DUA EYLEYEN SULTAN

Somuncu Baba

"Buraya pâdişâhlık gururu ile beni imtihan için geldiniz.
Şimdi ise dervişlik hâliyle gidiyorsunuz ve dervişlik devletinin güneşi
üzerinde ışıldamaya başladı."

Tarih boyunca devlet adamlarından¸ arkasına manevî destek alanlar¸ yüce değerleri kaim kılanlar¸  daima başarılı olmuşlardır. Bu ulvî hâl ile maneviyat erlerini ziyaret eden¸ danışan¸ dua ve himmetlerine mazhar olan birçok yönetici¸ bulunduğu çağın en zirvesine yükselmiş¸ isimleri görüştükleri o gönül sultanlarının ismi yanında tarihin sayfalarına altın harflerle yazılmıştır. Bu yazımızda buna iki örnek vereceğiz.


Altın Silsile'nin halkalarından olan¸ Ebü'l-Hasan Harakânî Hazretleri (k.s.)¸ 352/963 yılında¸ Horasan'ın Bistâm şehrine bağlı Harakân köyünde dünyaya gelir. Çocukluğunda Harakân'da anne babasının geçimini sağlamak maksadıyla çobanlık ve çiftçilikle uğraşarak ailesinin geçimini sağlar.[1]


  Devrinin değişik âlim ve şeyhlerini tanıyan ve onlardan istifade eden Harakânî (k.s.)¸ kendisinden senelerce önce vefat etmiş olan Bistâmî'nin yolunu devam ettiren müridleriyle görüşür¸ Bâyezîd-i Bistâmî'nin kabrine on iki yıl türbedarlık eder. Harakânî on iki yıl süreyle yatsı namazını cemaatle kıldıktan sonra Bistâm'daki Bâyezîd-i Bistâmî'nin kabrine teveccüh eder; "Allah'ım! Bâyezîd'e ihsan ettiğin hil'atten bize de bir koku ihsan et!" diyerek duada bulunur.[2] Sevgi ve aşkla bağlandığı bu kapı onun gönül dergâhı olur. Yılları aşıp gelen Bistâmî'nin sevgisi¸ onu yoğurur ve vuslata götürür.[3] Dolayısıyla Harakânî'nin tasavvufî intisabı¸ âriflerin sultanı Bâyezîd-i Bistâmî'yedir. Seyr ü sülûk eğitimini Bistâmî'nin ruhaniyetlerinden alır.[4]


  Üveysîliği ile dikkat çeken Harakânî¸ Aynülkudat el-Hemedânî (ö.525/1131)¸ Necmeddin-i Dâye¸ Feridüddin-i Attâr¸ Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî gibi büyük mutasavvıfları derinden etkiler¸ 10 Muharrem 425/5 Aralık 1033 tarihinde âlem-i bekâya göç eder. Manevî etkisi çağları aşarak yüzyıllardır devam eder.[5]


   Sultan'dan Dua Talebi


Sultan Mahmûd Gaznevî¸ bütün Asya'ya hâkim olduğu zamanda¸ Harkân şehrine yakın bir yere gelir. Adamlarından birkaçını¸ Harkân'a maneviyat sultanı¸  Şeyh Ebü'l-Hasan-ı Harkânî Hazretlerinin huzuruna gönderir ve Şeyh Hazretlerini yanına çağırtır. Şeyh Hazretleri buna karşılık bir özür beyân ederek gelemeyeceğini bildirir. Durum¸ Mahmûd Gaznevî'ye bildirilince;


– Haydi kalkınız! Zîrâ o¸ bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz ona gidelim¸ der. Sonra kendi elbisesini Kâdı İyâd'a giydirir ve kendisi de silâhtar olarak¸ Kâdı İyâd'ın yanında Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin evine girer. Mahmûd Gaznevî selâm verince¸ Ebü'l-Hasan Hazretleri selâmını alır. Fakat ayağa kalkmaz. Mahmûd Gaznevî¸ Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'ye;


– Sultan için neden ayağa kalkmadını diye sorunca¸ Ebü'l-Hasan¸ Sultan Mahmûd'a:


– Mâdemki seni öne geçirmişler¸ yanıma gel bakalım¸ der.


