EDEBİYATIMIZDA ZAFERLER AYI

Somuncu Baba

Tarihimizin hemen bütün büyük savaş ve zaferleri Ağustos ayında gerçekleşmiştir. Malazgirt’ten Başkumandanlık Meydan Muharebesi'ne kadar. Bunun sebep ve sâiklerini tarihçilerimiz daha iyi bilir. Ancak bu olguyu edebiyatımız¸ özellikle de şiirimiz pek güzel terennüm etmiş¸ ölümsüz mısralarla edebîleştirmiş ve ebedîleştirmiştir.

“Ağustos” ifadesini hemen herkes “Zaferler Ayı” diye hatırlar. Gerçekten de gerek Türk tarihinde¸ gerek İslâm tarihinde en büyük zaferlerin kazanıldığı ay¸ Ağustos’tur. Bu bakımdan biz Müslüman Türkler için bu ay mübarek bir aydır. Kutsal bir aydır. Kutlu bir aydır.

“O zaferler getiren atların/ Nalları altındanmış/ Gidişleri akına/ Gelişleri akındanmış” (A.N.Asya) Allah bile Kur’ân-ı Kerîm’inde atlar üzerine yemin ediyor. Ne kadar nasipli bir hayvan şu atlar. Necip Fazıl onlar için bir çeşit çağdaş kasîde diyebileceğimiz muhteşem bir senfoni (kendi ifadesiyle senfonya) yazmamış mıdır?

Edebiyatla tarih arasındaki akrabalığı iyice sağlamlaştıran Yahya Kemâl’de atlar ebedî çizgilerle resmedilmiştir: “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik// Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!/ Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kaafilelerle// Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan/ Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan// Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla/ Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla// Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de/ Hâlâ o kızıl hâtıra titrer gözümüzde// Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” (Akıncı)

Mohaç Türküsü şiirinde de aynı kahramanlık ruhunu buluruz. Selimnâme şiiri de tuğların yarıştığı müthiş bir destandır.

Yeni Türk Şiiri’nde fetih ruhu Ârif Nihat Asya’da yeniden canlanır: Fetih Marşı’nın şairi de odur¸ Alparslan Marşı’nın şairi de… Bayrak şairi de odur¸ Naat şairi de…

İyi bir şair ve veteriner hekim olduğu kadar bir karakter âbidesi de olan Mehmet Âkif Ersoy da (“Âkif inanmış adam¸ büyük şair”- Nazım Hikmet) Millî Marşımız olan muhteşem İstiklâl Marşı şiirini-Kahraman Ordumuza- ithaf eder. O ordu ki¸ “ölürsem şehit¸ kalırsam gazî” idealine bağlıdır. Yahya Kemâl¸ Süleymaniye’de Bayram Sabahı adlı anıt şiirinde¸ ordumuzu¸ “yurdu hem kuran¸ hem koruyan kudretimiz” diye niteler. Türk milleti¸ “ordu-millet” tir ve hatta¸ “ordu-milletlerin en çok döğüşen¸ en sarpı”dır. “Sevdiği Allah’ına- onun için- ‘Süleymaniye Camii gibi’ bir böyle yapı adamıştır.” “En güzel mâbedi olsun diye en son dînin”¸ “Taşımış harcını gaazileri¸ serdârıyle (başkumandanı ile)/ Taşı yenmiş nice bin işçisi¸ mîmârıyle” (Bu muhteşem caminin bânîsinin¸ batılıların “Muhteşem” lâkabıyla andıkları Kanûnî Sultan Süleyman¸ mîmârının da Ser Mimarân-ı Hassa Mimar Koca Sinan Ağa (bir ordu mensubu) olduğunu herkes bilir.

Bu şiir dediğimiz tür ne müthiş bir şey. Tarih adını verdiğimiz milletlerin hafızasını gergef gergef dokuyan o. Millî hafızayı oluşturan ve koruyan¸ muhafaza eden¸ nisyan uçurumlarından kurtaran yine o. Mehmet Âkif’ten hatırladığım şu beyit sizi de alıp zaferler çağına¸ tarihimizin altın çağlarına götürmüyor mu? “Ordu-Donanma yürürken muzafferen ileri/ Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri” Hele AB aşkıyla eşikte bekletildiğimiz¸ her türlü tavizi vermeye zorlandığımız bu günlerde yukarılık duygusunu yeniden kazanabilmek için bu türlü teselli verici sözlere/şiirlere ne de çok ihtiyacımız var…

Üstad şairimiz Necip Fazıl da Sakarya şiirinde yükseliş çığırlarına hasretini şöyle ifade eder: “Nerede kardeşlerin cömert Nil¸ yeşil Tuna?/ Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?/ Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı Tekbîr?/ Bulur mu deli rüzgâr¸ o sadâyı¸ Allah bir?” “Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu?/ Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?”

