EDEBİYATIMIZDA ÂŞIKLIK GELENEĞİ

Somuncu Baba

"Âşıkların şiirleri sadece ferdî duyguların ifadesinden ibaret değildir. Onlar¸ şiirleriyle hepimizin duygularına tercüman olurlar. Çünkü insan olarak hepimiz ortak duygulara sahibiz. Öyleyse âşığın dilinden ve telinden dökülenler aynı zamanda insanoğlunun ortak gönül dünyasının ifadesidir."

"Ozan"dan "Âşık"a


 


Genel kabul gören bir yaklaşıma göre İslâmiyet etkisindeki edebiyatımız divan ve halk edebiyatı olarak iki ana başlık altında incelenir. Halk edebiyatı ise kendi içinde anonim ve âşık edebiyatı olarak iki gruba ayrılır. Tekke edebiyatının da halk edebiyatı bağlamında ele alındığını burada belirtmek gerekir.


 


Bu edebiyatlar için de zengin bir geleneğe dönüşen ve geniş kitleler nezdinde kabul göreni ise âşık edebiyatı olmuştur. Çünkü her şeyden önce bu edebiyatın geçmişi tarihimizin yazılı edebiyat öncesi devirlerine kadar uzanır. Öte yandan yazılı edebiyat dönemine geçtikten sonra da varlığını sürdürmüştür. Bu edebiyatın¸ eski canlılığında olmasa bile bugün de varlığını devam ettirdiğini söylemek mümkündür.


 


Bu süreç içinde elbette kimi değişikler olmuştur. Mesela; sözlü edebiyat devrinde ozan¸ baksı gibi sıfatlarla anılan şairlerce kopuz eşliğinde söylenen bu edebiyatın şiir mahsulleri İslâmiyet sonrasında âşık adı verilen kişilerle söylenir olmuş¸ kopuzun yerini ise saz¸ tambura¸ bozuk¸ divan¸ cura gibi araçlar almıştır.


 


Aşk ve Âşık


 


Âşık edebiyatından ve ona özgü geleneklerden söz edebilmek için önce aşk kavramı üzerinde duralım. Aşk¸ genel tanımıyla "bir varlığa karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık" duygusudur. Bu kavramı "sevi¸ sevda" kelimeleriyle de ifade edebiliriz. Âşık ise bu duyguyu yaşayan kişi demektir. Ama zaman içinde saz eşliğinde şiirler söyleyen kişilere de âşık denmiştir. Burada aşkın bir süre sonra kendinin ifade edilmesi şeklindeki zorlaması bu isimlendirmede bir sebep olarak düşünülebilir. Çünkü meşhur kelamda olduğu gibi "Aşk söyletir¸ dert inletir." Dolayısıyla gönlündekini dile ve tele döken kişilerin hem ferdî hem de şairlik bağlamında âşık olarak ifadelendirilmesi anlaşılır bir durumdur.


 


Fakat bu tanım ve yorumlama bizi "âşıklar¸ sadece aşk ve onun bağlamındaki duygularını dile getiren kişilerdir." şeklinde bir yanılgıya düşürmemelidir. Çünkü âşıkların şiirleri sadece ferdî duyguların ifadesinden ibaret değildir. Onlar¸ şiirleriyle hepimizin duygularına tercüman olurlar. Çünkü insan olarak hepimiz ortak duygulara sahibiz. Öyleyse âşığın dilinden ve telinden dökülenler aynı zamanda insanoğlunun ortak gönül dünyasının ifadesidir.


 


Şunu da ekleyelim. Âşıklık bir şairlik mesleğine dönüştüğü için âşıklar toplum içinde daha farklı bir misyon da üstlenirler. Onların şiirlerinde toplum hayatının değişik sorunlarına temas edildiğini¸ tabiat tasvirlerinin yapıldığını¸ aksaklıklar karşısında söylediklerinin eleştirel bir dile dönüştüğünü de söylemek gerekir. İşte bütün bunlar¸ âşıklığı çok önemli bir olguya dönüştürmüş ve âşık ve onun söyledikleri konusunda çok zengin bir gelenek ortaya çıkmıştır.


