GAFLETTEN GAYRETE

Somuncu Baba

“Utan Hak'dan utan artık
Uyan artık uyan artık
Bu derd-i aşka yan artık
Uyan artık uyan artık”

Gaflet;  dinî hassasiyetlere uymakta idrak eksikliği olarak tanımlanır.  Açık gerçekleri görememe hastalığıdır. Nefsin emrine göre hareket etmektir. Her konuda yeterince uyanık ve dikkatli davranmaktan gafil olmaktır. Gaflet¸ Hak'tan habersizliktir. Zikirden mahrumiyettir. Allah'ın emir ve yasakları konusunda edebe riayetten uzak kalmaktır. Aldatıcı dünyanın uykusuna dalmaktır.


Kur'an-ı Kerim'de maddî ve mânevî yaşama gayesini bilen insanlara “zâkir” ve “ehl-i zikir”¸ bundan habersiz olanlara da “gâfil” denilmiştir. Gaflet “unutma ve yanılma” manasını da taşımakla birlikte aslında bu iki kavramdan farklıdır.  Bir şeyi bile bile terk etmek gaflet¸ bilmeden terk etmek ise unutmaktır. Kur'an¸ hayvanlardan daha aşağı seviyede bulunan ve kalpleri mühürlü olanları gâfil diye niteler[1] ve mü'minlerden gâfil olmamalarını ister.  Hadislerde de;  insanların Allah'tan¸ onun zikrinden ve ayetlerinden gâfil olmamaları istenmiş¸ gâfil kalple yapılan duaların kabul edilmeyeceği belirtilmiştir.[2]


Her dönemde gönül insanları gafletten uzak kalma konusunda uyarmış ¸  gafleti  “en büyük musibet ve kasvet” olarak tanımlamışlardır. Onlara göre en derin uyku gaflet uykusudur.[3]


Gaflet uykusundan uyanmak gerektiğine işaret eden Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸  arşivinde yeni rastladığımız notları arasında şu öğütlerde/uyarılarda bulunuyor:


 


Hâlâ bu gafletten uyanmaz mısın?


Allah'tan Rasûl'den utanmaz mısın?


Yoksa ahirete inanmaz mısın?


Âkıbet helâk-ı hüsran olursun[4]


 


(Zaman gelip geçmekte¸ sen ise hâlâ gaflet uykusunda uyumaktasın¸ artık uyanmaz mısın? Allah'tan ve O'nun sevgili Rasûlü'nden utanıp da bu uykuyu bölmelisin. Ahirete inanmıyor musun? Ahirete inanan herkeş ona hazırlık yapmalıdır. Sonra hesap günü gelir çatar da yaptığından dolayı pişman olursun.)


Ahiret hazırlığı hayatın vazgeçilmez hakikatidir. Herkes hesaba çekilmeden kendini muhasebe etmelidir.  İnsanların saçlarının siyahken ağarması¸  vücudun kuvvetli iken zayıflaması¸ zamanla belin bükülmesi gibi uyarılar¸ ikazlar¸ işaretler bize hep bu gerçeği hatırlatan hakikatlerdir.  


 


Gafleti Kalpten Kovmak İçin


Dünyayı veya bütün mahlûkatı¸ Allah'ın yarattığı ve sıfatlarının tecellî ettiği bir yer olarak kabul etmeyen¸ tefekkür gözü ile bakmayan¸ ondaki ince ve hikmetli işleri göremeyen kişilere de gâfil denir.


Gaflet olmasaydı¸ insan¸ nefsinin arzularına kul olmazdı. Bir insanın işlediği günahtan tevbe etmesi gerektiğinden gâfil olması o günahı işlemesinden daha kötü sayılmıştır.  Gafleti kalpten kovmanın tek yolu Allah korkusudur. Cehaletin de gaflete yol açtığı söylenir.[5]


İnsanlar¸ ilahî kitabın emirlerini tutmadığı müddetçe gâfildir. İlim tahsil ettiği halde¸ ilmiyle amel etmeyenler¸  ilmin cehaletine düşenler gâfillerdir. Çünkü zahirde âlim gibi görünse de¸ mânâda gaflet içerisindedir. Hulûsi Efendi Hazretleri bu konuda da şöyle buyurur:


 


Oyun oynadın mı üterim dersin


Kitabı cilt ile yutarım dersin


Bir söz söyledim mi tutarım dersin


Mademki tutmadın pişman olursun


 


(Her zaman kazanan ben olurum¸ asla kaybetmem dersin. İlmine güvenip¸ amel etmezsen¸ ne kadar kitap okumuş olsan da onu kalbine indiremediğin için cahil kalırsın. Eğer verdiğin sözü tutmazsan¸ münafıklık alâmeti göstermiş olursun ki onun da sonu pişmanlıktır.)


