HAK İLE BERABER OLAN ÂŞIKLARIN GÖNÜLLERİ

Somuncu Baba

"Allah aşkı ile yananların gönülleri¸ sevgiliyle beraber olan¸ sevgilinin emrine uyan bir muhabbet kuşatması içerisindedir. Bundan dolayıdır ki âşıkların iç âlemi sevgiliyle baş başa kalabilen bir mekân olarak sırlar hazinesi hüviyeti kazanmaktadır."


Sevda yıldızları¸ irfan mehtapları¸ tevhit güneşleri ve tüm maneviyat nurlarının doğuş ufukları âriflerin gönül dünyalarında ve Allah âşıklarının iç âlemlerindedir. O gönüller¸ türlü türlü nakışlarla bezenmiş hazinelere benzerler. Hatta o nakışların her biri güzelliklerin sembolüdür. Her motifin gizlediği özel bir mâna ve sır vardır. Çünkü onlar¸ Hak tecellilerinin arşı ve icraat tahtıdırlar.


Muhiddin İbn-i Arabî Tuhfetü's-Sefere adlı eserinde: “Muhabbetin nihayeti aşktır.” diye başlayan cümlesinde özetle şunu dile getirir: “Aşk¸ sevginin çoğalıp son haddini bulması hâlidir. Sevgi sıradan bir duygu olduğu hâlde aşk daha seçkin ve asildir. Veya sevgi herkesin arasında var olabilir lâkin aşk özge kullar kârıdır. Bu yüzden aşk¸ kalbin tam merkezinde bulunan süveydada tecelli eder. Sevgi kazanılan bir şeydir ama aşk¸ ilâhî lütuf eseri olarak insana verilir.”


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin bir gazelinin satır aralarında âşıkların gönül güzelliklerini birlikte seyredelim. Hazret şöyle buyuruyor:


Halvetgeh-i dil-dâr olur âşıkların gönülleri


Gencîne-i esrâr olur âşıkların gönülleri


“Allah aşkı ile yananların gönülleri¸ sevgiliyle beraber olan¸ sevgilinin emrine uyan bir muhabbet kuşatması içerisindedir. Bundan dolayıdır ki âşıkların iç âlemi sevgiliyle baş başa kalabilen bir mekân olarak sırlar hazinesi hüviyeti kazanmaktadır.”


El Kârda Gönül Yârda


Şah-ı Nakşbend Hazretleri'ne sormuşlar:


– Sizin tarikatınızın esası nedir?


Buyurmuşlar ki: “Halvet der-encümen¸ toplulukta yalnızlık… Zahirde halk¸ batında/iç âlemde Hak ile olmaktır.” Ve devam etmişler: “Bizim tarikatımızın esası sohbettir¸ halktan uzaklaşmakta şöhret¸ şöhrette ise afet vardır. Hayır cemiyettedir¸ cemiyet de sohbette… Elverir ki her iki tarafın hakkı verilsin.”


Toplum içinde yalnızlık anlamına gelen¸ Nakşbendilğin esaslarından olan ‘Halvet der encümen' sûfînin bir köşeye çekilmeyip halk arasına karışmasını¸ ancak bedenen halk arasında iken kalben onlardan ayrı¸ yalnız ve Allah ile birlikte olmasını ifade etmektedir. Görünüşte halk ile hakikatte Hak ile… El kârda gönül yârda/dest be kâr ve dil be yâr¸ beden pazarda kalp yârda/ten der bâzâr ve dil bâ yâr gibi deyimler bu mânâda kullanılmıştır. “Onlar¸ ne ticaret ne de alış verişin kendilerini Allah'ı anmaktan¸ namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır.”1 âyetinde halvet der encümen prensibinin tavsiye edildiği kabul edilir. Bahâeddin Nakşbend Hazretleri hacca gittiğinde Minâ Pazarı'nda bir gencin yaklaşık 5000 dinarlık ticaret yaptığı hâlde kalbinin bir an bile Allah'tan gâfil kalmadığını müşâhede ederek ondan övgüyle bahsetmiştir.


