
kurtarması değildir. Başkaları da¸ onların da
huzura ermesi bir sufinin en önemli dileğidir.
Bu yüzden onlar için seyahat¸ gidilen yerlerde
Hakikati tebliğ bir vazifedir."

İlahî aşkın en coşkulu söyleyişleriyle gönüllerimizi aydınlatan Yûnus Emre¸ şiirlerinde kendi içsel serüvenini de anlatır. Sufilikte dört kapı ve kırk makam olarak tasvir edilen seyr ü sülûk'u yani Hakk'a ermek için bir rehberin öncülüğünde ve denetiminde çıkılan yolculuğu bütün ayrıntılarıyla onun şiirlerinde görmek mümkündür. Bu bakımdan onun şiirlerini böyle bir kutlu yolculuğun anlatımı olarak da görmek gerekir.


 


Yûnus'un bu manada pek çok şiiri bulunmakla birlikte bunlar arasında en meşhur olanı "Hak'tan gelen şerbeti içtik elhamdülillah" mısraı ile başlayan ve sonuna kadar "elhamdülillah" redifiyle devam eden şiiridir. Yûnus¸ bu şiirine şöyle başlar:


 


Hak'dan gelen şerbeti içtik elhamdülillah


Şol kudret denizini geçtik elhamdülillah


 


Hak¸ yolunda girene¸ yolunda yürüyene şerbet(manevî neş'e) ikram eder. Bu şerbeti içen onun tadıyla mest olup kendinden geçer yani kişisel arzu ve isteklerini terk edip kendini bütünüyle ilahî iradenin teslimiyetine bırakır. Artık onu sahil-i selâmete ulaştıracak olan kudret Hak'tır. Deniz olarak tabir edilen mesafe o kudretinin ikramıyla aşılmış ve kâmil insan mertebesine ulaşılmıştır.


 


Şol karşıki dağları meşeleri bağları


Sağlık sefalık ile aştık elhamdülillah


 


Dağ¸ mecaz olarak nefsi ifade eder. Engeli¸ zorluğu anlatır. Meşe ve bağ kelimelerini de benzer manada düşünmek gerekir. Kemal yolculuğunda bunlar kişinin önünde engel oluştururlar. Bunlar¸ yine Yûnus'un ifadesiyle birer "haramî"dir¸ yol kesicilerdir. Fakat teslimiyet ve şükür üzere olan salik için artık birer engel olmaktan çıkarlar. Salik¸ yüreğindeki ilahî muhabbetle bütün bu engelleri "sağlık ve safalık" ile aşar.


 


Kuru idik yaş olduk kanatlandık kuş olduk


Birbirimize eş olduk uçtuk elhamdülillah


 


Kuruluk¸ gönül kuruluğudur. İşlenen hatalar¸ günahlar gönlü kuru bir toprağa çevirir. Orada manevi anlamda bir dirilik kalmaz. Yaş olma hâli ise kuru gönlün ilahî rahmetle yeşermesidir. Yeniden dirilik kazanmasıdır. Diri olan için gerekli manevî güç kendisine verildiği için karşısına çıkan engeller onun için bir şey ifade etmez. Ruhumun kanatlandırır ve bir kuş misali engelleri aşar. Çünkü bedenin esaretinden kurtulmuştur. Bu hâle gelenlerle eş olur¸ dost olur ve birlikte Huzur-ı ilahîye¸ arzu edilen makama ulaşırlar.


 


Vardığımız illere şol safa gönüllere


Halka Tabduk manisin saçtık elhamdülillah


 


Sufilikte gaye¸ sadece kişinin kendi nefsini kurtarması değildir. Başkaları da¸ onların da huzura ermesi bir sufinin en önemli dileğidir. Bu yüzden onlar için seyahat¸ gidilen yerlerde Hakikati tebliğ bir vazifedir. Yûnus da böyle yapmıştır. Tebliğe ehliyet kazandıktan sonra diyar diyar gezmiş¸ gönüllere hakikatin nurunu taşımıştır. Burada bir nimet olarak saçılan Tabduk manisi ise şeyhi Tabduk'un kendine öğrettiği bilgi ve hikmetlerdir. Mısrayı elbette Tabduk kelimesinden dolayı "Tapılanın manasını saçmak¸ yaymak" şeklinde de anlamak mümkündür. Sonuç ta her iki söyleyiş de aynı kapıya çıkar.


 


Beri gel barışalım yad isen bilişelim


Atımız eyerlendi eştik elhamdülillah


 


Sûfiyi kanatlandırıp kuş misali yapan kuvvet sevgidir. O bu sevginin penceresinden bakar her şeye… Onun dünyasında kinin¸ düşmanlığın¸ ayrılığın¸ gayrılığın yeri yoktur. Bu yüzden hep muhabbete çağırır¸ barışa¸ dostluğa¸ kardeşliğe çağırır. Yabancılığın aşinalığa¸ düşmanlığın dostluğa¸ kinin muhabbete dönüşmesini ister. Çünkü at eyerlenmiş yani bütün hazırlıklar tamamlanmış¸ nefis terbiye edilerek yola çıkılmıştır. Yolculuğun birlikte ve birbirini sevenlerle¸ birbirine dost olanlarla yapılması bu yolun erkânıdır. Çokluk fani¸ birlik bakidir çünkü… Gayrıların bir olup "bir" olanda buluşması nihai hedeftir.


 


İndik Rum'ı kışladık çok hayr u şer işledik


Uş bahar geldi geri göçtük elhamdülillah


 


Hakikatin tebliği için bütün bir Rum(Anadolu) ülkesi dolaşılmış¸ kış oralarda geçirilmiş¸ oralarda hayırlı hizmetler yapılmış ve artık geri dönme zamanı gelmiştir. Bu geri dönüş¸ dergaha olabileceği gibi bedeni  bu dünyada bırakarak asıl vatana dönüş olarak da düşünülebilir. Sonuç değişmez; çünkü asıl olan vazifeyi yerine getirmek¸ nice gönülde hakîkatin ışığını yakmaktır.


 


Dirfillü pınar olduk irkildik ırmak olduk


Aktık denize dolduk taştık elhamdülillah


 


Gönül¸ gaflet uykusundan uyanmıştır. Yani dirilik gelmiştir cana… Bu feyizle pınar iken ırmak olunmuştur. Çoğalmıştır hakikatin erenleri… Hep birlikte denize dolmuşlardır. Hakikat meclisinde cem olmuşlardır. Çünkü bir damla suyun bile hasreti asıl vatanı olan denizedir. Varlığı orada anlam bulur. Denizin dışında olduğu her an gurbettedir¸ hasrettedir. Denize kavuşmakla bu hasret sona ermiştir.


 


Tabduk'un tapısında¸ kul olduk kapısında


Yûnus miskin çiğ idik piştik elhamdülillah


 

Yûnus'u Yûnus yapan mürşid Tabduk'tur. Yûnus¸ onun huzuruna varmış¸ ona teslim olmuş¸ şeyhi de onu bütün duraklardan¸ makamlardan geçirerek pişirmiş¸ olgunlaştırmıştır. Yûnus¸ bu hâlin sevinci içindedir yani hamd ve şükür makamındadır. Bu makamda dilin zikri hamddir¸ şükürdür.

Sayfayı Paylaş