 


Âşıklık Geleneği


Âşıklığın hem şiir ve şairlik yönünden hem de bu konunun toplumsal boyutu açısından ortaya çıkan geleneksel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: Âşık¸ her şeyden önce bir mahlas sahibidir. Şiirini adıyla değil mahlasıyla söyler. Ama bundan da önemlisi bir ustaya çırak olması ve onun disiplininde yetiştikten sonra onun ruhsatıyla şiir söylemesidir. Tabi¸ bir ritüel olarak burada önemli bir unsur devreye girer. O da rüyada "bade içmek"tir. Çünkü bade içmeyenin gönlüne aşk ateşi düşmez; dolayısıyla âşık olamaz¸ olamayınca da şiir söylemesi mümkün olamaz. Bade halkbiliminde rakı¸ şarap gibi alkollü içki anlamına gelmez Bade¸ şerbet¸ su gibi bir içecek olabileceği gibi elma¸ nar¸ ekmek¸ üzüm gibi herhangi bir yiyecek de olabilir. Bade içme görülen rüya sonucu manevî bir değişmeye uğramak demektir. Bunun pir elinden içilmesi şiiri de kutsal olana bağlama şeklindeki bir inanışın tezahürü olarak görebilir. Böylece kişinin şiir söyleme yeteneği kazanmasında¸ dinî bilgiler ile ledün ilmini öğrenmesi¸ âşıklık özellikleri kazanmasında önemli etkendir. Bu yüzden âşıkların asıl yetişme yerleri tekkeler olmuştur. Bu durumun ardından âşığı artık toplum önünde şiir söylerken görebiliriz. Bu ritüeli¸ Dadaloğlu şöyle anlatır:


Dadaloğlu'm der de bulandı bendim


Badeyi içti de söylüyor kendim


İzin ver kuluna beyim efendim


Yakın olsun ıraktaki yolları


 


Âşıklık geleneği burada bitmez elbette… Âşık¸ topluluk önünde başka âşıklarla beraber atışmalar yapacaktır. Bu durum ona kendi ustalığını gösterme imkânı verir. İşte âşıklığın önemli pek çok geleneği bu noktada devreye girer. Bunları şöyle özetleyebiliriz. En önemlisi leb-değmez olayıdır. Bu şöyle yapılır. Âşık¸ içinde (b¸ p¸ m¸v¸ f) yani dudak ve diş-dudak seslerini kullanmadan şiirini söyleyecektir. Bir gaflete düşmemek için bu esnada dudakları arasına iğne koydukları görülür. Bu atışma biçimi gerçek anlamda bir söz hüneridir. Âşık Zülâli'nin şu beyti bunun bir örneğidir:


 


Sıtkıla sen sığınırsan eğer ki hak rahına


Git şeytan şerrinden sığın şahlar şahına


 


Bir diğer atışma biçimi ise bir varlığın adını gizleyen şiir anlamına gelen muamma olayıdır. Tamamen bir bilgi ve zekâ işi olan bu olay da şöyle gerçekleşir. Bir kahvehanede âşıklardan biri tarafından hazırlanan muamma¸ büyük ve uzaktan okunacak bir yazı ile bir kâğıda yazılıp bir tahtaya asılır. Tahtaya bir milimetre kalınlığında bal mumu sürülür. Bunun sebebi şudur: Âşıklar kahvehaneye gelenlere ağırlamalar söylerler. Onlar da bal mumu sürülen tahtaya para yapıştırırlar. İşte bu söyleyişler sırasında muamma da çözülmeye çalışılır. Muammayı çözen tahtaya yapıştırılan paraları alır. Şayet bu muamma birkaç gece kahve duvarında asılı kalır¸ kimse tarafından da çözülmemiş olursa sahibi olan âşık bunun ne olduğunu söyler ve bütün paralar ona kalır. Bunu bir örnek üzerinde görelim:


 


Âşığa hoş gelirmiş yâr hanesi


Kudretullah şehrinin dürdânesi


Muammaya cevap bulun bakalım


Oğlunun karnında yatar annesi


 


Bu muammanın cevabı ipek böceği ve kozasıdır.  Çünkü koza ipek böceğinin ürünü olduğu hâlde ipek böceği kozanın içinde yatar. Cevabı bilen âşık¸ bunu şöyle dile getirir:


 


Âşığa hoş gelirmiş sevdiceği


İncitme sen karıncayı çiçeği


Yaradanın yarattığı güzeldir.