 


Şakik-i Belhî Hazretleri buyuruyor ki:


“İnsanlar üç şey söylerler¸ fakat fiilleriyle o söylediklerine muhalefet ederler.


1- Biz kuluz derler¸ fakat şef gibi yaşarlar.


2- Allah bizim rızkımıza kefildir derler¸  fakat kalplerini daima rızık kazanmakla meşgul ederler. 


3- Elbet biz de öleceğiz derler¸ fakat hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılırlar.”


İbrahim Edhem Hazretleri buyuruyor ki:


“1- Günah işleyeceksen¸ Allah'ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de¸ O'na isyan edilir mi? 
2- Günah işleyeceğin zaman¸ mülkünden çık! O'nun mülkünde O'na isyan edilir mi? 
3- Günah işlerken O'nun görmediği bir yerde işle! O'nun mülkünde¸ O'nun gördüğü yerde günah işlenir mi?


4- Can alıcı melek¸ ruhunu almaya gelince¸ bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir. 
5- Mezarda¸ melekler¸ sual sorunca¸ “Beni imtihan etmeyin.” diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise¸ şimdiden onlara cevap hazırla! 
6- Kıyamette “Günahkârlar Cehenneme…” dendiği zaman¸ ben gitmem diyebilir misin? 


Adamın biri çuvalını kaybeder¸ arar bulamaz. Namaza durunca hatırlar. Kölesi adama¸ “Sen namaz kılmıyor¸ çuval mı arıyordun?” der. Adam köleyi ikazından dolayı azat eder. Her işinde gafletten uzak durmaya çalışır.


Hulûsi Efendi Hazretleri de sorgu sual meleklerini incitecek kadar¸ hesabı çok olanların¸ nefsin ve şeytanın emrine uyan gafiller olduğunu bize şöyle hatırlatır:


 


Masum melekleri incitip haksız


Tâbi-i hevâ-yı şeytan olursun


 


İnsana kulluğu ve ibadeti unutturan veya kalp huzuruyla dinî görevleri yerine getirmesine engel olan gaflettir. İmam-ı Rabbanî Hazretleri buyuruyor ki: 
“Ölmek felaket değil¸ öldükten sonra başa gelecekleri düşünmemek felakettir. Ehl-i sünnet âlimlerine uyanlara müjdeler olsun.”


 


Hulûsi Efendi Hazretleri Dîvân'ında şöyle buyurur:


 


Yatarsın gaflet içre ey gönül bir gün sana derler


Uyan ey gâfil uyan gör ki vakt-i irtihâl oldu[6]


 


Şah-ı Nakşıbend Hazretleri'nin huzuruna bir çorba ge­tirirler. O esnada¸ kendileri murakabeye varırlar. Murakabeden sonra:


“Ben bu çorbayı içmem¸ çünkü bunu pişiren kimse¸ pişirdiği esnada Allahu Teâlâ'dan gâfil bulunuyordu.” buyururlar.  İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi Hazretleri de şöyle buyurur:


“Benim ihvanım¸ abdestsiz ve gafletle yemek hazırlamaz.”  


 “Eğer ebedî dünyada rahat etmek İstiyorsan¸ uykuyu ve gafleti bırak¸ bir ayağını üzengide tutan yolcular gibi hareket et.”


 


Gafletin İlacı Zikir


 


Gafleti yenmek için kalp uyanık ve zâkir olmalıdır. Bu hususta H. Hamidetttin Ateş Efendi şöyle buyurmaktadır:


“Allah'ı anmak ve hatırdan çıkarmamak¸ her mü'minin ulvi bir vazifesidir. Hüsn-i mutlakın sahibi¸ kemal sıfatlar ile muttasıf¸ noksan sıfatlardan münezzeh bulunan Rabbimizi zikretmek¸ dinimizin emri¸ dilimizin virdi¸ gönlümüzün miracıdır. İşlemeyen dişlinin paslandığı gibi kalpler de paslanır. Kalbin arınması Allah'ı bolca zikretmekle mümkündür…


