GÖNÜL

Somuncu Baba

Dilimizde kalp ve yürek kelimeleriyle ifade edilen gönül¸ kültür ve edebiyatımızda olduğu kadar dinî düşüncemizde de önemli bir yere sahiptir.

Dilimizde kalp ve yürek kelimeleriyle ifade edilen gönül¸ kültür ve edebiyatımızda olduğu kadar dinî düşüncemizde de önemli bir yere sahiptir. İstek¸ sevgi ve nefretin oluştuğu yerdir. İnsanı insan yapan ve insanı insan olmaktan çıkaran da yine gönüldür.
Tasavvuf inancında gönül¸ çoğunlukla ten kafesinde hapsedilmiş bir
kuşa benzetilir. Yaratılış sırasında maddesi toprak olan insana
Allah’ın üflediği bir ruhtur o. Bu nedenle hapsedilmiş olduğu
beden kafesinden kurtularak¸ asıl ait olduğu yere¸ mutlak sevgiliye bir an önce
kavuşmak için çırpınır durur.
O¸ aynı zamanda çabucak kırılabilecek özelliğe sahip¸ içinde
can ipliği veya fitili yanan cam bir fanustur. Bu anlamı ifade etmek için
bir türküde şu sözlere yer verilir:
Kırma gönül şişesini
Yapan bulunmaz bulunmaz
Küçük bir kainât olarak kabul edilen insandaki Allah’ın
misafir olarak bulunduğu makam ve meskenidir. Nasıl ki Kâbe Allah’ın
yeryüzündeki evi ise¸ insan bedeninde bulunan bu yer de gönüldür.
Yunus Emre bu durumu
Gönül Çalab’ın tahtı
Ç
alap gönüle baktı
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıktı ise
mısralarıyla anlatır. Allah’ın cemal ve celal gibi sıfatlarının tecelli
ettiği yerdir gönül. Bir kutsi hadiste “Ben yere ve göklere
sığmadım¸ ancak mü’min bir kulumun gönlüne sığdım” buyrulmaktadır
ki bir ilahide bu durum
Yere göğe sığmayandır müminin gönlündedir
Gönlümün içinde sultanımdır Allah hû diyen
sözleriyle dile getirilmektedir.
Fakat Allah’ın bir gönle tecelli etmesi için bazı şartlar
vardır. Öncelikle Allah’ın tecelli edeceği gönlün¸ her
türlü günahtan arınarak saf ve berrak bir hale gelmiş olması
gerekmektedir. İkinci olarak da büyük mutasavvıflardan Şemseddin
Sivâsî’nin
Sür çıkar gayrı gönülden tâ tecelli ede Hak
Padişah konmaz saraya hâne mâmûr olmadan
mısralarıyla anlattığı gibi masiva¸ gayr ve ağyâr kelimeleriyle ifade
edilen¸ Allah sevgisinden başka tüm sevgilerin sürüp çıkarılmış olması
şarttır. Çünkü padişah olarak kabul edilen Cenab-ı
Hakk’ın¸ insan ülkesinin gönül sarayına misafir olabilmesi
için o sarayın misafirin şanına lâyık bir hale getirilmesi
gerekmektedir.
Ç
eşitli hadislerde ifade edildiği üzere¸ işlenen her günah¸
kalpte siyah bir nokta olarak belirmektedir. Günahlar çoğaldıkça¸
kalpteki siyah noktalar da çoğalmakta ve zamanla kalp simsiyah olmaktadır.
Bundan sonra ise kalp mühürlenir ve hissiz ve kaskatı bir hal alır.
Mutasavvıflar tarafından Allah’ın tecellilerini yansıtan bir aynaya benzetilen
gönlün bu tecellileri yansıtabilmesi için yukarıda ifade ettiğimiz
günahlardan meydana gelen kir ve paslarda temizlenmesi ve cilalı bir şekil
alması gerekmektedir. Kalpteki bu lekeleri silmek için günahlardan
dolayı tövbe ederek Allah’a sığınılmalıdır.
İnsan vücudunda bu kadar önemli bir konuma sahip olan gönül¸
kırılmaması gereken bir uzuvdur. Gönül kırmak büyük günahlardan
sayılmaktadır. Gönül kıran bir müminin halini Yunus Emre şu
şekilde izah eder.
Bir kez gönül kırdın ise
O kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Buna göre gönül kıran bir müminin abdest alması¸ başka
din ve inançlara sahip olan insanların el ve yüzlerini yıkamasına
benzer. Dolayısıyla namazın şartlarından biri olan abdest gerçekleşmediğinden¸
kılınan namaz da namaz özelliğine sahip olmayacaktır. Aynı şiirin
son dörtlüğü de şöyledir.
Yunus Emre’m der hoca
İstersen git bin Hacc’a
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir.
İmâm-ı Rabbanî de bu konuda şunları söylemektedir: “Kalp
kırmaktan oldukça sakınınız. Allah’ı en çok inciten büyük
günahlardan ilki Allah’ı inkardır. Bundan sonra ise kalp kırmak gelmektedir.”
Yazımızı Alvarlı Muhammed Lütfi’nin bir şiiriyle bitirelim.
Ol fakir ki yüzün bakar
Gözlerinin yaşı akar
Mü’min olan kalp mi yıkar
Boynuna lanet mi takar
Sakın incitme bir cânı
Yıkarsın arş-ı Rahmân’ı

Sayfayı Paylaş