GÜZEL HATIRALARLA ŞAM-I ŞERİF'İ ZİYARET

Somuncu Baba

"Vakıf Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi 40 kişilik bir heyetle 13 Mart 2008 Perşembe günü beş günlük Hindistan gezisi içi yola çıkarlar. Hindistan'da yaşayan 1 milyar 125 milyon nüfusun¸ sadece 150 milyonu Müslümandır. Müslümanlar maalesef bu ülkede de garip…"


Busra'dan Şam'a


2007 yılının Mayıs ayında H. Hamidettin Ateş Efendi¸ bir grup arkadaşla önce Ürdün¸ sonra Suriye olmak üzere bir hafta süren bir Ortadoğu seyahatine çıkarlar. Suriye ziyaretini ve bazı hatıraları bu sayımızda sizlerle paylaşacağız.


Ürdün'den Suriye sınırına geçildikten sonra ilk ziyaret edilen yer Busra'dır. Şam'ın yaklaşık 130 km. kadar güneyinde¸ Ürdün sınırına yakın bir bölgede olan Busra şehri¸ tarihte Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden birisidir. Romalılar zamanında yapılmış olan amfitiyatro ile eski dönemlerden kalan han ve hamamlar görülmesi gereken yerlerindendir. Busra asıl anlam ve önemini Peygamberimiz'in gençlik yıllarında bu beldeyi şereflendirmesiyle kazanır. Hz. Muhammed (s.a.v.) 12 yaşında iken amcası Ebu Talip'le bu beldeye gelir. Burada yaşayan Bahira adındaki bir rahip¸ Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberlik nişaneleri taşıdığını görünce durumu Ebu Talip'e anlatır. Rahip Bahira'nın Hz. Muhammed (s.a.v)'in peygamber olacağını keşfettiği manastır ziyaret edilir¸ Peygamberimiz'in yürüdüğü o sokaklarda yürür ziyaretçi grubu… Manastırın hemen yakınında Selahattin Eyyubi'nin yaptırdığı Hz. Fatıma Mescidi edilir daha sonra…


Antik amfitiyatro da Hulûsi Efendi Hazretleri'nin Dîvân'ından ilahiler okunup¸ akustik ses sisteminin asırları aşan yankısına birde ezan-ı Muhammedî sesi karışır…


H. Hamidettin Ateş Efendi ve beraberindeki arkadaşlar¸ Peygamberimiz'in müjdesiyle¸ “Meleklerin üzerine kanatlarını gerdiği” Şam şehrine geçerler. Darendeli Derviş Paşa Camii'ni gördükten sonra¸ Şam'ın kalbi kabul edilen Emeviye Camii ve Külliyesi'ne varırlar…


Emeviye Camii


Şehrin en büyük¸ en eski ve görkemli camisi Emeviye Camii¸ kilise olarak kullanılmakta iken Şam'ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra¸ 705 yılında Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye çevrilmiştir. Daha sonraları yapılan tadilatlarla genişletilerek bugünkü halini almış ve tamamı cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Müslümanlar tarafından¸ kıyamete yakın zamanda Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği rivayet edilen “Ak minare” bu camiye aittir. Camide ayrıca¸ Hz. Yahya Peygamber'in kabri ile İmam-ı Hüseyin (r.a.)'in Kerbela'da Yezid'in adamları tarafından vücudundan ayrılarak Şam'a getirilen mübarek başlarının defnedildiği ve ziyaret edildiği bölüm bulunmaktadır. Avluda bulunan 8 sütun üzerine yükselen hazine kubbesi¸ kamu hazinesini korumak amacıyla Abbasiler döneminde yapılmıştır. Caminin ilginç yönlerinden birisi de¸ dört farklı mezhebi temsilen dört ayrı mihrap yapılmış olmasıdır. Ünlü İslâm âlimi İmam-ı Gazali Hazretleri meşhur eseri İhya-u Ulumi'd-din'i bu camide kaleme almıştır.


Emeviye Camii'nin kapladığı 7000 m²'lik alanda ayrıca Selahaddin Eyyubî Türbesi¸ Hz. Hüseyin'in kızı Seyide Rukiye Camii ve Türk Şehitliği ile turistik eşya satan birçok dükkân bulunmaktadır.


