GÖNÜL UMMANI

Somuncu Baba

Es-Seyyid Osman Hulûsi Vakfı¸ yıllardır çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunmaktadır. Şiir¸ şerh¸ resim¸ fotoğraf¸ ebru¸ hat¸ minyatür yarışmaları tertip etmektedir. Vakfımızın kurucusu Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri ve mübarek ecdadı hakkında 2002 yılında yapılan bir şiir yarışmasında Çukurovalı Âşık Osman Feymani birincilik ödülünü almıştı. Somuncu Baba Hazretlerini anlattığı şiirinden birkaç dörtlük paylaşalım:

Es-Seyyid Osman Hulûsi Vakfı¸ yıllardır çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunmaktadır. Şiir¸ şerh¸ resim¸ fotoğraf¸ ebru¸ hat¸ minyatür yarışmaları tertip etmektedir.  Vakfımızın kurucusu Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri ve mübarek ecdadı hakkında 2002 yılında yapılan bir şiir yarışmasında Çukurovalı Âşık Osman Feymani birincilik ödülünü almıştı. Somuncu Baba Hazretlerini anlattığı şiirinden birkaç dörtlük paylaşalım:


 


Masumu pâk olmuş asrın kirine


Gözyaşları dökmüş kulun ecrine


Yirmi dört kuşaktan nur zincirine


Halkasını takmış Somuncu Baba


 


Hizmet etmiş daim söz irfanına


Kastetmemiş bir canlının canına


Yirmi dört kuşaktan nur zincirine


Gönüllere bakmış Somuncu Baba


 


Sahilsiz Umman


Feymani¸ yarışmaya katılmış¸ Darende'yi ziyaret etmiş¸ Çukurova'ya dönmüştü. İkinci ziyaretinde ise bir armağan şiirle geldi. "Yarışma kastıyla değil¸ Hulûsi Efendi'yi¸ o Gönül Sultanını¸ gönülden tarif etmeye çalıştığım bir armağan" dediği şiirini H. Hamidettin Ateş Efendi'ye sundu. Şiir gerçekten bir kelime içinde bin mânâ gizli sahilsiz bir gönül ummanıydı. Çukurovalı Feymani'nin muhabbetli mısralarına birlikte bakalım:


 


Damlayı deniz eylemiş


Ummandır Seyyid Hulûsi


Rasûlün soyundan gelmiş


Sultandır Seyyid Hulûsi


 


(Bir damla iken¸ büyük bir kâinatı içine alabilecek gönül insanları ummana¸ deryaya benzerler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in soyundan gelen Gönüller Sultanı Hulûsi Efendi Hazretleri de bir mürşid-i kâmil olarak hudutsuz bir deryadır.)


Hazret kendi Dîvân'ında şöyle buyurur:


 


Zerresi mihre erer katresi bahra erer


Bir aceb sırra erer feth olur esrâr-ı aşk



(Sâlik¸ mücahedesi ile uzun çaba ve gayretlerden sonra¸ güneşe ulaşan zerre¸ denize kavuşan damla¸ herkesin bilmediği sırra vardırıp sırlarını açar.)


 


Gönül Bestesi


H. Hamidettin Ateş Efendi Hulûsi Efendi'nin gönül deryasını şöyle tarif ediyor:


"Maverâünnehir'den gönüllere akan bir nehir olan Dîvân edebiyatı¸ bugün hudutsuz bir deryadır. Bu deryanın derinliklerinde inci ve mercanlar saklıdır.


Edebiyatımız;  şiirin her türlü motifinin işlenmiş olduğu güzel bir halıdır. Gönül saraylarını süsleyen bir gül dalıdır. İlâhî aşkın en coşkun şekilde anlatıldığı¸ şairin ruh hâlidir¸ düşüncenin dilidir. Aşk duygusunun gazel mısralarındaki ifadesi¸ ideal güzelliğin çağlardan çağlara yankılanan sesidir. Güzeller güzeline yazılan en müstesna na'tların güftesi¸ en samimî dost meclislerinin gönül bestesidir. Şairin¸ bir olanın aşkıyla kaleme aldığı¸ tevhidi¸ münacatı¸ kasidesi¸ ağlayan kalbin inlemesidir.  Değişik tasvirlerle¸ öğüt veren beyitlerle ahlâkî anlatımların destanlaşan mesnevisidir."


