FARS ŞİİRİNİN GÜÇLÜ SESİ: HAFIZ-I ŞİRAZİ

Somuncu Baba

Hafız'ın hayatıyla ilgili bilinenler çok sınırlı ama şiiri hakkında bilinenler¸ söylenenler öyle değil. Denilebilir ki Hafız¸ gerek kendi ülkesinin gerekse dünya edebiyatında hakkında çok sayıda inceleme yapılan şairlerin başında gelir. Bunlardan çıkan sonuca göre Hafız'ın bu konuda söylenecek ilk özelliği onun İran şiirinde gazel türüne getirdiği yenilik ve bu türü çok gelişmiş bir tür haline getirmesidir.

İran şiirinin en güçlü üç şairinden biri olarak kabul edilen Hafız¸ (diğerleri Sâdî ve Firdevsî) yüksek şiir gücüyle Türk edebiyatında da sevilerek okunan ve çok tanınan bir şairdir. Fakat Cumhuriyet nesilleri onu daha çok Yahya Kemal'in "Rindlerin Ölümü" şiiriyle tanırlar. Denilebilir ki¸ Hafız¸ ne kadar önemli bir şairse Yahya Kemal'in bu şiiri de o kadar önemlidir. Çünkü Hafız'ın Cumhuriyet devrinde tanınması daha çok bu şiirle olmuştur. Bu yüzden sözü bu şiirle başlatalım:


 


Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;


Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle¸


Gece¸ bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış


Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle.


 


Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;


Gönlü her yerde buhardan gibi yıllarca tüter.


Ve serin serviler altında kalan kabrinde


Her seher bir gül açar¸ her gece bir bülbül öter.


 


Bu şiir¸ ilk bakışta Hafız'ın kabrini anlatmaktadır. Fakat şiiri biraz daha dikkatli bir bakışla okuduğumuzda önümüze daha zengin bir anlam dünyası çıkmaktadır. Buna göre "Rindlerin Ölümü" şiiri bize aynı zamanda Hafız'ın müntesibi olduğu sufi dünyanın telakkilerini de vermektedir. Sufi telakki¸ evrensel insanî duyarlıklara hitap ettiği için bu yolda şiir yazan bir şair de her kültürde benimsenmekte ve kalıcı/büyük şair olmanın sırrını yakalamaktadır. İşte Hafız da bu nitelikte büyük bir şairdir. Bu özelliğinden dolayı da günümüzde de yaşamaya¸ şiir dünyasını etkilemeye devam etmektedir.


 


Nedir Hafız'ın şiirini böylesine önemli ve güçlü kılan? Buna geçmeden önce Hafız'ın hayatına bir bakalım:


 


Hayatı ve Şiiri


 


Aslında onun hayatı hakkında çok da fazla bilgiye sahip değiliz. Bilinenler ise kısaca şunlardır: Ondördüncü yüzyılda yaşadı.Asıl adı Şemseddin Muhammed'dir. Şiraz'da doğdu. Kur'an-ı Kerim'i ezberlediği için "Hafız"¸ memleketinden dolayı da "Şirazî" olarak anılır. Şiirlerinden ve onlarla ilgili incelemelerden hareketle onun iyi bir medrese eğitiminden geçtiği ve bilhassa tasavvuf kültürüne çok aşina olduğu anlaşılmaktadır.


 


Hafız'ın hayatıyla ilgili bilinenler çok sınırlı ama şiiri hakkında bilinenler¸ söylenenler öyle değil. Denilebilir ki Hafız¸ gerek kendi ülkesinin gerekse dünya edebiyatında hakkında çok sayıda inceleme yapılan şairlerin başında gelir. Bunlardan çıkan sonuca göre Hafız'ın bu konuda söylenecek ilk özelliği onun İran şiirinde gazel türüne getirdiği yenilik ve bu türü çok gelişmiş bir tür haline getirmesidir.