Camiinin kıble tarafındaki kapısından içeriye giren H. Hamidettin Ateş Efendi burada Külliye Müdürü¸ önemli Hanefi âlimlerinden seksen yaşlarında olan¸ Abdurrezzak Halebi'yi ziyaret ederler. Minberin sol tarafında¸ caminin ön tarafına yakın bir mahalde Hz. Yahya Peygamber'in mübarek başı bulunmaktadır. Hz. Yahya (a.s.)'da¸ babası Hz. Zekeriyya (a.s.) gibi kendi milleti tarafından şehid edilmiştir. Bir tamirat esnasında Hz. Yahya (a.s.)'ın başının içinde olduğu tabut bulununca¸ yüz yıllardır Emeviye Camii'nde ziyaret edilmektedir


H. Hamidettin Ateş Efendi ve beraberindekiler¸ caminin iç avlusuna çıkarken o arada¸ Peygamberimiz'in ciğerparesi Hz. Fatıma'nın evladı¸ cennet gençlerinin Efendisi¸ Hz. Hüseyin (r.a.)'ın mübarek başının bulunduğu kutlu mekânı ziyaret ederler.


Daha sonra Emeviye Camii'nin hemen yakınında bulunan¸ Selahaddin-i Eyyubî'nin kabrini ziyaret edip¸ Selahaddin-i Eyyubî Türbesi'nin avlusunda¸ 1914 yılında Filistin'de uçakları düşen ve ilk hava şehitlerimiz olan Fethi Bey¸ Sadık Bey ve Nuri Bey'in kabirlerine Fatihalar okurlar.


Sonra¸ Sultan II. Abdülhamid'in yaptırdığı Hamidiye Çarşısı gezilir. Oradan ayrılıp müezzinlerin piri Bilal-i Habeşi Hazretleri ve civarındaki sahabi efendilerimizin kabirlerini ziyaret ederler.



Tasavvuf Büyüğü Mevlâna Halid-i Bağdadî (k.s.)


Şam'daki en önemli son ziyaret yerlerinden biri de¸ Tarikat-ı Nakşbendî pirlerinden Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretleri'nin Kasiyun Dağı eteğindeki¸ büyük kabristanlıkta bulunan “Halid-i Hadra” diye adlandırılan türbesidir.


Sultan II. Abdulhamid zamanında tamirat gören Mevlâna Halid-i Bağdadî Türbesi'ne dar yollardan gidilir. Türbe-i şerifte diz üstüne oturulur ve silsile-i şerif okunur. Çok maneviyatlı bir ziyaret gerçekleşir. Çıkışta H. Hamidettin Ateş Efendi ilgililerden bilgi alır. Bu mekânın da tamir edilmesi gerektiğini vurgular. O sırada ilgililer¸ bu ziyaretgâhın bir Türk firması tarafından tamir edileceğini¸ projenin yakın zamanda hayata geçeceğini müjdelerler.


Süleymaniye Külliyesi


Şam'daki Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi¸ 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Külliye'ye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklenmiştir. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimarî düzene sahip olan külliye¸ özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekânlarından birisidir. Avluda şu anda bir Askerî Müze bulunmasının yanı sıra külliye kısmında da turistik eşyalar satan bir kaç dükkân mevcuttur.


Yine Süleymaniye Külliyesi içerisinde¸ 1926 yılında İtalya'nın San Romeo kentinde vefat eden son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin'in mezarı ziyaret edilir. Bu arada turizm firması görevlilerinden biri¸ kabristan civarındaki dut ağacından iki tane dut koparır ve H. Hamidettin Ateş Efendi'ye uzatır. Hamidettin Efendi: “Nereden aldınız bu dutları?” diye sorar. O arkadaş da kabristanlıktaki dut ağaçlarından aldım der. Hamidettin Ateş Efendi: “Burası vakıf malıdır¸ külliyedir¸ vakıf ağaçlarının dutlarını biz yiyemeyiz.” diyerek manidar bir cevap verir. Oradan ayrıldıktan sonra¸ Şam pazarında kilolarca taze dut satın alınır ve arkadaşlara ikram edilir…