Gönül¸ kâinatı kuşatacak bir genişlikte yaratılmıştır. Bunu en iyi ifade eden kelime deryadır. Gönülde kopan hüzün dalgalarının belirtisi¸ gözden akan sıcak yaşlardır. Gönül deryası coşup kaynadı mı âşığın gözlerinden sicim gibi gözyaşları akar. Katreyi deryaya salıp nehir eden¸ deryayı coşturup buharlaştıran aşktır. Hulûsi Efendi bir beyitte şöyle buyurur:


 


Hulûsi anın pâyına yüz koy da olup hâs


Deryâsına gavvâs


Dal bahr-ı muhîtine de âzâde-i aşkım


Dür-dâneyim ammâ


 


(Ey Hulûsi¸ (sevgilinin) ayağına yüzünü koyup onun saf aşk deryasına dalgıç olup O sevgilinin denizine dal¸ çünkü ben aşktan dolayı hürüm ama (aynı zamanda¸ bu deryanın) bir incisiyim.)


Hulûsi Efendi¸ son beyitte Rahmân'ın aşk deryasına daldığını ifade etmektedir. Derya¸ tasavvufta insân-ı kâmil anlamına geldiği gibi varlık anlamını da taşımaktadır. Beyitte kastedilen anlam da budur. Yani şair¸ deryadan Allah'ın varlığını ve vahdetini kastetmektedir.


Mutlak olan sevgiliye kavuşmak isteyenlerin vahdet deryasına dalması gerektiğini¸ bu suretle maddeden kurtulabileceklerini ifade etmektedir. Feymani'nin şiirinin ikinci dörtlüğü şu şekildedir:


 


Ali-Fatıma'nın aslı


Hüseyni Kerbela faslı


Somuncu Baba'nın nesli


İrfandır Seyyid Hulûsi


 


(İlmin ve irfan şehrinin kapısı olan Hz. Ali (r.a.)'nin soyundan¸ Hz. Fatıma'nın asliyetini¸ Hz. Hüseyin (r.a.)'in kokusunu taşıyan¸ soy silsilesi Somuncu Baba'dan devam eden Hulûsi Efendi irfan hazinesidir.)


 


Kalbî Derinlikler


Yine bu dörtlüğün merkezindeki irfan ifadesini açıklamak için H. Hamidettin Ateş Efendinin beyanına başvuralım. O diyor ki:


"İlimle elde edilen bilginin manevî bir idrakle kök salmasına¸ “irfân” denir.  Ârifler gördükleri ve duyduklarına sır¸ hikmet ve ilâhî tecellîler açısından bakabilen yetişkin insanlardır. İlim tohumu¸ maneviyat toprağına kavuştuğu anda irfân fidanı olarak filizlenir¸ dallar ve meyveler verir.  Âriflerin kelamı kalbe tesir eder¸  duyguları derinleştirir. Onlar söz ile değil hal ile örnek oldukları ve insanlığa yaratıcının ismiyle hizmet ettikleri için etkileri kalıcı olur¸ nesilden nesile taşınır. 


Her ilim¸ yerinde ve doğru olarak kullanıldığı takdirde fayda sağlayabilecektir. Büyüklerimiz iki cihan mutluluğu için zâhirî ilimleri tahsil etmenin yanında manevî ilimleri de öğrenmeyi elzem görmüşlerdir. Onun için onlara "zülcenaheyn" (iki kanatlı) denmiştir.  Marifet ilminden yani kalbî derinlikten mahrum olanların ilmi noksan sayılmıştır. Eşyanın hakikatine vâkıf olmak ledün ilmine vukufiyeti gerektirir. Bunun sırrı ise maneviyattır. Hakîkate vâkıf olan mürşid-i kâmiller¸ irşâdları ile gönül halkaları içindeki çoğu insanı ilmin basamaklarında yükseltirken¸ marifetin cevherleriyle de iç âlemlerini tezyin etmişlerdir."


Ulular yolundan gitmiş


Veliliğin ispat etmiş


Düşkünün elinden tutmuş


Lokmandır Seyyid Hulûsi


 


(Allah'ın vermiş olduğu velilik vasfıyla¸ büyüklerin yolundan yürümüş¸ düşkünün ayağı eli olmuş¸ dertlere deva sunmuş¸ Lokman olmuş bir Allah dostudur Hulûsi Efendi.)