Sultan Mahmûd Gaznevî¸ Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'ye:


– Bâyezîd-i Bistâmî nasıl bir zât idi¸ diye sorar.


Ebü'l-Hasan-ı Harkânî:


– Bâyezîd¸ öyle kâmil bir velî idi ki¸ onu görenler hidâyete kavuşurdu. Allahu Teâlâ'nın râzı olduğu kimselerden olurdu¸ diye cevap verir.


Sultan Mahmûd bu cevabı beğenmez ve;


– Ebû Cehl¸ Ebû Leheb gibi kimseler¸ Fahr-i kâinâtı¸ Server-i âlemi nice kere gördüler. Fakat hidâyete gelmediler. Hâl böyle olunca¸ Bâyezîd'i görenlerin hidâyete geldiklerini nasıl söylüyorsun¸ der.


O¸ Rasûlullah Efendimizden daha yüksek mi ki¸ iki cihânın efendisini¸ üstünlerin üstünü olan Allahu Teâlâ'nın sevgili Peygamberini gören¸ küfürden kurtulamadı da¸ Bâyezîd'i görenler mi kurtulur demek ister.


Ebü'l-Hasan:


– Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar¸ Allahu Teâlâ'nın Sevgili Peygamberini¸ insanların en üstünü olan Hazret-i Muhammed (s.a.v.) olarak görmediler. Ebû Tâlib'in yetimi¸ Abdullah'ın oğlu olarak gördüler. O gözle baktılar. Eğer¸ Ebû Bekr-i Sıddîk gibi bakarak¸ Rasûlullah olarak görselerdi¸ eşkıyalıktan¸ küfürden kurtulur¸ onun gibi kemâle gelirlerdi¸ buyurur.


 


"Bana Nasîhat Ediniz"


Sultan Mahmûd Han bu cevabı çok beğenir. Din büyüklerine olan sevgisi artar. Sultan Mahmûd:


– Bana nasihat ediniz¸ deyince


Ebü'l-Hasan-ı Harkânî:


– Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın¸ namazını cemaatle kıl¸ cömert ol¸ Allahu Teâlâ'nın yarattıklarına şefkat göster¸ der.


Sultan Mahmûd;


– Bana dua buyurun¸ deyince¸


Ebü'l-Hasan-ı Harkânî:


– Ey Mahmûd¸ âkıbetin makbûl olsun¸ der.


Bunun üzerine Sultan Mahmûd¸ Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin önüne bir kese altın koyar. Buna karşılık Ebü'l-Hasan¸ sultanın önüne arpa unundan yapılmış bir yufka ekmeği koyar. Sultan ekmekten bir lokma alır. Fakat lokmayı yutamaz. Bunun üzerine Ebü'l-Hasan Hazretleri:


– Bir lokma ekmeği yutamıyorsun. İster misin¸ şu bir kese altın bizim de boğazımızda dursun? Biz paralarla olan alâkamızı kestik. Şu altınları önümden alını  der. Sultan¸ Ebü'l-Hasan'ın paraları almasını çok isterse de¸ kabul etmeyince¸ ondan bir hatıra talep eder. Ebü'l-Hasan Hazretleri ona hırkasını verir.


Sultan Mahmûd giderken¸ Ebü'l-Hasan ayağa kalkar. Bunun üzerine Sultan Mahmûd:


– Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştiniz¸ fakat şimdi ayağa kalkıyorsunuz. O hâl niye idi? Bu ikrâm nedir¸ diye sorar.


Ebü'l-Hasan-ı Harkânî Hazretleri:


– Buraya pâdişâhlık gururu ile beni imtihan için geldiniz. Şimdi ise dervişlik hâliyle gidiyorsunuz ve dervişlik devletinin güneşi üzerinde ışıldamaya başladı. Önce gurur içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadım. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum.” der.


