ELEŞTİRİ

Somuncu Baba

Eskiler¸ aşk olmadan meşk olmaz¸ demişlerdir. Bu genel kural¸ eleştiri için de geçerlidir. Bir kere sanatı¸ sanatçıyı¸ sanat eserini seveceksiniz¸ onlarla haşir neşir olmayı¸ onlarla yatıp kalkmayı¸ âdeta gün yirmi dört saat onlarla meşgul olmayı benimseyeceksiniz¸ bu çileli ve uzun yolu yürümeyi göze alacaksınız¸ menzillere ve hedefe ulaşıncaya kadar dur durak¸ yorgunluk argınlık¸ tembellik üşengeçlik bilmeyeceksiniz. Hayatın kısa¸ sanatınsa uzun olduğunu hesaba katacaksınız. "Benim bir karıncaya ulu nazarım va

Eleştirmeyi kim sever? Herkes. Eleştirilmeyi kim sever? Hiç kimse…


Cumhuriyet döneminin güçlü fıkra¸ hikâye¸ tiyatro¸ roman ve deneme yazarlarından Tarık Buğra¸ kendileri ile aynı dünya görüşüne bağlı olmadığı için¸ takım tutar gibi adam¸ eser ve yayınevi tutan bir kısım eleştirmenlerden çok çektiği¸ haksızlığa uğradığı için¸ eleştirinin eleştirisini yapmaktan geri durmazdı. Ünlü tarih romancımız Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun da mevcut eleştiri kurumuna ve eleştirmenlere olumlu gözle bakmamasının sebepleri belki benzer gerekçelere dayanmaktadır.


Bir hususu önceden belirtmeliyim: Tenkit¸ eleştiri¸ eleştirme vs. dediğimiz zaman hemen herkesin aklına neden ilk olarak eksik¸ gedik¸ kusur¸ hata¸ yanlış bulma geliyor ki?… Oysa¸ bilindiği gibi¸ eleştiri¸ bir eser¸ bir şahsiyet ya da bir konunun¸ bir objenin iyi ve kötü¸ güzel ve çirkin¸ başarılı ve başarısız yönlerini birlikte ele almaktır. Bu faaliyet tek taraflı hâle gelirse ya övgü olur¸ ya da sövgü; ya medih olur¸ ya da zem; ya kaside olur¸ ya da hicviye. Bunlarsa gerçek tenkidin dışında kalması gereken şeylerdir.


 Gerçi bir başka açıdan baktığımızda da eleştiri¸ bazılarına göre¸ bir düşman kazanmak sanatıdır. Kimseyi memnun edemezsiniz. Atasözünde denildiği gibi; "Doğru söylesem halk râzı değil Eğri söylesem Hak râzı değil." O bakımdan eleştirmenin işi oldukça zordur. Eleştirmenin durumu¸ bir bakıma iki cami arasında kalmış bînamaza benzer. Burada söz konusu olan iki cami -edebiyat eleştirisi söz konusu olduğunda- yazar (eser) ve okur (okuyucu)dur. İşi dengeli götürmek tam bir ustalık ister. Tabiî eleştirmenlik daha neler ve neler gerektirir… El yordamıyla gidecek olsak bile bir kere bu iş¸ büyük bir bilgi birikimine ihtiyaç gösterir. Bu birikimin âdeta sonsuz olması gerekir. Eleştirmen çok okuyan¸ okuduğunu iyi anlayan¸ kavrayan ve yorum yapabilen bir insan olmak durumundadır. Bunun yanı sıra eleştirmen insaf sahibi olmalıdır. O¸ doğruya doğru¸ yanlışa yanlış¸ güzele güzel¸ çirkine çirkin deme cesaretini gösterebilmelidir. Medenî cesaret¸ bu işin olmazsa olmazlarındır. Sonra edebî eseri gerektiğinde defalarca okuma sabrı da vazgeçilemez hasletlerinden biridir. Eseri ve şahsiyeti derinliğine ve genişliğine araştırma sebatı ve anlama ve anlatma yeteneği de onda bulunması şart olan özelliklerdendir.


