EDEBİYAT¸ ŞİİR VE KUR'ÂN-I KERİM

Somuncu Baba

“Kur’ân-ı Kerim’in şiirle tercüme edilmesi¸ yapılması gereken önemli çalışmalardandır. Bunu yapacak kişi¸ Arap ve Türk Edebiyatını iyi bilen ve şairlik yönü bulunan bir kimse olmalıdır.”

“Kur’ân-ı Kerim’in şiirle tercüme edilmesi¸ yapılması gereken önemli çalışmalardandır. Bunu yapacak kişi¸ Arap ve Türk Edebiyatını iyi bilen ve şairlik yönü bulunan bir kimse olmalıdır.”

Bir çok kimse tarafından çeşitli tarifleri yapılan şiirin¸ herkes tarafından kabul edilen bir tarifi bulunmamaktadır. Bu nedenle şiir¸ tarifini yapan kimselere göre farklı bir yönüyle karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu da doğal karşılamamız gerekir. Çünkü herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir tarif¸ şiirin kendi özünü¸ anlamını ya da varoluş nedenini ortadan kaldırmak olacaktır. Şiir dört duvarla sınırlanacak bir obje veya nesne değildir. Şiir hayaller dünyasına olduğu kadar hayal ötesine uzanan¸ akıl ve mantığın sınırlamalarına aldırmayan bir süreçtir. Şair hayallerini kullanmak suretiyle¸ aklına estiği anda kendisine özel mükemmel bir dünya kurar ve oradan seslenir¸ kendisine hayranlıkla bakan insanlara. Olmazları olur¸ düşünülemezleri düşünülür hale getirir. Şair¸ bakan değil¸ baktığını gören¸ hem de başkalarının göremediklerini gören kimsedir. Bütün bunları yaparken kelimelerin sihrinden yararlanır. Az söz ile çok şey anlatır. Farklı şekilde anlatır. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı şiir¸ tüm insanlık tarihi boyunca edebiyatın en önemli ve vazgeçilmez kısmı olmuştur. Batı ve Doğu edebiyatlarında olduğu kadar Türk Edebiyatı’nda da şiirin önemli bir yeri vardır. Divan edebiyatı alanında verilen eserlerden büyük çoğunluğu manzum eserlerdir. Divan şairlerimiz¸ dinî bir çok konuyu manzum olarak kaleme aldıkları gibi Arapça ve Farsça bir çok dinî eseri de manzum olarak dilimize kazandırmışlardır. Örneğin edebiyat tarihimiz içerisinde akaid¸ fıkıh¸ tarih¸ lügat v.b. konularda manzum olarak yazılan ya da tercüme edilen çok sayıda eser bulunmaktadır. Bunun önemli bir nedeni¸ manzum eserlerin belli bir makamla okunmasından dolayı kolaylıkla ezberlenebilmeleri ve daha çabuk akılda kalmalarına bağlanabilir.
Türk – İslam Edebiyatı’nın kaynağı dindir. Şairlerimiz¸ dînî her konuda eser vermişlerdir. Divan ve mesnevîlerinin baş kısmında Tevhid¸ Münacât ve Naatlere yer veren ve bunu bir gelenek haline getiren şairlerimiz¸ Hz. Peygamber’in hayatının her safhasını da ayrı birer edebî tür olarak işlemişlerdir. Mevlidler¸ Siyerler¸ Miraciyeler¸ Mucizenâmeler¸ Hilyeler¸ Kırk ve Yüz Hadisler gibi daha bir çok konu edebiyatımızın manzum dînî konuları arasında önemli bir yere sahiptirler. Divan ve mesnevîlerde olduğu kadar bu edebî türler içerisinde de yeri geldiğinde ayet ve hadislerden lafzî ve mânevî iktibaslarda bulunmuşlardır. Özellikle mutasavvıf şairlerin eserlerinde ayet ve hadisleri çok yoğun bir şekilde kullanıldıkları dikkati çeker. Fakat bu eserlerde yer alan ayetler¸ manzum birer tercüme şeklinde değildirler.
Hz. Peygamberle ilgili edebî türler meydana getiren ve özellikle manzum Kırk ve Yüz Hadis tercümeleri yapan şairlerimiz¸ Ayetler ve dolayısıyla Kur’ân-ı Kerim için benzeri bir edebî tür meydana getirmemişlerdir. Edebiyat tarihimiz içerisinde¸ bilebildiğimiz kadarıyla¸ sadece bir tane manzum Kırk Ayet tercümesi yapılmıştır. Bu ifadeyi belki de sadece manzum değil mensur Kur’ân tercümeleri için de kullanmamız daha yerinde olacaktır. Her ne kadar satır arası Kur’ân tercümeleri yapılmış olsa da¸ Divan Edebiyatı sahasında eser veren şair ve yazarlarımız¸ Kur’ân’ın tercümesi etrafındaki tartışmalar ve Kur’ân tercümesinin hassasiyetinden dolayı bu işten uzak kalmayı tercih etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’in tamamının manzum tercümesinin yapılmaması veya yapılamamasının en önemli nedeni Aruz veznidir. Yüce kitabımızda Aruz veznine uygun birçok ayet bulunsa da Kur’ân’ın tamamını düşündüğümüzde¸ bu tercümenin yapılması mümkün gözükmemektedir. Bu durum hece vezni için de geçerlidir. Ancak¸ serbest vezinle bu tercümenin yapılması mümkündür.