Kalpleriniz tam bir bütünlük içinde Allah muhabbetine bağlı bulunsun. Allah'ın sevdiklerini sevin¸ sevmediklerine düşman olun. Dünya meşguliyeti yakanızı sarmadan önce ibadetlere¸ amel-i salihaya koşun. Ölmeden evvel fani günlerinizi ahiret saadetine iliştirmeye bakın. Allah'ın zikrinden geri kalmayın¸ ibadetinden uzaklaşmayın. Gaflet uykularından uyanıp fani günlerin sonu için hazırlanın.”[7]


Hulûsi Efendi (k.s.) ölüm uykusu gibi derin uykuda olan cânı uyandırıp¸ inanan gönlün her zaman ama özellikle seher vakitlerinde Hakk'ı zikretmesi gerektiğine şu beyitle işaret buyurur:


 


Uyan ey mürde düşüp bir derde


Kalkıp seherde Hakk'ı zikreyle[8]


 


İmam-ı Rabbanî Hazretleri yine buyuruyor ki:


“Bu zamanınız fırsattır. Fırsat da¸ büyük nimettir. Sıhhat ile ve üzüntüsüz geçen vakitler¸ bulunmaz ganimettir. Her saati Allahu Teâlâ'yı zikretmek ile geçirmelidir. Rasûlullah'ın bildirdiğine uygun olan her iş¸ hatta alışveriş bile zikir olur. O halde¸ her hareketin¸ her duruşun¸ Rasûlullah'ın sünnetine uygun olması gerekir. Böylece¸ hepsi zikir olur. Gafletten uzaklaşır¸ yani¸ Allahu Teâlâ'yı hatırlar. İnsan her hareketinde¸ her işinde¸ Allahu Teâlâ'nın emrini ve yasağını gözetince¸ daima zikretmiş olur. 


 


“Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan!…”


Halkımızın dilinde dolaşan çok meşhur bir ilahî vardır.  On ikinci padişah olarak 15 Aralık 1574'te cihanşümul Osmanlı payitahtına çıkan III. Murat¸ Kanunî Sultan Süleyman'ın torunu¸ II. Selim'in oğludur. Annesi ise Nur Banu Sultan'dır. Türkçe¸ Arapça ve Farsça divanları bulunmaktadır. III. Murat'ın H. 1001/M. 1593 tarihinde yazdığı ve tasavvufî inceliklerle dolu “Fütuhât-ı Siyâm” isminde mühim bir eseri ile Şemseddin Sivasî tarafından şerh edilen “Esrarnâme” adında diğer bir eseri vardır.


 


Rivayete göre¸ Sultan III. Murat Han Hazretleri sabah namazına uyanamayınca pişmanlığını ve tevbesini dile getiren aşağıdaki mısraları kaleme alır:



Uyan ey gözlerim gafletten uyan!


Uyan uykusu çok gözlerim uyan!


Azrail'in kastı canadır¸ inan!


Uyan ey gözlerim gafletten uyan!


Uyan uykusu çok gözlerim uyan…


 


Bir hitapla¸ “Uyan ey gözlerim gafletten uyan!…” şiirine başlayan Sultan Şair¸ silkinerek kendine gelmek istiyor. Nefsiyle baş başadır. Ahir ömrünü muhasebe edip tehlikenin kenarında olduğunu düşünüyor. İlmi¸ kudreti her şeyi kuşatmış olan Allah'ı tesbih etmekte yetersiz olduğu kanısına varıyor.


Aynı hususu Hulûsi Efendi Hazretleri de Dîvân'ında şöyle diye getiriyor:


 


Utan Hak'dan utan artık


Uyan artık uyan artık


Bu derd-i aşka yan artık


Uyan artık uyan artık[9]


 


Gaflet uykusundan uyanmayanın salim bir kalp¸ hassas bir gönül sahibi olamayacağını¸ ayrıca gül için inlemeyen¸ sevgiliyi zikretmeyen bir dilin de bülbül olmayacağına işaret eden Hazret yine şöyle buyurur:


 


Hâb-ı gafletden uyanmaz nice bir dil olası


Güle zâr eylemeye yâ nice bülbül olası[10]


 


Toplumun Uyanışı


 


Fertlerin gafletten uyanışı kadar milletlerin/toplumların da gafletten uyanması gerekir. Hulûsi Efendi Hazretlerinin arşivinde yeni rastladığımız mısralar bu hususa dikkat çekiyor:


 


Kaplamış her yamacı düşmanların bî-aman


Yeter gaflet acısı çektiğin bunca zaman


Yeter el verir sana uyudun nice zaman


Sana senden başka hiç olur mu bir acıyan


Uyan derin uykudan artık Müslüman uyan


 