 


Gelmiş bir ulu şehire


Çıkmış bir yüce sefere


Kir bahrine düşmüşlere


Kaptandır Seyyid Hulûsi


 


(Somuncu Baba Hazretlerinin Darende'yi yurt tutmasıyla¸ bu yüce neseb-i âlinin evlatları manevî yolculuklara çıkmış¸ insanları kötülük bataklıklarından iyilik deryasının kıyısına taşımıştır.  Onun ahlâkı¸ örnekliği¸ hayatı¸ insanlara öğütleri binlerce insanın gönlünü temizlemiş¸  günah kirlerinden arındırarak¸ güzellik diyarına ulaşmalarına vesile olmuştur. O öyle bir maneviyat gemisinin kaptanıdır ki¸ dünyevî fırtınalar¸ onun selamet gemisini etkilemez. O gönül gemisinde kendine yer bulanlar huzura yelken açarlar.)


 


Ol düşkünü naçizlere


Dünyalıkça tacizlere


Biçareyi – acizlere


Dermandır Seyyid Hulûsi


 


(Kimsesiz¸ yardıma muhtaç¸ insanların zulme uğramış¸ çare arayan herkese elini uzatmış¸ derdine derman sunmuştur.)


 


Gönül Gönüle Yaşamak


Bir sosyolog Hulûsi Efendi (k.s.)'yi bu minval üzere şöyle tarif ediyor:


"Darende'de gündelik hayat ve tasavvuf her zaman iç içe olmuş ve birbirini etkilemiştir. Tasavvuf hiçbir zaman¸ onu yaşayanları pasif ve tembel bir hayata itmemiş; aksine Somuncu Baba'dan etkilenen bu insanlar¸ onun dediği gibi elinin emeği ile geçinen¸ başkalarının ellerindekinden ümidini kesen kişiler olmuşlardır. Kendini Allah'a adamış olmak¸ gündelik hayattan¸ herkes gibi çalışıp kazanmaktan¸ ailelerinin geçimini sağlayan bireyler ol­maktan alıkoymaz. Zaten¸ her şeyden elini eteğini çekip¸ yalnız ahiret için çalışmak¸ İslâm'ın özüne ters olan bir hayat tarzıdır. Hem dünya hem de ahiret için çalışmak esastır. Osman Hulûsi Efendi de bu konuda örnek bir şah­siyettir. Üstelik Darendede tarıma elverişli arazile­rin az olduğu¸ yaşayan hal­kın hayat standartlarının or­­ta ve ortanın altında ol­duğu göz önünde bulun­du­rulursa¸ Osman Hulûsi Efen­di'nin bu ilçeye¸ kom­şu ilçe ve beldelere yap­mış olduğu hizmetler daha iyi anlaşılır sanıyorum. Çünkü bu hizmetler¸ bir can sıkın­tı­sının¸ boş zamanı değer­len­dirme arzusunun neticesinde değil; biz­zat gündelik hayatın ihtiyacından doğmuştur. Bu anlamda Hulûsi Efendi¸ bir­çok insanın iyi bildiği gibi bu hizmetleri gerçekleştirmeye bir ömür ada­mıştır.


Sosyolojik açıdan göreceğimiz diğer bir boyut da¸ bir tasavvuf ehli olan Osman Hulûsi Efendi ile diğer mürşidler ve ilim adamları arasında herhangi bir rekabet veya güç mücadelesi olmamış; şeriat ile hakikat¸ başka bir deyiş­le de zahir ile batın bir arada ve gönül gönüle yaşamıştır. Bu gönül gönüle oluş¸ buradaki toplumsallığın mahiyeti açısından da önemli bir etkendir.


Ayrıca Osman Hulûsi Efendi'nin hayatını enine boyuna incelediğimiz­de¸ onun kan davası gibi büyük kavgalardan¸ aile münakaşalarına veya komşu anlaşmazlıklarına kadar bıkıp usanmadan¸ bunları başarıyla sulh etti­ğini görürüz. Kendini İslâm'a ve onun yaşanmasına adamış olan bu zat¸ öm­rünü İslâm üzere ve barışa yönelik işler yaparak geçirmiştir."


Feymani'nin şiirinde şu dörtlük de çok dikkat çekici:


 


Şuârâyi üstatıdı


Mimarıdı – Hattatıdı


Belli Kutbul Aktabıdı


Devrândır Seyyid Hulûsî


 


(Maneviyat önderi¸ zamanın kutbu olan Hulûsi Efendi¸ sanat ve estetik anlamda çok yüksek kabiliyetlere sahip şiir¸ güzel yazı¸ edebiyat uzmanlığı gibi birçok alanda dâhi derecesinde bir üstün kabiliyet sahibidir. Onun manevî cazibesinin etrafında hayatın dönüp¸ deveran ettiği bir hakikattir.)