XVII. yüzyıl şairlerinden Okçuzade Mehmet Şahî (ö.1630)’nin en-Nazmü’l-Mübîn fî Âyâti’l-Erbaîn isimli eseri manzum bir kırk ayet tercümesi ve bu ayetlerin mensur şerhidir. Çeşitli konularla ilgili kırk âyet-i kerîmeyi kıta nazım biçimiyle ilk üç mısrada tercüme etmiş ve son mısrada âyetin metnini vermiştir. Daha sonra ise manzum hale getirdiği ayetin tefsir ve şerhini yapmıştır. Ayete uygun olarak¸ peygamberlerle erenlere ait 40 bölümden meydana gelmiş bir eserdir. Bu eserde¸ tercüme edilen ayetler bir bütün halinde yani ayetin tamamı şeklinde değildir. Tercümeye esas alınan ayetlerin yalnızca aruz veznine uygun olan kısmı alınmıştır. Dolayısıyla kısmî bir tercümedir. Tercüme edilen ayetler de belli bir konudaki ayetler şeklinde değil çeşitli konulara temas eden ayetlerdir. Eserde yer alan tercümelere bir örnek verelim:
Gözü yumsa sivâdan ne aceb hazret-i Ya‘kûb
Nûr-ı basarın nice zamân görmedi zîrâ
Yûsuf dedi pîrâhenini eyleyip irsâl
Elkûhü ‘alâ vech-i ebî ye’ti basîrâ
“(Şu benim gömleğimi götürün de) onu babamın yüzüne koyun¸ (gözleri) görecek duruma gelsin.” (Yusuf¸ 12/93)
Bu eser dışında Osmanlı döneminde yapıldığını bildiğimiz bir başka manzum tercüme bulunmamaktadır. Cumhuriyet’ten sonra bu anlamda bazı çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı ayet ve sure tercümeleri bir kısmı ise Kur’ân-ı Kerim’in tamamının tercümesidir.
Cumhuriyet sonrasında yapılan Kuran-ı Kerim tercümelerinden biri M. Akif Ersoy’a aittir. Manzum olup olmadığını bilemediğimiz bu çalışma¸ bir şairin kaleminden çıkması yönüyle ve tamamen manzum olmasa bile en azından yer yer manzum kısımların bulunabileceği itibariyle önemlidir. M. Akif’in¸ Safahat isimli şiir kitabının Hakkın Sesleri¸ Fatih Kürsüsünde ve Hâtıralar bölümlerindeki bazı şiirlerin baş tarafında ayetler bulunmaktadır. Fakat bu şiirler söz konusu ayetlerin manzum tercümeleri değil¸ belki bu ayetlerden alınan ilhamla yazılan¸ tefsîri mahiyetteki şiirlerdir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kuran Dili isimli tefsirinde özellikle kısa surelerde şiirsel tercümeler dikkati çekmektedir. Hamdi Yazır¸ bu sureleri Arapça aslına uygun şiirsel ifadelerle tercüme etmiştir. Bu duruma bir örnek verelim:
Fatiha Suresi
Hamd¸ evrenler sahibi yüce Allah içindir;
Allah ki acıyandır¸ koruyandır¸ sevendir;
Günü gelince; ancak
Odur¸ hesap soracak…
Tek sana tapan¸ senden medet umanlarız biz;
Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi¸
Doğru yoldan ayırma bizi¸ aman Rabbimiz!
Cumhuriyet sonrasında Kur’ân-ı Kerim’i manzum tercüme edenlerden biri de Adnan Sütmen’dir. Kur’ân-ı Kerim’in mealen manzum açıklaması ismini taşıyan bu tercüme 1984’te yayımlanmıştır. Adnan Sütmen¸ hece vezni ile beyitler halinde surelerden ilhamlar şeklinde bir şiir çalışması yapmıştır.
Kevser Suresi
Biz sana verdik hakikatte Kevser
Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver
Doğrusu sana bugz edendir ebter
