EN BÜYÜK ŞEREF KULLUK

Somuncu Baba

“Hz. Mevlânâ ibadeti bir çekirdek yahut bir bir fidan dikmeye benzetiyor. İnsan
fidanı meyve yemek için diker¸ tohumu ürünü için toprağa atar. Peki¸ toprağa
attığımız her çekirdek yeşerir¸ diktiğimiz her fidan meyve verir mi?”

İlâhî nefhadan payına bir hisse düşmüş olan insan¸ içinde daima potansiyel bir Tanrılık iddiası taşır. Bu potansiyelin sahibi olan insan bazen aslına doğru bir yolculuğa çıkar ve ilâhî ‘ben'i adına maddî ‘ben'ini inkâr makamına ulaşarak Hallac gibi “Ben yokum var olan O” der¸ ilâhîleşir… Bazen ise gücünün kaynağını unutarak egosunu şişirdikçe şişirir ve Firavunlaşır. Özellikle modern insanın problemi olan kulluk bilincinden uzaklaşma¸ bir kimlik sapmasıdır. Bu dünyada başıboş bırakıldığını sanan bu tür insanlar için¸ İlâhî emir ve yasaklar kabul edilemez bir pranga¸ kulluk teklifi ise bir nevi kölelik anlamı taşır. Mevlânâ ise aşağıdaki mısralarda kulluğun gerçek hürriyetin ta kendisi olduğunu şu veciz mısralarla ifade ediyor:


Men bende şüdem bende şüdem bende şüdem


Men bende be-haclet be-ser efkendeşüdem


Her bende şeved şad âzâdşeved


Men şad ezan ki türa bende şüdem


Yani: Ben köle oldum¸ köle oldum¸ köle oldum. Bu kulluk/kölelik konusundaki eksikliğimden dolayı başım mahçûbiyetten önüme düştü. Her köle hürriyetini kazanmakla mutlu olurken benim mutluluğum sana köle olmaktır.


Şeyhülislam Arif Hikmet Bey de aynı mealde şöyle söyler:


Yâre kul olmakla buldum devlet-i hürriyeti


İhtiyârımlaesâret geldi kendimden bana


Yani: Ben hürriyetin mutluluğunu sevgiliye kul olmakta buldum; bu mutluluğun esareti benim kendi isteğimle geldi bana.


Mevlânâ'ya göre insanın bu dünyadaki ana varlık gayesi kulluktur ve bunun dışındaki her yöneliş bir sapmadır: “Her şey her yerde kullanılabilir. Ama bir şeyi kendi amacı dışında kullanmak zulümdür. Mesela¸ bir kitabı yastık olarak da kullanabilirsin ama o gerçekte ilim ve irşat için yazılmıştır. Bir kılıç çivi olarak da işe yarar ama böyle yaparsan savaşta mağlubiyeti baştan kabul ettin demektir. İnsan da bin bir türlü iş için kullanılabilir¸ ama onun varlığından asıl maksat ilim ve hidayettir.”


İbadet İçin Varız


Şüphesiz kul olmanın bir yönü iman ise diğer yönü ibadettir. “Secde et ve yaklaş.” (96/Alak¸ 19) emrine uygun olarak Hakk'a yakınlık tâat ve ibadetten geçer. İbadetsiz yakınlık bir vehimden ibarettir. Sahibi meçhul şu beyit bu gerçeği ifade ediyor:


İbadetle bulanlar buldu Hakk'ı


İbadetsiz kimin var Hak'dahakkı


Mevlânâ aşağıdaki alıntıda da ibadetin bir âhiret azığı oluşunu¸ Cennetin ibadetle satın alınacağını şu benzetmelerle açıklıyor: “Zeytinyağı ve fitili olmayan kandilde az çok ışık olur mu? Burnu koku almayanın gül bahçesinden nasibi var mı? Buğdaysız değirmen sadece saç sakal ağartmaya yarar. Ama değirmen¸ buğdayı olana ikbal ve nimet bağışlar. Tıpkı bunlar gibi insanda Cennet için de bir kabiliyet lazım ki orada nimete ulaşılsın.”