 


Ahlâk numunesi¸ sevgi insanı Hulûsi Efendi'nin yüce şahsiyetini¸ mükemmel karakter yapısını¸ muhabbetini ve edep timsali oluşunu anlatan bir dörtlük:


 


Sevgi vardı ikrâmında


Değildi Dünya gamında


Edep-hayâ makamında


Osman'dır Seyyid Hulûsi


(İkram etmeyi çok sever¸ iyilikleri ve güzellikleri muhabbetle herkesle paylaşırdı. Dünyevî hesaplar içerisinde olmayıp hayatının merkezinde edep vardı. Seyyid Hulûsi Efendi Hazreti (Hz.) Osman misali hayâ timsali idi.)


 


Edeb ve Hayâ Numûnesi


İslâm'ın dört erkânı dört büyük direği olarak duran sahabe Efendilerimizden Hz. Ebu Bekir¸ sadakatiyle¸ Hz. Ömer adaletiyle¸ Hz. Osman yumuşak huyluluğu¸ edebi ve hayâsıyla¸ Hz. Ali de (r.anhüm) yüce merhametiyle Peygamberimizin ahlâkını hayatlarına tatbik etmişlerdir.


Bir ara Rasûl-i Kibriya'nın yanında bir melek bulunuyordu. Hz. Osman oradan geçiyordu. Melek:


— Ya Rasûlallah¸ buradan geçen kimdi¸ diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.):


— Affan'ın oğlu Osman'dır¸ dedi.


Melek bu ismi duyunca hemen ayağa kalktı:


— Ey Allah'ın Rasûlü¸ bu insanın edebinden bütün gökteki ve yerdeki melekler sıkılırlar. Edebinden dolayı kendisini sevip¸ hürmet ederler. Bunun Allah nazarında derecesi çok üstündür.


Âşık Feymanî de Hulûsi Efendi Hazretlerinin edeb ve hayâ bakımından Hz. Osman (r.a.)'ın edebiyle aynı olduğunu yukarıdaki mısralarla dile getirir. Ve şiir şu dörtlükle tamamlanır:


 


Feymani bu seyrâneye


Gelen döner pervâneye


Darende'den tüm dünyaya


İhsandır Seyyid Hulûsî


 


(İlâhî güzelliklerin seyran edildiği¸ müşahede edildiği Hulûsi Efendi Hazretlerinin irfan iklimi¸ maneviyat muhiti Darende'den dünyaya manevî bir ışık yayılmaktadır. Bu ışığın etrafında muhabbetli gönüller pervane kesilirler. Hulûsi Efendi¸ muhterem evlatları¸ eserleri ve vakfı insanlığa ışık tutan bir güzellik¸ Allah'ın lutfu ve ihsanıdır. )


 


Aşk Ateşine Yanmak


Pervane¸ yani kelebek¸ ilahî aşkın simgesidir. Pervane¸ ışığı görünce dayanamaz; etrafında döner¸ kanat çarpışları gittikçe hızlanır¸ sonunda kendini ateşe atar ve yanar. Ne ses¸ ne çığlık koparır. Şairler de ilahî aşk söz konusu olunca pervane metaforuna başvururlar. Hakiki dost olan¸ Allah'ın muhabbeti etrafında pervane döner. O'nun aşkı¸ sıradan aşklara benzemez. Harap olmuş gönlü abad eder¸ hazineleri mesken haline getirir. Bütün sâliklerin¸ Hak yolcularının dileği bu muma pervane olup yanmak¸ yok olup ona kavuşmaktır. Gönül¸ sevgilinin mekânıdır. Gönül¸ "Ben¸ kâinata sığmam¸ mü'min kulumun kalbine sığarım." diyen güzeller güzelinin¸ cemâl-i mutlak sahibi Zat-ı akdesin beytidir. İlahi aşkla sermest olan sâlikin dünya ve masivadan geçerek varlığını feda etmesinde şaşacak bir durum yoktur. Bu aşk ateşine yanmak onun için en güzel lütuftur.


Feymani'nin başka bir şiirinin son dörtlüğüyle yazımızı tamamlayalım:


 


Feymani gönülden sevdim burayı


Yitirmemiş an'aneyi töreyi


Kısmet imiş gezdim ben bu yöreyi


Evliyalı¸ erli¸ pirli Darende

Sayfayı Paylaş