Kudsî bir hadisteki: “Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder¸ sonunda onu severim. Onu sevince de işitmesi¸ görmesi¸ dili ve eli Ben olurum. Benimle işitir¸ benimle görür…”2 ifadelerinde halvet der encümen prensibinin anlatıldığı söylenir. Bu yönüyle halk içinde Hak ile olmak yeni ve orta dereceli sûfîlerindeğil¸ tasavvufî eğitimin sonuna ulaşmış kişilerin ulaşabileceği bir makamdır. Halk içinde Hak ile olmak¸ sûfînin dünyevî bir iş ile meşgul olarak sıradan bir insan gibi yaşamasını ve bu sâyede mânevî hâlini halktan gizlemesini esas alan bir prensiptir.3


Allah ile Birlikte Olmak


Hikmet ehlinden birisine sormuşlar: “Yalnızlığa nasıl tahammül edersin?” Hikmet ehli: “Ben yalnız değilim. Allah ile beraberim. Allah'ın benimle konuşmasını istediğim zaman¸ Kur'an'ı Kerim okurum. Ben¸ Allah ile konuşmak istediğimde de namaz kılarım.” diye cevap verir.


Kur'an-ı Kerim'in Şuara Suresi'nde Allahu Teâlâ'nın¸ Firavun tarafından takip edilen Hz. Musa (a.s.) ve kavmi İsrailoğulları ile ilgili çok dikkatimizde olması gereken bir örneği vardır.


Musa (a.s.) ve ashabı Firavun zulmünden kaçarken Kızıldeniz'e gelirler. Ve önleri kapanır. Kaçacak hiçbir yerleri kalmaz. Arkadan yüz binlerce kişiden oluşan¸ kalabalık ve büyük bir orduyla Firavun gelmektedir. Bu sırada Hz. Musa (a.s.)'nın ashabı; “Eyvah! Yakalandık şimdi!” derler. Fakat bunun üzerine Musa (a.s.) bütün mü'minlere kıyamete kadar hayata nasıl bakmaları gerektiğini gösteren şu cevabı verir: “Asla! Ben Allah ile beraberim¸ mutlaka bana bir çıkar yol gösterir!” Zaten Kur'an'ı Kerim'de de bu minval üzere şöyle buyurulmaktadır:


“Nerede olursanız olun¸ O sizinle beraberdir ve Allah bütün yaptıklarınız görmektedir.”4


Yavuz Sultan Selim henüz beş-altı yaşlarında bir çocuktur. Amasya'daki sarayın bahçesinde ok talimi yapmaktadır. Yay boyunu aşmaktadır ama o bu yaşta attığını vurmaya başlamıştır. Babası Sultan II. Bayezid bir ağacın arkasında onu seyretmektedir. Yavuz son okunu da tam hedefe saplayınca¸ dayanamaz; saklandığı yerden çıkıp¸ oğluna sarılır:


– Allah gücüne güç katsın oğlum. Ama niçin yalnızsın?


Küçük Selim hayretle cevap verir:


– Yalnız değilim ki Sultan babam; Allah her yerdedir!


Aldığı cevap¸ Bayezid'i şaşırtır.


Yavuz Sultan Selim son anlarını yaşamakta iken¸ yanında Hasan Can vardır. Yavuz¸


Hasan Can'a sorar:


– Hasan bu ne hâl?


Hasan Can:


– Şimdi Allah ile birlikte olma zamanıdır sultanım!


Yavuz'un cevabı oldukça düşündürücüdür:


– Bre Hasan¸ sen bunca zamandır¸ bizi kiminle bilirdin?



“Ayrılık Gayrılık Yok¸ Gönüllerimiz Beraberdir.”


Hulûsi Efendi Hazretleri İstanbul'da tedavi görürken Ya Şeyh/Hacı Muhyiddin Tütüncü ile ziyarete giden Emekli Müftü Mevlüt Sarıoğlu duygulu bir şekilde¸ “Efendim¸ ihvanlar sizi soruyorlar¸ sizden ayrı kaldık¸ özlüyoruz. Soranlara ne cevap vereceğim.” diyerek ağlar. Hulûsi Efendi (k.s.): “Müftü Efendi¸ bizim ihvanımız ervah-ı ezelde ekilen tohumlardır. Elhamdülillah neşvü nema buluyorlar. Ayrılık gayrılık yok¸ gönüllerimiz beraberdir.” buyururlar.


Manevî Beraberliğin Anahtarı: Aşk


Aşk¸ evvela Allah'tan kuladır. Allah kulu sever¸ sonra kul Allah'ı. Kulu yaratan ve ona aşk kabiliyetini veren Allah bununla kendisini tanımasını istemiş ve bu yüzden kâinatı yaratmıştır. Allah'ı tanımak ancak aşk ile mümkündür. Aşk bir meş'aledir ve kul Allah'ı ancak onun ışığıyla görür. Ve gördüğü anda gerçek kulluk başlar. Kulluk mutlak itaattir. Bu açıdan bakıldığında kulluk¸ aslında seven ile sevilen arasındaki bir tavrın adıdır.