Sultan¸ sonra gazâya gitmek üzere Harkân'dan ayrılır. Sevmenât'a gelir. İçine mağlûb olma korkusu düşer. Birden atından inip¸ bir köşede Ebü'l-Hasan Hazretlerinin hırkasını eline alıp:


– Yâ İlâhî! Şu hırkanın sahibinin yüzü suyu hürmetine¸ şu kâfirlere karşı bizi muzaffer kıl. Ganimet olarak ele geçireceğim her şeyi dervişlere vereceğim¸ diye dua eder etmez¸ düşman tarafında bir toz-duman ortaya çıkar. Düşmanlar¸ bu toz-duman içinde bir şey görmeyerek¸ kılıçlarını birbirlerine vururlar ve kendi kendilerini öldürürler. Sağ kalanları da dağılıp gider. O akşam Sultan Mahmûd¸ rüyâsında Ebü'l-Hasan-ı Harkânî Hazretlerini görür. Ebü'l-Hasan-ı Harkânî¸ Sultan Mahmûd'a:


– Allahu Teâlâ'nın dergâhında¸ hırkamızın yüzü suyu hürmetine zafer kazandın. Eğer o anda isteseydin¸ kâfirlerin hepsinin Müslüman olmasını sağlayabilirdin¸ buyurur.  


Madde sultanı olan Gazneli Mahmud¸ Harakânî'nin mânâ sultanlığına bu şekilde hayranlık besler. Harakânî'nin saltanatı mâneviyat ve ruhaniyet arenasındaki nüfuzuyla gerçekleşmiştir. Onun saltanatında takva¸ vera¸ zühd¸ fakr¸ mücahede¸ muhasebe ve riyazet yegâne usûldür. Onun zühdî kişiliği ile alâkalı olarak Attâr¸ bahçesinde ekim ve dikim işlemini sürdürürken¸ Harakânî'nin toprağı ilk kazmasında gümüş¸ diğer kazmasında altın ve bir başka kazmasında ise inci ve mücevherat çıktığından söz eder. Bunun üzerine Harakânî¸ Hakk'a münacatla; "Allah'ım! Beni bununla avutma. Ben dünya ile Sen'in gibi bir Rab'den yüz çeviremem." diye yakardığından¸ onun daima Hak'tan yana tercihte bulunduğundan bahseder.[6]


  Müntesiplerine kemâle ermenin yollarını öğreten Harakânî Efendimiz¸ şu öğütlerde bulunuyor: "Hak yolunda yürümek isteyen kimsenin şu dört gurubun yani: ‘Âlimlerın¸ muttakîlerin¸ evliyaların ve yol gösteren mürşidlerin' sözlerini dinlemesi gerekir:"[7]


 


Devlet İdarecilerine Tavsiyeler


Velîlerin devlet idarecilerine olan dua ve tavsiyelerine bir örnek de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinden nakledelim:


Turgut Özal Bey¸ parti kurup siyasete atılmaya niyet edince Ali Coşkun Bey'e der ki: "Gel seninle bir yere gideceğiz… Akıl danışacağız." Doğruca¸ Darende'ye Hulûsi Efendi Hazretleri'ne ziyarete gelirler. Meşhur Somuncu Baba Hazretlerinin torununa müracaat ederler.


Ali Coşkun Bey o görüşmede neler konuşulduğunu şöyle naklediyor:


"Turgut Özal konuyu uzun uzun anlat. Özetleyelim: "Parti kurup¸ seçime girmek niyetindeyim. Milli Güvenlik Konseyi yeşil ışık yakıyor.  Sizin düşünceniz benim için önemli... Ne diyorsunuz?" dedi.