Şam ziyaretinde¸ Peygamber Efendimiz'in torunu¸ Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın kızı¸ İmam-ı Hasan ve Hüseyin (r. anhüm)'in kız kardeşi Seyide Zeynep (r.ah.)'in kabri de ziyaret edilir. Kabri Şam'daki Seyide Zeynep Camii içerisindedir. Hz. Zeynep (r.a) Kerbela vakasını bizzat yaşamış¸ bütün yakınlarının ölümünü izlemiş¸ çok cefalar çekmiş¸ yüksek manevî makamlara sahip hanımlardandır.


Seyide Zeynep Camii çok güzel bir şekilde yapılmış¸ adeta yeniden imar edilmiş ve bir külliye haline gelmiştir. Cami gayet temiz ve bakımlıdır.


Üçüncü gün ilk uğranılan yer¸ Şam'ın önemli ziyaret yerlerinden biri olan Muhyiddin İbni Arabî'nin kabrinin bulunduğu mekândır. Önce yanındaki Yavuz Sultan Selim Camii'ne girilir. İki rekât namaz kılınır. Caminin ana kapısından çıkınca hemen sağında aşağı doğru inilir¸ merdivenler ziyaretçi grubunu Muhyiddin İbni Arabî'ye kavuşturur.


Bu fasılda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin şu mısraları hatıra gelir. Mektûbat'ında geçen şu mısralar Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin huzurunda okunur:


Söz atan Hazret-i Muhyiddin'e


Töhmet etmiş olur ehlü'd-dîne


Sözünü bilmeyen erbâb-ı garaz


Kendisi lâyık olur tel'îne


Ziyaretçi grup¸ Türkiye'ye dönüşte¸ Şam karayolu üzerindeki Hama'ya uğrarlar. Hama'daki Su Dolapları'nın tarihi ve çalışması hakkında bilgi alırlar. Yunus Emre misali Hulûsi Efendi Hazretleri'nin Mektûbat'ındaki şu mısralar burada hatırlanır:


Dolabın meyli âba


Âbın meyli dolâba


Ma'kûs olan dü meylin


Devri bir inkılâba


(Dolap suya¸ su dolaba meylederse uygundur. Lakin meylin tek istikamette olmaz iki yöne birden olursa¸ o zaman iş tersine gider. Niyetinde iyi bir inkılâp yani değişim olmaz¸ istikametini tek yöne veremezsen¸ yanlış tarafa doğru sen değişirsin ki¸ o da ne acıdır.)


Bir sonraki şehir Humus'tur. Suriye'nin diğer şehirlerine göre yapıların ve temizliğin daha belirgin olduğu göze çarpan şehir¸ turizm açısından pek çekici olmasa da; tarihî eserlere ulaşım açısından önemli bir konuma sahiptir. Halid Bin Velid Hazretleri'nin türbesinin de içerisinde bulunduğu cami bu şehirdedir.


Halid Bin Velid Hazretleri


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in¸ hakkında “Ne güzel kul.” diye buyurduğu sahabidir. Lakabı Seyfullah (Allah'ın Kılıcı)'dır. Hz. Peygamber (s.a.v.) Mute Savaşı'ndaki başarısından ötürü onu Allah'ın kılıcı diye övmüştür. Hicrî yedinci yılda Müslüman olmuştur.


Kabri Suriye'nin 3. büyük şehri¸ Humus'ta Halid bin Velid Camii'ndedir. Türbedeki kabrinin yanındaki küçük kabir de Hz. Halid'in oğlu Abdurrahman'a aittir. Ayrıca cami içerisinde Hz. Ömer'in oğlu Ubeydullah'ın kabri de vardır. Burada da kurbanlar kesilir¸ fakirlere dağıtılır.