Satvetinle cihana salmış idin velvele


Yüce şanlı tarihin söylenir dilden dile


Sarıl mukaddesatın dinin gitmesin yele


Uyan derin uykudan artık Müslüman uyan[11]


 


Yukarıdaki mısraların bir nevi açıklaması niteliğinde gördüğümüz aşağıdaki metin TBMM'nin 1. Dönem Milletvekillerinden¸  Hulûsi Efendi Hazretlerinin manevî üstadı Mustafa Takî Efendi Hazretlerinin ifadeleridir.  Takî Efendi (k.s.)'nin uyarıcı kelamlarıyla yazımıza son verelim:


 


Artık Uyanmalıyız


“Ey Müslümanlar! Artık uyanmalıyız. Bir kaç asırdır daldığımız derin uyku ve gafletten asasıdır ki (eserleridir ki) birçok memleketlerimiz yabancıların pis ayaklarıyla çiğnendi. Bir memleket ezilir¸ yıkılır¸ yakılırken diğer beldelerimiz hiç aldırmadı. Onlara seyirci kaldı. Kuran'ımız¸ Peygamber-i zîşanımız bize böyle mi emrediyor? Bütün Müslümanlar bir vücut gibi olacak¸ yek-diğerine candan sarılacak. Ölecekse beraber ölecek¸ yaşayacaksa beraber yaşayacak¸ buyuran yüzlerce emr-i ilâhîyi işitmedik. Hele şu son yarım asır zarfında koca Tunalardan¸ Eflak ve Boğdanlardan¸ Bosna-Herseklerden¸ Belgratlardan¸ Filipinlerden¸ Kosovalardan ve her biri bir padişahlık kadar geniş olan Rumeli vilayetlerimizden¸ Cezayirlerden¸ Tunuslardan¸ Traplusgarb ve Libya'dan¸ olduk. Şu son genel savaşta vaktiyle Emeviyye ve Abbasiyye gibi büyük İslâm devletlerinin başkenti olan Şam¸ Bağdat gibi ülkelerimizi elden çıkardık.


…


Bu yurtlarımızda görgüsüzce yıkılan ev¸ dökülen kan¸ süngülere takılan çocuk ismet ve izzetleri yıkılan namuslu kadınlar artık bize bu büyük bir uyanış vermelidir. Cenab-ı Huda ve Resûl-i Kibriya'ya ve memleketleri canlarını verip bize bırakan Fâtihân ve Şehide karşı dünyada¸ ahirette mahcup kalmamak için artık eski gafletlerimize nihayet verip vatan müdafaasına candan sarılmalıyız. Halen milyonlarca Müslüman mevcut iken kemal-i zât-ı mahrukiyete (hareketin hedefi olmamak) dört gün daha yaşamak rezilliğinden kurtulmalıyız. Müslümanlığın şanına layık istiklal-i tam ile yaşamak kesin kararımızı göstermeliyiz. İslâm ordusunun son numune-i tahiresi olan muzafferiyetlerini zafer-i katimize kadar yaşatalım. Kutlu azim¸ iman¸ âdil (adalet)¸ ihsan¸ ilim irfan ile yaşayalım.”[12]


 


 






[1]7/ A'raf¸ 179.



[2] Müsned¸ II¸ 177; el-Muvatta'¸ “Salat”¸ 8; Tirmizi¸ “Da'avat”¸65.



[3] Bkz: Süleyman Uludağ¸ TDV¸ İA¸ Gaflet Mad.¸  C: 13¸ s. 283



[4] H. Hulûsi Ateş¸ Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı¸ Belge No: B.106



[5] Uludağ¸ age¸ s. 283.



[6] Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş¸ Dîvan-ı Hulûsî-i Darendevî¸ Ank¸ 2006¸ s. 305.



[7] H. Hamidettin Ateş Efendi Hutbe Arşivi¸



[8] Ateş¸ Dîvan¸ s. 265.



[9] Ateş¸ Divan¸ s. 134.



[10] Ateş¸ Divan¸ s. 412.



[11] H. Hulûsi Ateş¸ Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı¸ Belge No:  B. 483.



[12] Mustafa Taki Efendi¸ Sebilürreşat¸ Artık Uyanmalıyız¸  C: 19¸ Sayı: 479¸ Yıl: 1337¸ s.115-116.

Sayfayı Paylaş