Gerçek İbadetlerin Anlamı


Ne var ki ibadetten ibadete de büyük farklar var. Bunların kimisi makbul ve muteberdir¸ kimisi ise sadece kuru emek. Mevlânâ gerçek ibadetlerin anlamı ve insana ne kazandırması gerektiği hakkında şu yorumları yapıyor: “Sofralar kurmak nasıl cömertliğin şahidi ise oruç kişinin helalden bile sakındığına¸ harama bulaşmasının imkânsızlığına; zekât ise Allah için malını dağıtanın başkasının malına göz dikemeyeceğine şahittir! Ama bunlar yalancı şahit iseler -yalancı şahit makbul olmadığı gibi- ilâhî adaletin hâkimince şahitlikleri kabul edilmez… Aldatma amaçlı ibadet avcının saçtığı tane gibi¸ tuzaktan ibadettir. Kedi de oruç tutar gözükür ama acemi bir avın yolunu gözler. Hâsılı bu ibadetler senin iman ve itikadına şahittir ama önce şahitlerin tezkiyesi lazım. Böyle olmayanın hali gündüz dikip gece sökenin haline benzer.”


Ambarında Fare Var


Bütün bunlardan anlaşılıyor ki gerçek bir iman ve ibadet ona uygun ameller şeklinde tezahür eder. Eğer böyle olmamışsa onca ibadetten elde kalan şey kocaman bir hiçten ibarettir. Mevlânâ böylesinin halini ne kadar veciz ifade ediyor:


Ger ne mûşidüzd der-anbar-ı mâst


Gendüm-i âmâl-i çil sâlekücâst


Yani: Ey kırk yıldır ibadet eden! Eğer fare bizim tahıl ambarımızı delmemişse kırk yıllık amel buğdayımız hani!


Fareden kasıt nedir? Riya¸ ihlas eksikliği¸ ruhsuzluk¸ kalpteki kir pas… Hâsılı ameli boşa çıkaran hemen her şey. Yûnus'a göre; nasıl elbise kiri namaza mani ise kalp kiri de öyledir:


Bir tona kan bulaşıcakyumayınca mısmıl olamaz


Gönül pası yunmayınca namaz reva olmayısar


(Ton/don: Elbise¸ giyecek. Mısmıl: Temiz.)


Makbul İbadet Nasıl Olur?


O halde Hak katında makbul ve muteber ibadet nasıl olur; bu tür ibadetin özelliği nedir? İşte Mevlânâ aşağıdaki beyitlerde bunun ipuçlarını veriyor:


Zevk bâyed ta dehedtâatber


Mağzbâyed ta dehed dâne şecer


İhtiyârâmedibadetrânemek


Ver ne migerdedbenâhâh in felek


Yukarıdaki beyitlerde Hz. Mevlânâ ibadeti bir çekirdek yahut bir bir fidan dikmeye benzetiyor. İnsan fidanı meyve yemek için diker¸ tohumu ürünü için toprağa atar. Peki¸ toprağa attığımız her çekirdek yeşerir¸ diktiğimiz her fidan meyve verir mi? Tabii ki hayır. Çekirdekte öz olmalı ki filizlenebilsin¸ fidan bir meyve fidanı olmalı ki ürün versin. Meyvesiz fidan diken¸ özsüz çekirdek atan kendi emeğini heba etmiştir. Mevlânâ'ya göre ibadetin özlü olup olmadığının göstergesi de mânevî zevktir; onun tadı tuzu sevgi¸ istek ve aşktır. Yoksa? Yoksa insan dönüp duran ama ne yaptığından haberi olmayan feleğin durumuna düşer. Dönüş bakımından feleğin yaptığı da hacının tavafına benzer; ama bu dönüşlerden biri irâdîdir¸ bir amaca yöneliktir; diğeri gayr-ıihtiyârîdir. Bu iki hareket nasıl eşit değilse görünüş bakımından aynı olan iki ibadet de öz olarak birbirine denk olmaz. Esasen zevk almayanın ibadetlerini sürdürmesi de pek zordur; oysa onun mânevî hazzına varan kişi için zor olan ondan ayrılmaktır. Bu iki hale örnek olmak üzere aşağıya bir emîr ile namaz düşkünü kölesinin hikâyesini nakledelim ve yazımızı tamamlayalım:


Namaz Düşkünü Köle


Emîrin biri sabah namazı vakti hamama gitmek istedi ve Sungur isimli kölesine seslenerek:


– Tez peştamalı¸ kili¸ tası hazırla¸ seninle hamama gidelim¸ dedi. Bunlar yolda giderken sabah ezanı okunmaya başladı. Sungur namaza pek düşkündü:


– Efendi¸ siz şu dükkânda biraz eğlenin ben de namazı bitirip geleyim¸ dedi. Emîr:


– Hadi tez git¸ tez gel¸ deyip ona izin verdi. Az sonra namaz bitti ve cemaat dağılmaya başladı. Gözü cami kapısındaki emîr bekledi¸ bekledi fakat Sungur bir türlü çıkmıyordu. Emîr artık dayanamadı ve içeriye seslenip Sungur'u çağırdı. Köle:


– Efendi¸ içeriden izin alır almaz hemen geleceğim¸ az sabret¸ dedi. Efendi şaşırarak sordu:


– Yahu kimden izin alıyorsun? Çıkmana izin vermeyen de kimmiş¸ bir bilsem! Namaz düşkünü köle şu cevabı verdi:


– Ah emiîim! Sizi oraya bağlayan beni de buraya bağladı. O ne sizi içeri alıyor¸ ne de beni dışarı salıyor.


Mevlânâ bu iki hali kara halkıyla deniz halkının durumuna benzetiyor: “Karadakiler denizde boğulduğu gibi deniz halkı da karada yaşayamaz. Ne deniz kendisindekileri karaya bırakır¸ ne de kara kendi halkını denize!”


Özellikle gece ibadeti pek faziletlidir. Aşağıdaki hikâyede Mevlânâ bu ibadetten zevk alan biriyle ondan rahatsız olan kişinin halini alegorik benzetmelerle anlatıyor. Burada gece dünya hayatını¸ davul çalmak ibadet neşesini¸ seher âhireti/cenneti temsil etmekte. Âbid için yakın olan o seher¸ dünya bağlısı için pek uzaktadır:


Gece Davulcusu


Biri gece yarısı boş bir konağın kapısında aşkla şevkle seher davulu çalıyordu. Rahatsız olan komşulardan biri dedi ki:


– Bu yaptığın kepazelik nedir! Bir kere seher davulu gece yarısı çalınmaz. İkincisi bu konakta in cin top atmada! Davul sesini duymaya kulak lazım¸ buradaysa seni duyacak¸ davul ücreti verecek hiç kimse yok. Davulcu dedi ki:


– Şimdi de sen beni dinle. Bu vakit sana göre gece yarısı ama benim için sevinç sabahı yakın. İçerde kimsenin olmamasına gelince…


Bu sana göre öyle. Bu halk niçin Allah yolunda masraflara girip camiler yapar¸ ya da hac yolunda nice altınlar harcar? Hacı hiç; “Bu ev boş¸ Kâbe'nin içinde hiç kimse yok.” der mi? Hakk'ın evi hiç boş olur mu? Sen; “Sana ücret verecek bir müşteri yok burada!” diyorsun. Eğer müşteri arıyorsan Hak'tan daha iyi müşteri kim olabilir? O senden birkaç damla gözyaşı alır ve karşılığında cennet kevserleri bağışlar. Ben de gafur olan Rabbimden medet umarak seher davulu çalıyorum.

Sayfayı Paylaş