 


Hafız'ın asıl ilgilendiği tür gazel olunca onun şiirinde ağırlıklı temanın "sevgi ve mutluluk" olduğu görülür. Fakat bu sevgi hiç de ferdî ve hayali bir hususiyet taşımaz. Onda sevgi¸ soyut bir kavram olmaktan çıkar¸ hayata¸ insanlara ve diğer bütün varlıklara yönelik somut bir hale dönüşür. Dahası gerçekçidir. İnsan¸ hayat içinde hangi halleri yaşıyorsa onun şiirlerinde de bu hallerin anlatımı görülür.


 


Sevginin onda ağırlıklı tema olması elbette tasavvufla olan münasebetiyle ilgilidir. Tasavvuf¸ onun hem şahsının hem de şiirinin besleyici en önemli damarıdır.  O¸ hayata da insana da sufi idrakin penceresinden bakar. Onun mutluluk temasını işlemesi de aynı şekilde izah edilebilir. Hafıza göre mutluluk¸ hayattaki temel amacımız olmalıdır. Bunun için de kişi¸ tutkularının esiri olmamalı ve dünyevî olanlara karşı aşırı ilgi göstermemelidir. Ona göre dünyadaki barış da böyle sağlanabilir. Tasavvufun bir hayat felsefesi¸ teorik ve pratiği de ortaya koyan bir anlayış olduğu düşünülecek olursa tasavvufî anlayışın Hafız'da hem şiir hem de hayat anlayışını temellendiren en güçlü düşünce olduğu görülecektir.


 


Biliyoruz ki¸ Hafız'ın kendinden sonra gelen “şair”ler tarafından taklit edilmiş¸ şiirleri çok çeşitli şerhlere konu olmuştur. Dahası sadece İran'da değil¸ bütün dünyada şöhret bulmuştur.İşte onu bu ölçüde şöhret yapan ondaki bu tasavvufî duyarlılıktır. O¸ bu anlayışıyla hemen bütün kültürlerde insanî değerlerin ortak sözcüsü olarak benimsenmiştir. Burada¸ bu zenginliği metafizik bir yorumla onun Hz. Ali'yle olan manevî irtibatından da söz etmeliyiz. Denilir ki; Hafız¸ gönül dilini Hz. Ali'den almış¸ dili onunla açılmıştır. Hatta bu konuda şöyle de bir kıssa anlatılır:


 


Gayb Âleminin Dili


 


Hafız¸ bir Kadir Gecesinde¸ “Baba Kûhî” diye anılan Abdullah İbniHafif'inmerkadinde ibadetle meşgulken yorgun düşer ve uyuyakalır. Yakaza halinde Hz. Ali'yi görür. Hz. Ali ona himmetinden Cennet nimetleri sunar. Uyandığında¸ Hafız artık bu himmet altında başka bir kişiliktir ve dili çözülmüştür.


 


Bu durum¸ Divan'ında da şu mısralarla yer alır:


 


"Dün gece seher vakti¸ beni gamdan kurtardılar


 O gece karanlığında bana can suyunu içirdiler


 Ne mübarek seherdi o seher; ne kutlu geceydi o gece


 Ki bana bu yepyeni beratı ihsan ettiler


 Artık yüzümü¸ sevgilinin güzellik aynasından ayırmam;


 Çünkü o aynada bana sevgilinin zat cilvesi göründü."


 


Bu¸ öylesine özel bir durumdur ki; tıpkı bizim Yunus Emre'de olduğu gibi "Hafız Divanı" da"Lisanü'l-Gayb (Gayb Âleminin Dili)" olarak bilinmektedir.


 


Hangi Türlerde Yazdı?


 


Hafız¸ sadece Fars edebiyatının değil hemen bütün Doğu edebiyatının en lirik şairlerinden biridir. Durum böyle olunca onun en çok gazel yazdığını belirtelim. Ama o¸ aynı zamanda gazelin “Aşk¸ şarap” gibi dar çerçevesine “Tasavvuf” ve “Hikmet” gibi bilgelikler; yeni renk ve boyutlar katmıştır. Şu beyti¸ bu hikmetli tavrın güzel bir örneğidir:


 


Senin kapın haricinde çalacağım başka kapı yoktur.