Kur’ân-ı Kerim’in şiirle tercümesine örnek olarak anılması gereken önemli bir eser de şair Behçet Kemal Çağlar’ın Kur’ân-ı Kerim’den İlhamlar (Ankara 1995) isimli eseridir. Çağlar¸ bu eserinde 38 sureden tercüme örnekleri vermektedir. Bu eserde yer alan tercümelerde¸ metne bağlı kalmaksızın¸ kısa surelerin tamamı göz önünde bulundurulmasına rağmen¸ uzun sureler için şairin kendince önemli gördüğü kısımlar dikkate alınmıştır. Tercümelerde hece vezni ve serbest nazım ölçüsü kullanılmıştır. Kitapta yer alan şiirlerden bir örnek verelim:
İhlas Suresi (Mealen)
Esirgeyen¸ bağışlayan Allah adın anarak
Dört kısacık Âyetle¸ Yücelerden Yüceyi
Bak nasıl anlatıyor¸ Sıfat-ı İlâhîyi
Üç def’a okununca melekler bile dinler
Onda kemale erer¸ yeryüzündeki dinler
De ki: Yüce Allah’ım¸ O¸ tektir¸ biriciktir
Yüce Kur’ânın Nûr’u¸ bu İhlâs Suresidir
O’nun Ehadiyeti¸ Zât’ı hakikatidir
Kendi hakikatini¸ ancak kendisi bilir.
Bir diğer manzum Kur’ân çevirisi de Rıza Çiloğlu’nun Tanrı Buyruğu Kur’ân¸ Nazım Çeviri isimli mealidir. 1987 yılında yayımlanan bu eser¸ mesnevi şiir formuyla yapılan bir Kur’ân tercümesidir. Tercümeler¸ ayetler bölünmek suretiyle¸ biraz zorlama ile de olsa şekil itibariyle şiir formuna uygun hale getirilmiştir. Örneğin Mâun Suresi bu mealde şu şekilde yer almaktadır:
Vergi Bölümü
Gördün mü dini inkar edeni.* Hem yetime
Hor bakan.* Hem yoksulu doyurup gözetime
Teşvik etmeyen odur.* Vay haline bu kabil
Ananların.* Ki onlar anışlarından gafil
Olanlardır.* Ve onlar riyakardır tamamen
Gösteriş de yaparlar.* Vergiyi ederler men.*
Bir diğer manzum meal Doç. Dr. Bedri Noyan’a aittir. Tamamı hece vezniyle yazılan Kur’ân-ı Kerim (Türkçe–Şiir) adlı bu tercüme 1973’te tamamlanmış ve ölümünden bir yıl önce 1996’da yeniden gözden geçirilerek yayımlanmıştır.
Kafirun (Karanlıkta Kalanlar) Sûresi
Tanrı’nın Esirgeyen Bağışlayan Adıyla:
1- Diyesin ki: “Kafirler¸ karanlıkta kalanlar
2- O taptıklarınıza¸ tapmam ben¸ aslâ Zinhâr!
3- Tapanlar değilsiniz siz benim taptığıma¸
4- Ben tapıcı değilim sizin taptığınıza.
5- Tapıcı değilsiniz siz taptığıma benim!
6- Sizin dininiz size¸ dinim de bana derim.”
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden N. Çam’ın Şiir Diliyle Kur’ânı Kerim Meâli (Ankara 2002) isimli manzum Kur’ân tercümesi¸ serbest vezinle yapılan bir meal çalışmadır. Zaman zaman hece vezni intibaını veren tercümeler yapılmış fakat şiirsellik kafiyeden daha ziyade rediflerle sağlanmıştır.
“İffetini muhkem bir kale gibi koruyan
İmran kızı Meryem’i de hatırlayınız
Ruhumuzdan üflemiştik hani ona Biz” (Tahrim 66/12)
Müstakil sure tercümeleri ile ilgili çok önemli bir diğer çalışma¸ M.Ü. İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Emin Işık’a aittir. Bu tercümelerde¸ Arapça metne tamamen mutabık kalınarak¸ ekleme ve çıkarma olmaksızın¸ hece vezni ile tercümeler yapılmıştır. Bu tercümelerden bir kısmı çeşitli yayın organlarında yayımlanmış fakat bir kitap haline getirilmemiştir. İhlas Suresi’nin tercümesi şöyledir:
De ki¸ Allah bir¸ tektir
Allah¸ uludur ilktir
Ne doğmuş¸ ne doğurmuş
Ne bir şey O’na denktir.
Kur’ân-ı Kerim’in şiirle tercüme edilmesi¸ yapılması gereken önemli çalışmalardandır. Bunu yapacak kişi¸ Arap ve Türk Edebiyatını iyi bilen ve şairlik yönü bulunan bir kimse olmalıdır. Bu sağlanamıyorsa yapılacak meal birkaç edebiyatçının kontrolünden geçmelidir.
Bilindiği gibi¸ Kur’ân-ı Kerim tamamıyla şiir veya tamamıyla nesir değildir. Kur’ân’ın kendine özgü bir ifade tarzı bulunmaktadır. Sûrelerde benzersiz bir şiiriyet görülmektedir. Kısa surelerde ise bu şiirsellik daha bir belirgin hale gelmektedir. Büyük oranda mensure intibaını veren devrik ifadeler ise Kur’ân-ı Kerim’in hemen tamamında kullanılan bir ifade tarzı olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle yapılacak meallerde bu gibi hususlara dikkat edilmelidir.

Sayfayı Paylaş