Söz sırası Hacı Hulûsi Efendi Hazretleri'ne gelince: “Hayırlı olsun… Allah yolunu açık etsin." buyurdu. Hazret söze devam etti: 


"Sana birkaç şey söyleyeceğim. Ben ben ben deme… Bencillik insanı şaşırtır… Doğru yoldan uzaklaştırır. İstişareye önem ver… Siyasette diyalog esastır. Devlet dairesinde dürüst ol… Dünya malına tamah etme… Devletin malını¸ parasını gözün gibi koru. Sakın ola ki makam hırsına kapılma.”


Turgut Özal¸ Ali Coşkun'dan “not almasını” ister. Coşkun da “Sohbeti… Öğütleri” not eder. Görüşme bitmiştir… Çıkmak üzerelerdir. Hacı Hulûsi Efendi Hazretleri “son bir şey daha” söyler: “Halka hizmet hakka ibadettir… Ama sen bu sözü kullanırken “ibadet” deme… Yoksa sana “takunyalı” derler… En iyisi sen de ki: "Halka hizmet Hakk'a hizmettir.”[8]


Turgut Özal Bey¸ Hulûsi Efendi Hazretlerinin duasını alır¸ "Halka hizmet Hakka hizmettir" sloganıyla halkın teveccühünü kazanır yıllarca memlekete hizmette bulunur.  


  1989 yılında bir gün Hulûsi Efendi Hazretleri evinde hasta yatağında iken¸  telefonun zili çalar. Telefona H. Hamidettin Ateş Efendi cevap verir. Arayan Turgut Özal Bey'dir. Cumhurbaşkanlığı seçimi için aday olacağını¸ dua talep ettiğini bildirir. H. Hamidettin Efendi bu arzuyu Hulûsi Efendi Hazretlerine iletir. Verdiği cevabı Turgut Özal Bey'e söyler: "Hulûsi Efendi Hazretleri şöyle müjde veriyor: "İnşallah memleketimizin Reis-i Cumhuru (Cumhurbaşkanı) siz olacaksınız." der. Turgut Bey Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da Darende ile devamlı irtibat hâlinde bulunur.


Kars Ziyareti Hatırası


Evliya Çelebi¸  Kars Kalesi'nin III. Murad devrinde Lala Mustafa Paşa tarafından tamir edildiğini anlatırken bir askerin paşaya aktardığı rüyasını nakleder. Asker¸ rüyasında gördüğü yaşlı bir zâtın kendisinin Ebü'l-Hasan el-Harakânî olduğunu ve kendisine makamının burada bulunduğunu söylediğini¸ kendisinden ayağını bastığı yeri kazmasını istediğini anlatmıştır. Bunun üzerine yüz işçi yeri kazmaya başlamış ve üzerinde "Menem şehîd ü saîd Harakânî" ibaresi yazılı dört köşe bir somaki mermer bulunmuştur. Gaziler mermeri tekbir ve tevhidle kaldırınca kabir ortaya çıkmıştır. Yaralı pazusuna sarılı makrame ile sırtındaki hırkasının bile henüz çürümediği görülmüş; vücudunun sağ tarafındaki yarası hâlâ kanamaktaymış. Gaziler yine tekbirle kabri kapamışlar. Kalenin içine ilk olarak Lala Mustafa Paşa tarafından Ebü'l-Hasan Harakânî adına bir tekke ile cami inşa ettirilmiştir. Bir Kars ziyareti hatırasıyla yazımızı bağlayalım:


H. Hamidettin Ateş Efendi geçtiğimiz yıllarda Kars'ı Harakânî Hazretlerinin kabri şerifini aile ve akrabalarıyla birlikte ziyarete giderler. Yolculuğa çıkarken Kars'taki türbeyle ilgilenen cami görevlisi Yavuz Hocanın hanımı bir rüya görür. Harakânî Hazretleri: "Kızım önemli misafirlerimiz geliyor hazırlık yap¸ ikramda bulun" buyurur. H. Hamidettin Efendi ve yanındakiler habersizce Kars'a varıp Pirimizin kabrini ziyaret ederler. O arada Darende'den gelen bu ziyaretçi grubunu gören Yavuz Hoca büyük bir şaşkınlık yaşar ve evine davet eder. İçeri girilir ki sofra hazırlanmıştır… Bu arada televizyonlarda program yapan bir hoca efendi de o anda türbe ziyaretine gelmiştir. H. Hamidettin Efendi o hoca efendiyi de sofraya çağırtır. Televizyonlarda program yapan hoca efendi girince hazırlıkların kendisi için yapıldığın sanarak "Zahmet etmişsiniz¸ ne güzel sofra hazırlamışsınız." der. Ve külliyenin inşaatı hakkında konuşurken¸ "Biz hizmetin en güzelini Darende'de gördük¸ Hulûsi Efendi Vakfı ülkemizdeki hizmet kurumları içinde en önemlisidir. Onları örnek almak gerekir." diye sözlerini devam ettirir. Uzun konuşmalarından sonra H. Hamidettin Efendi'ye dönerek "Efendim isminizi sormadım kusura bakmayın tanışamadık." der. H. Hamidettin Efendi. "Darendeliyiz" diye cevap verir. Bu defa hoca efendi meseleyi anlar… "Yoksa… Hulûsi Efendi'nin oğlu Hamidettin Efendi misiniz?" diye sorar. Hamidettin Efendi sükût eder… O anda hoca efendi tevazunun zirvesiyle müşerref olur… Kars'tan ayrılırken Yavuz Hoca: "Harakânî Külliyesinin tamiri için ödenek bekliyoruz¸ inşaatın tamamlanması için dua buyurun Sultanım." der. Hamidettin Efendi ise; "İnşallah en kısa zamanda ödenek onayı çıkar¸ eksikleri tamamlar¸ külliyeyi hizmete açarsınız. Bizim de yapacağımız bir iş olursa Pirimiz için her zaman seferber oluruz." der.  Daha o gün Ankara'dan müjdeli haber gelir¸ ödenek onaylanmış¸ gerekli para cami hesabına yatırılmıştır…


Allah yoluna hayatını vakfeden Allah dostları¸ hizmeti temel düstur edinmiş devlet adamlarına yön vermiş¸ duada bulunmuş ve bu minval üzere hayatlarını geçirmişlerdir. Allah rızasından başka ümidi ve beklentisi olmayanın yaptığı işte¸ gördüğü hizmette elbette ki samimiyet vardır¸ gönüllülük vardır¸ ihlâs vardır. Zaten bu hâlis halleri onları yüceltmekte; içinde bulundukları toplumda¸ örnek¸ önder hizmet insanı konumuna oturtmaktadır. Gerek devlet büyüklerinin gerekse bütün halkın mâneviyat büyüklerine teveccühü¸ onların her türlü hizmete önderlik etmesi¸ tevazu ve hoşgörü âbidesi olmalarından dolayıdır. 


 


 






[1]   Şenol Kantarcı¸ "GirişNûru'l-'ulûm¸ Ebü'l-Hasan Harakânî Derneği Yayınları¸ 2. Baskı¸ Ankara 2001¸ s. 11.



[2]   Aynı eser¸ s. 670.



[3]   Hasan Kamil Yılmaz¸ Altın Silsile¸ ErkamYayınları¸ İstanbul 1994¸ s. 65.



[4]   Câmî¸ Nefahâtü'l-üns¸ s. 444.



[5]   Süleyman Uludağ¸ "Harakânî"¸ Dİc. XVI¸ s. 94.



[6]   Aynı eser¸ s. 671.



[7]   Harakânî¸ "Risâle der Tarîk-ı Edhemiyye"¸ Seyr u Sülûk Risalesi¸ s. 50.



[8] Yavuz Donat¸ Sabah Gazetesi¸  4 Şubat 2012 Cumartesi.

Sayfayı Paylaş