Tarihimizin hemen bütün büyük savaş ve zaferleri Ağustos ayında gerçekleşmiştir. Malazgirt’ten Başkumandanlık Meydan Muharebesi’ne kadar. Bunun sebep ve sâiklerini tarihçilerimiz daha iyi bilir. Ancak bu olguyu edebiyatımız¸ özellikle de şiirimiz pek güzel terennüm etmiş¸ ölümsüz mısralarla edebîleştirmiş ve ebedîleştirmiştir.

Şimdi kendisini daha çok fikir yazıları ve kitapları ile tanıdığımız¸ Kerküklü Türk şairi Ömer Rasih Öztürkmen¸ bir şiirinde şöyle diyor: “Bir ağustos gecesi sabaha karşı/ Malazgirt’te elli dört bin er/ Bestelediler en güzel marşı:/ Allahü ekber… Allahü ekber…”

Edebiyatımıza Elazığ’dan bir güneş gibi doğan destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu¸ bir ağustos zafer şiiri olan Malazgirt Marşı’nda şöyle diyor: “Aylardan Ağustos¸ günlerden Cuma¸ / Gün doğmadan evvel İklîm-i Rûm’a¸/ Bozkurtlar ordusu geçti hücuma…// Yeni bir şevk ile gürledi gökler…/ Ya Allah… Bismillah… Allahu ekber!” (Bu şiir¸ Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıldönümünde -1971- Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü tarafından açılan yarışmada 1. seçilmiş ve Bahri Yüzlüer tarafından marş olarak bestelenmiştir.)

Anadolu’yu bize ebedî vatan yapan “Türkmen Başbuğu” Alparslan yönetiminde yapılan ve kazanılan Malazgirt Meydan Muharebesi ve Zaferi yine bir ağustos ayında gerçekleşmiştir. Bilinen bir husustur ki¸ şair olduğu kadar önemli bir düşünce ve kültür adamı da olan Yahya Kemâl¸ hilâlin salîbe (haç’a) üstünlük sağladığı¸ Bizans da denilen Doğu Roma’nın dize getirildiği bu büyük tarihî olayı Türk tarihinin önemli bir kilometre taşı sayar.

Türk tarihinin Anadolu’daki en önemli safhalarından birisi de varlık-yokluk mücadelesi verdiğimiz Kurtuluş Savaşı yıllarıdır. Kendisine daha sonra TBMM tarafından Gazi ünvanı verilen Mustafa Kemâl Paşa’nın yönetimindeki ordumuz 26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a kadar süren (1922) şanlı Başkumandanlık Meydan Muharebesi’ni kazanarak Anadolu’nun ebedî Türk vatanı olduğunu bütün dünyaya bir kere daha göstermiştir.

Büyük şair Yahya Kemâl Beyatlı’nın “26 Ağustos 1922” başlıklı şiiri o günlerdeki psikolojiyi¸ ölüm-dirim havasını çok iyi yansıtmaktadır: “Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbî!/ Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbî!/ Tâ ki ezanlarla yükselsin müeyyed nâmın / Gaalib et¸ çünkü bu son ordusudur İslâm’ın”

Mehmet Âkif Ersoy’un hem Çanakkale Destanı’nda hem de İstiklâl Marşı’ndaki ümit ve iman dolu ruh¸ aynı ruh değil midir? Âkif’in Çanakkale’yi Bedir Savaşı’na benzetmesi boşuna mıdır? Çünkü bu savaşların her ikisi de Müslümanlar için birer varlık-yokluk mücadelesidir.

30 Ağustos bizim Zafer Bayramımızdır. Bu zafer âdeta nefsinde tarihimizin bütün savaşlarını ve zaferlerini barındırmaktadır. Aklımıza ilk gelen zaferler ise Malazgirt ve Millî Mücadeledir.