Ve bu mekân dışında baş eğebileceğim başka mekân yoktur.


 


Hafız¸ gazelde ünlenmiştir ama yazdıkları sadece bu türle sınırlı değildir. Mesnevi¸ kıt'a¸ rubai¸ kaside¸ müfred¸ muamma¸ muhammes ve terkip tarzında da şiirler yazmıştır. Onlar da gazelleri kadar önemli ürünlerdir.


 


Şairlik Tavrı


 


Hafız; gerek kendi ülkesinde gerek Farsça konuşulan coğrafyalarda gerekse dünyanın diğer pek çok yerinde tanınıp sevilen bir isimdir. Bu sevgi ve ilgi¸ ondaki evrensel duyuştur. Her okur¸ onda kendisinden bir şeyler bulabilmektedir. Onun insanlığın ortak diline ve vicdanına hitap etmesi¸ biraz önce de belirttiğimiz gibi sufiliği bir hayat görüşü olarak benimsemiş olmasındandır. Durum böyle olunca Hafız¸ her kesimin kendini bulduğu bir şairidir. Zahir ehli de tasavvuf ehli de onu baş tacı ederler.


 


Hafız'ın şairlik yönü olarak bir başka özelliği ise sanatını özgürce ifa etmesi¸ maddî beklentilerden uzak durmasıdır. Doğu şiirinde örnekleri sıkça görülen medhiyecilik ve bunun karşılığında çıkar elde etme anlayışı onda görülmez. Yazdıklarında da samimi bir tavır görünür. Yani hem övülen kişi bu şiiri hak etmektedir hem de şair¸ onu samimiyetle sevmektedir.


 


Etkileri


 


Hafız¸ gerek kendi dil coğrafyasını gerekse Türk ve dünya edebiyatını çok etkilemiş bir şairidir. Bu etkinin görüldüğü en tipik örnek ise Almanların büyük şairi Goethe'dir. Hafız'a özenerek gazeller yazmış ve bunları "Divan-ı Şarki (Doğu Divanı)" adı altında kitaplaştırmıştır.Hafız'ın Divan'ı sadece Almancaya değil Fransızca¸ İngilizce gibi başka birçok Batı diline de çevrilmiş¸ Farsça üzerinde çalışan dil bilginlerinin¸ şairlerin-yazarların inceleme konusu olmuştur.


 


Hafız¸ bizim edebiyatımızı da çok etkileyen bir isimdir.Kendisinden sonra gelen Şeyhî¸ Fuzulî¸ Bakî¸ Nef'î¸ Nesimî¸ Nedim ve Şeyh Galib'i çok etkilemiştir. Son dönemde ondan çok etkilenen şairimiz ise Yahya Kemal olmuştur.Onun yazımızın başına aldığımız "Rindlerin Ölümü" isimli şiiri bu sevginin en bariz örneğidir. Yine şairlerimiz tarafından Hafız'ın şiirlerine çok sayıda nazire yazılmıştır. Yine on altıncı yüzyıldan itibaren Hafız Divanı'na Türkçe şerhler de yazıldığını görmekteyiz. Bunların arasında Surûrî¸ Şem'î¸ MehmedVehbî ve Bosnalı Sûdî'nin adını belirtmek gerekir.


 


Hafız¸ bilhassa Osmanlı döneminin eğitiminde de çok önemli görülen bir isimdir. Hafız Divanı adeta bir ders kitabı niteliğinde kabul edilmiş¸ Mesnevi ve Gülistan'dan sonra en çok okutulan Farsça eser olmuştur.


 


Sözü yine onun hem hikmetli hem de lirik bir gazelinden aldığımız iki beyitle bitirelim:


 


Konak yeri tehlikeli¸ varış yeri çok mu uzak


Sonu gelmeyecek bir yol yoktur. Üzülme.


 


Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını


Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Sayfayı Paylaş