Bir kul (âşık)¸ kendisinden istenen hizmeti (ayrılık acısına tahammül) ve verilen emri (kendinden vazgeçme¸ sevgili için olma¸ sevgili için can verme¸ akıl kaydından geçme vb.) yerine getirdiği ölçüde kulluğa (âşıklığa) adım atmış olur.5


“Beni Sev¸ Beni Seveni Sev.”


Rivayete göre Allah¸ Davud (a.s.)'a:


“Ey Davud; Beni sev¸ Beni seveni sev ve Beni kullarıma sevdir; kullarım Beni sevsinler.” buyurdu.


Davud (a.s.):


“Bunu nasıl yapayım?”


Allah:


“Sen beni güzel bir şekilde an¸ Benim nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat; onlar Benden ancak iyilik bilsinler.” buyurdu.


Hz. Davud (a.s.)'a¸ Allah:


“Beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni seviyorsan¸ dünya sevgisini kalbinden çıkar. Zira Benim sevgim ile dünya sevgisi bir gönülde toplanmaz. Ya Davud dostlarımla samimi dostluk kur.”


Allah İçin Dost Edinmek


Rivayete göre Allah¸ Hz. Musa'ya sordu:


“Ya Musa¸ Benim için bir amel işledin mi?”


Hz. Musa:


“Ya Rab! Senin rızan için namaz kıldım¸ oruç tuttum¸ sadaka ve zekât verdim.” dedi.


Allah:


“Bütün ibadetler senin içindir. Namaz kıldın¸ sana burhandır. Oruç tuttun¸ sana cehennemden siper ve kalkandır. Sadaka gölge¸ zekât ise nurdur. Bunların hepsi sana¸ Benim için ne yaptın?” buyurdu.


Hz. Musa:


“Allah'ım; o hâlde Senin rızan olacak bir ibadete beni yönlendir.” dedi.


Allah:


“Ya Musa Benim için dost ve yine Benim için düşman edindin mi?” diye buyurdu.


Hz. Musa en faziletli ibadetin Allah için sevmek Allah için nefret etmek olduğunu anladı.


Tasavvuf edebiyatında gönül Hakk'ın nurunun tecelli ettiği bir merkezdir. Tasavvufî mânâda gönül; sırlar hazinesi Allah'ın nazar ettiği mahal¸ ilâhî kemâlin ve cemâlin en güzel tecelli ettiği yerdir. Aşkla ilgili kodlar ve sırlar burada anlamlandırılır.


Mü'minin Gönül Hanesinin Nitelikleri


Ebu Hüseyin Nuri¸ “Kalplerin Makamları” adlı eserinde gönül hakkında şöyle diyor: “Bilinmelidir ki Allah¸ mü'minin vücudunun tam ortasında bir ev yaratmış¸ onu ‘kalp/gönül' diye isimlendirmiştir. Ardından bu evi ortaklık koşmaktan¸ bozgunculuk yapmaktan¸ kuşkudan ve kötü niyetten temizlemiştir. Sonra lütuf olarak bu eve bir bulut göndermiş¸ yağmur yağdırmış ve orada kesin inanç (yakîn)¸ tevekkül¸ ihlâs¸ korku (havf)¸ ümit (reca) ve sevgi (muhabbet) gibi rengârenk çiçekler bitirmiştir. Ardından bu evin ön (sadr) kısmına tevhid tahtını koymuş ve üzerine rıza yaygısını sermiştir. Sonra evin karşısına kökleri mü'minin kalbinde¸ dalları ise arşa kadar göğe uzanan bir ağaç dikmiştir. Tahtın sağına ve soluna su kanallarından (şeriatlar) dayanaklar yerleştirmiştir. Ardından bu evde¸ rahmet bahçesine geçişi sağlayan bir kapı açmıştır. Allah bu bahçede övgü¸ yüceltme ve zikir türünden rengârenk kokulu bitkiler yetiştirmiş ve kurtuluş denizinden gelen suları lütuf nehrine yönlendirerek bu bitkileri sulamıştır. Sonra bu eve üstünlük kandilini asıp takva nuru sayesinde bu en büyük ateşin parladığı kandilin ışığını yakmış ve sönmesin diye bu evin kapısını kilitlemiştir. Anahtarı eline almış ve ne Cebrail'i ne Mikail'i ne İsrafil'i ne de yaratılmışlardan kimseyi (bu anahtarla ilgili) görevlendirmiştir.