Muammanın cevabıdır ipek böceği.


 


Âşıklık geleneğinde¸ bu iki önemli yarışma biçiminden başka "dedim-dedi" şeklinde bir yarışma biçimi de çok ilgi görmüştür. Yarışmanın esası âşık ve sevgilinin (dedim-dedi) şeklindeki karşılıklı söyleşmelerine dayalıdır. Bunun örneğini de Emrah'tan verelim:


 


Dedim: Emrah gibi var mı âşıkın?


Dedi: Elbet benim senin lâyıkın.


Dedim: Halinden bil bağrı yanığın!


Dedi: Bilmez idim¸ şimdi inandım.


 


Toplumu yakından ilgilendiren savaş¸ yangın¸ kıtlık gibi olayları kayıt altına alma maksadıyla yapılan tarih söyleme yine usta bir şairin şiirine nazire söyleme de âşıklık geleneği içinde yer alan ritüelledir. Nazireler¸ şekil ve muhteva bakımından aslına bağlı kalınarak yapılmalıdır.


 


Âşıklık geleneği teorik olarak böyle özetlenebilir ama bu geleneğin âşığa ve onun şiirine muhatap olan kişilere yani topluma ne kazandırıp kazandırmadığı da önemlidir. Bu noktada şunları söyleyebiliriz:


Bu gelenek¸ her şeyden önce toplum fertleri arasında ortak değerler etrafında birlik ve dayanışma duygusunu sağlamakta ve güçlendirmektedir. Bir mecliste âşıkları dinleyenler¸ aynı duygu ve düşüncede birleşmeyi öğrenirler. Bu ortaklık¸ olaylar karşısında ortak tavır almayı¸ birlikte ağlamayı¸ birlikte gülmeyi sağlar. Bu süreçler içinde oluşan toplumsal kültür¸ bu yolla yaşama ve gelişme imkânı bulur.  Ayrıca bu yolla şehir kültür ortamlarından yararlanamayan kırsal kesim¸ göçebe topluluklar¸ hem kendi seslerini duyururlar hem de bir eğitimden geçerler. Bilhassa nasihat türü deyişlerle toplumsal aydınlanma ve bilgilendirme sağlanmış olur.


 


Âşıklar Halkası


 


Âşıklık geleneğinde bir âşık usta-çırak usulünde yetiştiği için dünden bugüne bütün âşıklarımız bir zincirin halkaları gibi birbirine eklenerek ortaya çok zengin bir âşıklar kadrosu çıkarmıştır. Sayıları hayli fazla olan bu âşıklardan öne daha çok çıkanlardan bazılarının isimlerini şöyle sıralayabiliriz: Âşık Ömer¸ Gevheri¸ Kul Mehmet¸ Köroğlu¸ Pir Sultan Abdal¸ Karacaoğlan¸ Kayıkçı Kul Mustafa¸ Köroğlu¸ Emrah¸ Bayburtlu Zihni¸ Dertli¸ Seyrani¸ Sümmani¸ Dadaloğlu¸ Çıldırlı Şenlik¸ Âşık Veysel¸ Ali İzzet Özkan¸ Murat Çobanoğlu¸ Şeref Taşlıova¸ Feymani¸ Mürsel Sinan…


 


Âşıklığın Bu Günü


 

Âşıklık¸ zaman içinde meydana gelen değişmelerle önemli ölçüde güç kaybetti. Âşıkların yetişmesinde etkili olan yeniçeri ocaklarının ve tekkelerin son yüzyılda içine düştükleri durum¸ ardından kapatılmaları ve diğer toplumsal değişmeler¸ iletişim araçlarının yaygınlaşması ve gelişmesi kent köy arasındaki farklılıkları ortadan kaldırdı.  Yazının egemenliği sözlü kültürü zayıflattı. Ortada artık âşığı besleyecek ortamlar kalmadı. Bütün bunlara rağmen bu gelenek eski görkemiyle olmasa da bilhassa doğu şehirlerimizde devam ediyor. Bu geleneği eski zamanlarında olduğu gibi yaşatmak imkânsız olsa bile asırlardır toplumu besleyen şiirimizin bu zengin damarını çok iyi şekilde araştırıp ortaya çıkarmak¸ bugünün hayatına katılabilecek yönleri bulmak gerekir.

Sayfayı Paylaş