Faydasız İlime Verme Ömrünü!

(İlim sana Hak’tan haber vermiyorsa ona ömrünü harcama, dönüp bakma bile.)
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dualarından biri şöyledir: “Allah’ım, faydasız ilimden Sana sığınırım.”
Beşikten mezara kadar ilim öğrenmek kadın-erkek her insan için bir görevdir. En azından ilmihâl dediğimiz şeyin öğrenilmesi gerekiyor. İlmihâl her ne kadar sadece dinî bir terim gibi bilinse de aslında bu kelime, insanın içinde bulunduğu hâle, duruma göre, yaşın, yaşadığı zamanın gereğine göre, lüzumlu olan şeylerin icap ettirdiği bilgiyi öğrenmek demektir. Hz. Ali (r.a.)’nin: “Çocuklarınızı çağına göre yetiştirin.” tavsiyesinin hikmeti de bu olmalı.
İlim sonsuz bir okyanustur. İnsan ne kadar okursa okusun, bildiği şey de okyanusta sadece bir damladan ibaret kalacaktır. Bu hususla ilgili olarak “Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.” diyor İmam-ı Azam.
İnsan ömrü sınırlıdır. Bu yüzden her şeyi öğrenemez, öğrenmek zorunda da değildir. Modern eğitim sistemindeki branşlaşmaya ihtiyaç duyulması da bu sebepledir. Bir memlekette bütün ilim dallarında yeterli eleman varsa ilmihâle uygun bir sistem oturmuş demektir. İhtiyaç olmasına rağmen herhangi bir dalda yetişmiş insan yoksa orada mutlaka bir eksiklik vardır ve bu eksikliğin getireceği olumsuzluklardan o memleketteki bütün insanlar maddî-manevî bakımlardan sorumludur. Mesela bir şehirde yüzlerce, mühendis, öğretmen, tıp doktoru… olsa fakat bir tane bile veteriner yetişmemiş olsa o şehir ilmihâle uygunluk bakımından zayıf not almış demektir. Yani ihtiyaç duyulan ilim dalları ne ise ona göre, dengeli bir şekilde, insan yetiştirmek çok önemli bir meseledir.
İnsan, yaratılışı icabı başıboş bırakılmamış, ona büyük görevler ve sorumluluklar da yüklenmiştir. Bunlardan biri de insan olmanın gereğini yerine getirme görevidir. İnsan olmanın gereğini birkaç cümle ile sınırlandırmak mümkün değildir fakat -eksik kalacağını bilerek- insan ve ilim bazında birkaç şey söyleyebiliriz. Mesela insan, ilmiyle amel etmeli, yani öğrendiği şeyi hayatına, çevresine tatbik etmek suretiyle örnek bir insan olmalı. Kendini yetiştiren devletine, milletine hizmet etmeyi gaye edinmeli. İçinden çıktığı topluma, bir makama geldikten, makam sahibi olduktan sonra, tepeden bakmamalı. Her şeyden önce de tahsil ettiği ilim pratikte bir işe yaramalı. Öğrenilen bilgi Hakk’a ve halka hizmet etmeli. Kaynağı ve dönüşü İlâhî merkezli olmalı.
Yûnus Emre, ilim öğrenmekten maksadı insanın kendisini bilme hikmetine dayandırıyor ki bu, göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur; çünkü bir bakıma her şey insanın kendini bilmesinde düğümleniyor ve çözülüyor. Kendini bilen Rabb’ini biliyor. Rabb’ini bilen ise sadece iyilik etmenin mücadelesi ile ömrünü tamamlıyor.
İnsana kendini bildirecek ilim için sürekli bir teşvik içinde bulunan hikmetli şiirlerin şairi Nâbî şöyle diyor bir beytinde:
Etme âr oku öğren ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden
Okumanın, öğrenmenin yaşı başı olmadığını, bu yüzden ilmi bilen kişilerden sormanın, Öğrenmenin gerektiğini söyleyen Nâbî her ne olursa olsun bilmenin, cehaletten mutlaka üstün bir meziyet oluşuna dikkat çekiyor.
Necip Fazıl Kısakürek de sanatı Allah’ı arama işi olarak tarif ediyor bir beytinde:
Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış…
Sonu nereye varırsa varsın hayırsız, zararlı bir bilgiyi öğrenme, keşfetme, uygulama çılgınlığı insanlık için çok kötü sonuçlar doğurabilmektedir. Bilindiği gibi atomun keşfi büyük bir buluş olmakla birlikte bundan faydalanılarak yapılan atom bombası hâlen günahsız insanların helâkine yol açabilecek zararlı bir silah durumundadır. Çağımızdaki binlerce TV kanalı ve zararlı internet siteleri için de güzel şeyler söylemek mümkün görünmüyor.
İlmin mutlaka bir faydası, bir güzelliği olması gerekir. Şairimiz Kâşifî diyor ki: “Tahsil ettiğin ilim sana Allah’tan, haktan, hakikatten bir şeyler öğretmiyorsa, o ilmi bırak, öyle bilginin yüzüne bile bakma.”

Sayfayı Paylaş