Halep'te Ziyaretler


Humus'tan Halep'e geçilir. Türk sınırlarına yaklaşık 60 km. mesafede bulunan Halep¸ aynı zamanda Suriye'nin ikinci büyük şehridir. Halep'teki en önemli gezi ve ziyaret yerlerinden olan Halep Kalesi ziyaret edilir. Daha sonra da Hz. Zekeriya (a.s.)'nın kabrinin bulunduğu camii (Umeyyed Camii) ziyaret edilir.


Umeyyed Camii içerisinde Hz. Yahya'nın babası olan Hz. Zekeriyya Peygamber'in türbesi de bulunmaktadır. Büyük ve sade bir mihrabın yanındaki el işçiliği ahşap minber¸ tarihin nakışlarını üzerinde taşımaktadır. Külliye'nin avlusu gayet geniştir¸ mermer döşeli ve çok ferahtır. Umeyyed Külliyesi 2006 yılında çok güzel bir restorasyon ile tanzim edilmiştir. Halen süren savaş sebebiyle yıkık vaziyettedir.


Bu arada Halep'te¸ Ömer ibni Abdülaziz (II. Ömer)'in türbesi ve içerisinde bulunduğu cami ziyaret edilir. Fatihalar okunur. Burada da güzel bir manevî hava teneffüs edilir.


Halep Kapalı Çarşısı'nda dolaşmaya¸ tarihe tanıklık etmeye devam edilir. Sokaklarının uzunlukları toplamının 10 km'den fazla olduğu söylenen çarşının büyük bir kısmı 15. yüzyılda yapılmıştır. Ortadoğu'daki en uzun çarşı niteliğinde olan bu çarşı¸ birbirini takip eden hanlardan oluşmaktadır.


Çarşı içindeki çok sayıda kervansaray günümüzde imalathane olarak kullanılmaktadır. Bu büyük çarşıda işkollarına göre ayrılmış esnaflar genel olarak; turistik eşyalar ile baharat¸ halı-kilim¸ ip¸ giysi¸ dokuma ve el işleri satarlar. Grup daha sonra Memluk Valisi Argun Al Kamil tarafından akıl hastaları için yaptırılan Bimaristanı gezer. Bir zamanlar su ve müzikle tedavinin etkin olarak kullanıldığı önemli bir tarihî sağlık merkezi olarak kullanılmıştır. Halep'teki ilginç eserler arasında yer alan bu mekân turistler tarafından da ilgiyle gezilmektedir.


Âdiliye ve Kerimiye külliyelerine uğranır. Kerimiye Camii'nde Peygamberimiz'in mübarek ayak izi ziyaret edilir. Üzerinden akan sudan bir bardak içer sırayla ziyaretçiler. Peygamberimiz'e salât-u selâm getirerek ziyaretlerini tamamlarlar.


Bu arada birkaç yıl önce Umre ziyaretinde tanışılan Halepli İbrahim Abdullah ve ailesiyle görüşülür. Bu hatırayı da bu arada zikretmekte fayda vardır. 2005 yılındaki Umre ziyaretinde Uhud'da Okçular tepesinde otururken¸ aşağıdan gelen üç kişi gören Hamidettin Efendi: “Şu arkadaşlar Sivaslılara benziyor¸ çağırın tanışalım.” buyurur. O kimseleri arkadaşlar çağırdıkları zaman sorulunca; “Biz Suriye'de yaşayan Türk asıllı kimseleriz.” diyerek cevap verirler. Sonra bir dostluktur başlar ve ilerler… Bu konu Halep'te anlatılınca¸ İbrahim Abdullah'ın babası söze karışır: “Seyyid Hamidettin Efendi doğru buyurmuş. Bizim aslımız Türkiye'den¸ Sivas şehrinden 300-400 yıl önce Suriye'ye gelmiş” deyince işin sırrına vâkıf olunur…


Artık Türkiye'ye dönüş yakınlaşmıştır. Türkiye sınır kapısına gelinir. Türk bayraklarını görünce herkes heyecanlanır. Türkiye'ye¸ aziz vatanımıza kavuşmanın heyecanı yürekleri kaplar. Kendi vatan topraklarına ayak basarlar. Sağ salim ülkemize döndükleri için şükrederler.

Sayfayı Paylaş