GENÇ ARKADAŞLARIMA NOTLAR: YAZMAYA DAİR-1

GENÇ ARKADAŞLARIMA NOTLAR: YAZMAYA DAİR-1

Genç arkadaşlarımın ve bazı öğrencilerimin “yazma” ve “okuma” kavramları etrafında sordukları bazı sorulara “genç arkadaşıma not” başlığıyla 10 maddede cevap vermeye çalışacağım. Önce şunu söyleyeyim: Okuma, araştırma yapma ve yazma niyetinde olan gençleri görmek beni umutlandırıyor.

Umutlanıyorum… Memleketim ve milletim için bu gençlerin sayıları artarak devam etsin, diye dua ediyorum. Çünkü nitelikli yazarların ve okuyucuların artması, mesleki gelişmenin yanında toplum refahını ve huzurunu da artıracaktır. Bu bakımdan önerilerime eleştirel bakıp sizin de tespitlerinizi yazmanızı dilerim.

Bir – Yazmak, dertleri dile getirmek sağaltıcıdır. Zira yazmaya başlayınca dostların artacak. Harflerle, kelimelerle, kalemle, defterle, kitapla dost olacaksın. Her kitap yeni bir dosttur. Okurken, yazarla halleştiğini fark edersin. Evet, okumak sohbet etmektir.

İki – Kim nasıl yazıyor? Bu sorudan yola çıkarak okumak “yazma fikri”ni besler, akademik süreçte yolunu aydınlatır. Zira bu soru sana daha dikkatli ve eleştirel okuma fırsatı sunacak.Keza “kim nasıl yazıyor?” sorusu, nitelikli yazarla sohbet etmeni temin edecektir.

Üç – Yazdığın her metni yayınlatma çabasında olman normal. Fakat yazdıklarını yayımlayacak bir dergi veya yayıncı bulamayabilirsin; gamlanma… Yazma çabası, elbette bir bilgiyi, duyguyu veya düşünceyi başkalarıyla paylaşma niyeti taşır. Yazdıklarımızı birileri okusun, isteriz… Lakin kimse okumasa da sen yaz; kendi kendinle paylaş. İnsan, fikrini önce kendisiyle paylaşmasını bilmeli. Yazı, ona ayna olmalı. Aklından geçenleri yazarak, insan önce kendini sınırlamayı öğrenir.

Ve insan, sınırını öğrenerek insan olur.

Dört – Yazmaya başladığında, okuman, dinlemen ve gözlemin daha da zenginleşecek. Sistematik düşünmeye başlayacaksın. Yazı, sadece kelimeleri bir cümle içinde inci gibi dizmek değildir… Yazma çabası, aklını fikrini de düzene sokacak. Şimdi soruyorum sana: Sahi, bu az şey midir? Hayır. Yazmak, eğer harflerin gizemini ve kelimelerin manasını çözersen, ruhâni bir yolculuğa çıkmak demektir.

Beş – İyi okuyucu, samimi dinleyici ve nitelikli gözlemci olmadan “iyi” yazar olunmaz. Bunu bir kere aklının bir köşesine yazmalısın. Severek, zevk edinerek okuduğun gibi, öğrenmek için zorlanarak da okumalısın. Yeni bilgileri tahsil, yeni düşünceleri öğrenmek dikkatli, sabırlı ve kararlı olmayı gerektirir. Bıkmadan usanmadan okumaya, dinlemeye, anlamaya ve öğrenmeye çalışırsan yol alırsın.

Altı – Genç arkadaşım, yazma ve okuma ilişkisinde temel sorun nedir, biliyor musun? Okumadan, incelemeden, sonra öğrendiklerinin sağlamasını yapmadan, sözü iç âleminde demlemeden “yazar” olacağını düşünenler var. Hayır, önce nitelikli eserler okuyarak, dikkatli inceleme ve gözlem yaparak, sözü demleyerek yazmaya hazırlanmalısın.

Yedi – Eğer yazmak istiyorsan; önce sahaflarla dost olmayı bil. O eski, bir okuma meraklısının terekesinden intikal etmiş, orası burası çizilmiş, üzerine notlar alınmış veya forması bile açılmamış kitaplar… İşte onların her biri birer hazinedir. Sen hazine avcısı olmaya çalış.

Sekiz – Senin için yazar muhiti de önemli… İlim adamı ve sanatkâr muhit içinde yetişir. Çünkü muhit düşünce ırmağının yatağıdır. Peki, muhite nasıl sahip olacaksın? İlim ve sanat adamlarıyla tanışarak, halleşerek… Bir fikri takip ederek. Bunun için kitabevlerinde, sahaflarda ve kahvehanelerde kurulan dostluklar mühimdir. O sebepten sana, dost olmayı öneririm. Kitapla, okuma sevdalılarıyla ve kalemle dost ol. Dost ol; zira muhit dostlukla inşa olunur.

Dokuz – Yazmak, okumak, düşünmek… Bütün iyi işler devamlılık ister. Sabırlı, gayretli ve azimli ol. Korkmadan, usanmadan her gün yazmaya çaba sarfet.

Her gün… Kalemin mürekkebi kurumamalı. Tıpkı olimpiyatlara hazırlanan sporcu gibi, yazma ödevini yerine getirmelisin.

Şunu unutma; yazmak yola girmektir… Yol sabırla, azim ve kararlılıkla aşılır.

On – Yazma sevdalısının ilk yazısı, şairin ilk şiiri, hikâyecinin ilk hikâyesi, ilim adamının ilk eseri… Bütün bu ilkler, evli bir çiftin ilk çocuğuna benzer. O ilk çocuğun doğduğu gün, “ebeveyn” olarak hayat kitabından yeni bir sayfa açmış olursun. Durma… O kitabı okumaya devam et.

 

* Prof. Dr. Bilal KEMİKLİ

Sayfayı Paylaş