Harput Kalesi kadar başı dik Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu¸ Malazgirt Meydan Muharebesi’ni¸ zaferini ve Türk tarihini özetlediği Malazgirt Marşı’nın devamında şunları söylüyor: “Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu¸/ Ardında Oğuz’un elli bin tuğu…/ Andırır Altay’dan kopan bir çığı¸/ / Budur¸ Peygamber’in övdüğü Türkler…/ Ya Allah… Bismillah… Allahu ekber…// Türk ulu Tanrı’nın soylu gözdesi¸ / Malazgirt¸ Bizans’ın Türk’e secdesi¸/ Bu ses¸ insanlığa¸ Hakk’ın müjdesi…// Bu sesle birleşir bütün yürekler…/ Ya Allah… Bismillah… Allahu ekber!…// Nağramızdır bugün gök gürültüsü¸/ Kanımızdır bugün yerin örtüsü…/ Gâzî atlarımın nal pırıltısı¸ // Kılıçlarımızdır çakan şimşekler…/ Ya Allah…Bismillah…Allahuekber!…// Yiğitler kan döker¸ bayrak solmaya¸ / Anadolu başlar vatan olmaya…/ Kızılelma’ya hey… Kızılelma’ya!!!/ / En güzel marşını vurmada mehter:/ Ya Allah… Bismillah… Allahu ekber!…//”

Mithat Cemâl Kuntay’ın sevdiğim bir beyti vardır: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak¸ eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Hecenin beş şairinden en büyüğü olan Faruk Nafiz Çamlıbel de Türk’ün Millî Mücadelesini “At” adlı ünlü şiirinde anlatır. Şiir¸ şu beyitle başlar: “Bin gemle bağlanan yağız at şâha kalkıyor!/ Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor!” Burada şahlanan at¸ şüphesiz millî kıyâmı gerçekleştiren¸ yurdunu düşmanlarından temizleyen¸ onları tepeleyen Türk milletidir. Adı geçen şiirin son mısraları şöyledir: “Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor!/ Asrın baş eğdi sandığı at¸ şâha kalkıyor!”

Hayat bir çeşit savaştır¸ mücadeledir. Nefsler mücadele hâlindedir. Milletler ve devletler de öyle. Namık Kemâl şöyle diyor: “Hazır ol cenge¸ ister isen sulh u salâh” (Barış istiyorsan her an savaşa hazır ol.) Belki bu günün savaşları çeşitlendi. Ekonomik¸ bilimsel¸ kültürel¸ sportif¸ sanat-edebiyat vs. alanlarına kaydı daha çok. Ama yine yeryüzünde sıcak savaşların bir an bile ortadan kalkmadığını da ibretle görüyoruz. İster¸ su uyur¸ düşman uyumaz¸ atasözünü alın. İsterseniz¸ eski düşman dost olmaz’ı. İster bin dost az¸ bir düşman çok¸ biçiminde olanı. Bunlardan herhangi birini tercih etmezseniz şu yaygın sözü de benimseyebilirsiniz: Milletlerin ve devletlerin dostları yok¸ ancak müttefikleri vardır.

Dünya arenasında her alanda yapılan milletler ve devletlerarası yarışa katılalım¸ bundan bir an bile geri durmayalım¸ ama savaşın soğuğundan¸ sıcağından sonuna kadar uzak kalınamayacağı gerçeğini de göz ardı etmeyelim. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bile Kore ve Kıbrıs tecrübelerini yaşamak zorunda kaldığımızı unutmayalım. Evet¸ biz yurtta ve dünyada barışı samimî ilke olarak benimsemiş bir milletiz¸ ancak bu¸ mecbur bırakıldığımız zaman savaşmayacağız anlamına da gelmez. Biz izzet-i nefsine çok düşkün bir milletiz. Bizimle dost olmak ve dost kalmak isteyenler¸ millî ve dinî gururumuzu rencide etmekten dikkatle kaçınmalıdır. AB¸ bin yıllık tarihin hesabını görmeye¸ haçlı zihniyetini hortlatmaya¸ geçmişin intikamını almaya¸ fırsat bu fırsattır anlayışına kapılmamalıdır. Türk milleti ile barış içinde olmak herkesin yararınadır. Medeniyet¸ gerçekten medenî olmakla mümkündür. Kimse şansını fazla zorlamamalıdır. Âkif’in dediği gibi; “Yumuşak başlı isem¸ kim dedi uysal koyunum?/ Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boyunum!” Namık Kemâl’in dediği gibi; “Fıtrat değişir sanma¸ bu kan yine o kandır…”

Sözümüzü millî şairimiz Mehmet Âkif’in bir duası ile bitirelim: “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.”…

Sayfayı Paylaş