Bir zaman sonra Allah (c.c.) herkese şöyle hitap etti: “Burası benim yeryüzündeki hazinem¸ nazarımın kaynağı¸ birliğimin yurdudur. Ben burada oturuyorum. Ne güzel bir ev sahibi ve ne güzel bir ev!”6


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin yukarıdaki beytinde gönül; Hakk'ın¸ aşkın¸ sırların¸ hikmet ve bilginin merkezi olarak işlenmiştir. Gönül¸ Allah'ın gizli sırlarının yazılı olduğu gizli sırlarla dolu bir sayfadır. Bütün sırlar bu noktada toplanır.


Kalplere gayb hazinelerinden gelen manevî nurlar ve ilâhî tecelliler maarif olarak ortaya çıkar. Kalbin süveydâsına giren nurların neticesi olarak¸ gönül sarayında Allah'tan başka bir şeyin ortaya çıkmaması ve kalp sahibinin Allah'tan başka bir şey sevmemesidir. Bu yüzden bazı ârifler¸ “İman kalbin zahirinde kalırsa¸ mü'min dünyaya da¸ ahirete de meyleder. Bir kere Hak ile bir kere de halk ile ünsiyet eder. Lâkin iman nuru kalbinin süveydasına girmiş olan mü'min imanında kâmil olur. Dünyadan nefret eder ve hevayı terk eder.” dediler.7


Hikem-i Ataiyye'de Bir Öğüt


“Ey mürid¸ çok defa sana gelen ilâhî nurlar kalbini mâsiva ile dolu bulunca bırakıp giderler. Kalbini ağyardan boşalt ki¸ Cenab-ı Hak onu maarif ve sırlarla doldursun.”


Rabbanî ilimler ve ilâhî sırlar âriflerin kalbine levh-i mahfuzdan yansır. Bazen bu ilim ve sırlar mal¸ evlat ve dünya emelleriyle ilgilenen kalplere de gelir. Fakat bu gibi kalplerde tecelli edecek yer bulamaz; mâsiva ile kirlenmiş yerde kalamayıp geldiği yere geri dönüp gider. Onun için Rabbanî nurların ve sırların tecellisini arzu eden mü'min kalbini mâsiva ilgisinden uzak tutmalıdır ki¸ ledün manaları kendisine açılsın. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Bizim rızamızı kazanmak için maddî ve manevî mücahede eden iman sahiplerine elbette bize ulaştıran yolları gösteririz.”8


Günlerden birinde Mecnun'a rastlayan bir gönül ehli¸ onun hâlini bilen bir yolcu¸ bütün içtenliğiyle sordu: “Leyla hakkında ne biliyorsun? Bana Leyla'dan haber ver!” Mecnun¸ o anda baş aşağı yıkıldı¸ yola serilip kaldı. Sonra inler gibi mırıldandı:


“Bir kere daha Leyla de! Eğer Leyla'yı bilmek istiyorsan bir kere daha Leyla de. Yoksa benden bir şeyler sorup durman beyhude. Madem Leyla diyorsun¸ soruna cevap olarak Leyla adı kâfi değil mi? Ne kadar mana incisi delinse¸ yine de Leyla adı kadar değerli değildir. Leyla'nın adını andın mı¸ cihan içinde cihanlarca sır söyledin demektir. Leyla adı hatırımda dururken başka bir adı ansam küfürdür bu.”9


 


Kaynakça


1. 24/Nur¸ 37.


2. Buhârî¸ Rikak 38.


3. Necdet Tosun¸ Şah-ı Nakşbend¸ s.


4. 57/Hadid¸ 4


5. İskender Pala¸ Aşka Dair¸ Kapı Yayınları¸ Aşka Dair¸ s.46¸ 55¸ İst¸ 2014.


6. Ebu Hüseyin Nuri¸ Kalplerin Makamları¸ (Haz: Hacı Bayram Başer)¸ Hayykitap¸ s. 125-126¸ İst¸ 2015.


7. Kastamonulu seyyid Hafız Ahmet Mahir¸ Hikem-i Ataiyye Şerhi¸ (Haz:Tahir Galip Seratlı) Sufi Kitap¸ s.338¸ İst¸ 2010.


8. 29/Ankebût¸ 69


9. İskender Pala¸ Aşka Dair¸ Kapı Yayınları¸ s. 55¸ İst¸ 2014.

Sayfayı Paylaş