Önyargıdan uzak objektif bir bakış açısı da eleştirinin şartlarındır. Dost-ahbap kayırma¸ ondan uzak olması gereken bir negatif özelliktir. Bu kötü huya sahip olan eleştirmenler bana "Kuğunun Son Ötüşü" Şeyh Gâlip'in bir mısraını hatırlatır hep: "İnsâfın o yerde nâmı yok mu" Bir sanatçıyı veya eseri yerin dibine batırma ya da göklere çıkarma¸ eleştirmende hiç bulunmaması gereken bir tutum sayılmalıdır. Eleştirmen¸ hiç kimsenin¸ hiçbir grubun¸ kliğin¸ topluluğun propagisti değildir. Hiçbir kimsenin veya sanat grubunun karşı savaşçısı da olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki; adalet mülkün (memleketin¸ ülkenin¸ yurdun¸ vatanın) temelidir. Hakkaniyet duygusu¸ adalet terazisini dengede tutan ibre gibidir.


Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi¸ bizim edebiyatımızda da¸ şairleri sorsanız onlarcasının adı birbiri peşinden sıralanabilir; yazarları sorsanız yine aynı¸ fakat eleştirmenleri sorsanız genelde bir duraksama söz konusu olabilir…Çünkü edebiyatımızın geçmişinde ve hâli hazırında eleştirmen deyince hemen akla gelebilecek pek fazla isim olduğunu – bütün iyimserliğime rağmen – sanmıyorum. Bu durum da eleştirmenliğin şartlarının sanatçılığın şartlarından daha ağır ve çeşitli olduğunun bir göstergesi sayılamaz mı?


 Eskiler¸ aşk olmadan meşk olmaz¸ demişlerdir. Bu genel kural¸ eleştiri için de geçerlidir. Bir kere sanatı¸ sanatçıyı¸ sanat eserini seveceksiniz¸ onlarla haşir neşir olmayı¸ onlarla yatıp kalkmayı¸ âdeta gün yirmi dört saat onlarla meşgul olmayı benimseyeceksiniz¸ bu çileli ve uzun yolu yürümeyi göze alacaksınız¸ menzillere ve hedefe ulaşıncaya kadar dur durak¸ yorgunluk argınlık¸ tembellik üşengeçlik bilmeyeceksiniz. Hayatın kısa¸ sanatınsa uzun olduğunu hesaba katacaksınız. "Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır" diyen derviş Yûnus gibi hiçbir esere¸ şahsiyete hor bakmayacaksınız. Yine Yûnus Emre gibi¸ "Her dem yeni doğarız Bizden kim usanası" dercesine kendinizi¸ bilginizi¸ görgünüzü¸ tecrübenizi¸ birikiminizi; bakış açınızı yenileyeceksiniz. Yeni akım ve tekniklere yabancı kalmayacaksınız. Çalışacak¸ durmadan çalışacaksınız. Yoruldum¸ usım demeyeceksiniz. Sanatçıdan ve okuyucudan aldığınız etkileri¸ tepkileri dikkate alarak¸ çizginizde düzeltmeler yapacaksınız. Edebî eseri her okuyuşunuzda bir dalgıç gibi ondan yeni bulgular elde edeceğinizi bileceksiniz. Bir arkeolog gibi eserin katmanlarını tek tek açacaksınız. Ulaştığınız olumlu ve olumsuz hükümlerin sorumluluğunu taşıyacak¸ büyük bir medenî cesaretle bunları zamanına ve zeminine göre açıklamaktan çekinmeyeceksiniz. Hakikati eğip bükmeyeceksiniz. Hatır gönül dinlemeyecek¸ hakikatin hatırının bütün hatırlardan daha yüksek olduğunu hatırlayacaksınız. Elâlem ne der kaygısını bir tarafa bırakacaksınız. İlim¸ fikir ve tenkit namusunun size sağlayacağı mânevî rütbenin¸ itibarın¸ mânevî ağırlığın¸ doygunluğun bütün rütbe ve makamlardan daha yüksek olduğuna inanacaksınız.


Eğer bütün bunları yapabilirseniz siz iyi bir eleştirmen olabilirsiniz. Kararınızı vermişseniz bize de¸ "Yolunuz ve ufkunuz açık olsun…" demekten başka bir şey kalmıyor.

Sayfayı Paylaş