DUANIN ŞİİRİ MÜNÂCÂT

DUANIN ŞİİRİ MÜNÂCÂT

Kur’ân-ı Kerim’de dua ile ilgili birkaç ayet:

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm.”1

“(Ey Muhammed!) De ki: Duanız olmasa Rabb’im size ne diye değer versin!”2

“Rabb’iniz şöyle dedi: ‘Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”3

“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın.”4

“Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir.”5

İnsan, Rabb’i karşısında büyük bir acziyet içerisindedir. O’ndan başka sığınılacak bir kapı yoktur. İnsan ne isteyecekse O’ndan ister, O’ndan diler. Zira insanı en iyi bilen O’dur, insana rızık veren, güç, kuvvet veren O’dur. Bu yüzden yalnız O’na güvenir, yalnız O’ndan yardım diler insan. Vesileleri yegâne ve son kapı zanneden, yani yardımı, inayeti kuldan bekleyen ne büyük bir yanılgı içindedir.

Yalvarma, yakarış, tazarru, niyaz anlamlarına gelen münâcat, edebiyatımızda bir şiir terimi olarak Allah’a yalvarmak, O’ndan meded ummak için yazılan genellikle manzum eserler için kullanılmaktadır. Klâsik Türk şiiri nazım şekillerinden olan mesnevilerin, konusu ne olursa olsun, bir bölümünde münâcat yazılması gelenekten ziyade kural hâlini almıştır. Yine Klâsik Türk şiiri nazım şekillerinden kasidelerin bir kısmı konu itibariyle Allah’a yalvarma mahiyetlidir ki bunun da türü münâcat olarak adlandırılmıştır. Münâcâtlar mesnevi ve kasidelerin dışında hemen her nazım şekliyle de yazılabilen bir nazım türüdür. Hatta eski edebiyatımızda sıradan bir kitabın bile bir bölümü münâcâta ayrılmıştır.

Münâcâtların en çok görüldüğü dönem Klasik edebiyat dönemidir, fakat bunun yanı sıra halk şiirimizde de münâcâtlara çokça rastlanmaktadır. Bunların birçoğu ilahi formunda bestelenmiştir. Söyleyişlerde, muhtevada değişiklikler olsa da Tanzimat ve ondan sonraki dönemlerde de münâcât türünde eserler yazılmaya devam edilmiştir.

Sadece manzum değil mensur münâcâtlar da yazılmıştır ki bu türün en meşhuru Sinan Paşa’nın “Tazarru-nâme”sidir. İşte ondan birkaç satır mensur münâcât:

“Ey gözlerün nûru ey gönüllerin sürûru başımızın tâcıehl-i dilin mîrâcı gönül hânesinin ziyâsı dil hastesinin şitâsı derd ehlinin enîsi ışk avaresinin celîsi…

İlâhî her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlâhî elime her ne sundunsa anı tuttum. İlâhî gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlâhî vücudum bahçesine ne diktinse o biter…

İlâhî kabul Senden, red Senden. İlâhî şifâ Senden, dert Senden. İlâhî dil verdin, zikrinden ayırma, gönül verdin fikrinden çevirme. İman verdin, dâim eyle; ihsan verdin, kâim eyle.”

Elmalılı Mehmet Hamdi Yazır’ın da mensur münâcâtı meşhurdur:

“İlâhî! Hamdini sözüme sertâc ettim zikrini kalbime mi’râc ettim kitabını kendime minhâc ettim. Ben yoktum var ettin, varlığından haberdâr ettin. Aşkınla gönlümü bîkarâr ettin. İnâyetine sığındı, kapına geldim, hidâyetine sığındım lütfuna geldim, kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet; neş’eni duyur hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sen sevdirmezsen ben sevdiremem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini…”

Çeşitli Dönemlere Ait Manzum Münâcâtlardan

Yâ Rab kerem et bendene ihsân eyle

Düşvâr olan ahvâlimi âsân eyle

Nef’î

(Ey Allah’ım bu kuluna kerem eyle, ihsan eyle; güç olan hallerimi kolay eyle.)

Bakma ya Râb sevâd-ı defterime

Ânı yak ateşe benim yerime

Lâedrî

(Ya Rab, benim günahlarla kararmış bu siyah defterime bakma. Ne olur, benim yerime onu ateşe-cehenneme-at!)

Hazretinden dilerim dünyâda nâ-merde değil

Merde de eyleme muhtâc beni yâ Rab yâ Rab

Dânîş

(Ey Allah’ım dünyada beni sadece nâmerde değil, merde de muhtaç eyleme.)

Ey Allah’ım beni senden ayırma

Beni senin didarından ayırma

Seni sevmek benim dinim imanım

İlâhî din ü imandan ayırma

Eşrefoğlu Rûmî

***

Yâ İlâhî sen beni insana muhtâc eyleme

Olur olmaz kimseye merdâna muhtâc eyleme

Ol habîbin fahr-i âlem Mustafa’nın aşkına

Ganî eyle kalbimi düşmana muhtâc eyleme

Âşık Ömer

***

Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…

Bir bu toprak kalıyor, dinimin son yurdu!

Bu da çiğnendi mi çiğnendi demektir şer’-i mübîn,

Hâk-sâr eyleme yâ Rab, onu olsun… Âmin…

Mehmed Akif Ersoy

***

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi

Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi

Tâ ki yükselsin ezânlarla müeyyed nâmın

Gâlip et çünkü bu son ordusudur İslâm’ın

Yahya Kemal Beyatlı

***

Güzel bir münâcât örneğinin de tamamını alalım:

Dua

Biz kısık sesleriz, minareleri

Sen ezansız bırakma Allah’ım!

Ya çağır şurda bal yapan arılarını

Ya kovansız bırakma Allah’ım!

Mahyasız minareler, göğü de

Kehkeşansız bırakma Allah’ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu

Müslümansız bırakma Allah’ım!

Bize güç ver, cihad meydanını

Pehlivansız bırakma Allah’ım!

Kahraman bekleyen yığınlarını

Kahramansız bırakma Allah’ım!

Bilelim hasma karşı koymasını

Bizi cansız bırakma Allah’ım!

 

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu

Müslümansız bırakma Allah’ım!

Yarının yollarında yılları da

Ramazansız bırakma Allah’ım!

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü

Ya çobansız bırakma Allah’ım!

Bizi sen sevgisiz susuz havasız

Ve vatansız bırakma Allah’ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu

Müslümansız bırakma Allah’ım!

Arif Nihat Asya

Meraklılar için bir kitap: Şairin Duası, Dua Şiirleri Antolojisi, Mustafa Özçelik, Selis Kitapları, İstanbul 2002.

Dipnot

1.    2/Bakara, 186.
2.    25/Furkan, 77.
3.    40/Mü’min, 60.
4.    7/Araf, 180.
5.    42/Şura, 26.

Sayfayı Paylaş