DOĞU'NUN KADİM BİLGESİ: SÂDİ ŞİRÂZÎ

Somuncu Baba

"Sâdî'nin "Bisütun" diye tanınan eser
külliyatı içinde çoğu kayıp 16 kitap
ve 6 risale bulunmaktadır. Fakat Sâdî
denildiğinde akla hemen hem doğuda
hem de batıda klasikleşmiş olan
Bostan ve Gülistan gelecektir."

"Üstad-ı İrfan"


 


Mehmet Akif Ersoy¸ Sâdî'den bahsederken "Azim" şiirinin başında "Hem lisan hem de bulduğu konular itibariyle Fars şairlerinin en büyüğü" olarak gördüğü Sâdî'yi¸  "Bizim Şark'ımızın rûh-i kemâli" olarak görür ve onu "Üstad-ı İrfan" şeklinde anar. Akif'in Sâdî'ye hayranlığı bununla da kalmaz. Ondan manzum tercümeler yapar ve bazı makalelerinin altına Sâdî imzasını atacak şekilde ona meftunluk gösterir.  Zira Sâdî¸ ona "İnsanlığa hizmet etme yolunu gösteren adamdır."


 


Akif'in bu ifadeleri¸ aslında Sâdî'nin Osmanlı kültür ortamında nasıl bir algıyla ele alındığını gösterir. Gerçekten de Sâdî¸ sadece Mehmet Akif'i değil hemen bütün Osmanlı ediplerini etkileyen¸ onların kendisinden hayranlıkla bahsettiği¸ eserlerini okuduğu bir isme dönüşmüştür. Mesela Ziya Paşa da Harabat mukaddimesinde ondan bahsederken


 


Bir kimse okursa Bûstan'ı


Anlar o zaman nedir cihanı


 


diyerek bu durumu ortaya koyar. Bütün bunlar şu anlama gelmektedir. Sâdî¸ sanat anlayışı ve anlatım tarzıyla hem kendi kültür coğrafyasında hem de Osmanlı ülkesinde bilinip tanınan bir bilgedir. Bilgedir dedik¸ zira onun sevilip benimsenmesinin asıl sebebi ondaki bu irfanî yöndür. Onunla ilgili olarak daha pek çok değerlendirme yapmak mümkündür ama bu büyük bilgeyi tanımak için önce hayatına bir bakmak gerekecektir.


 


 


Bilginin bilgeliğe dönüşmesi


 


İran edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen Sâdî'nin asıl adı Ebu Abdullah Muşarrif b. Muslih el-Şirazî'dir. Ancak o¸ Sâdî-i Şirazî yahut Şirazlı Sâdî olarak tanınmıştır. Sâdî¸ 1193'te Şiraz'da dünyaya geldi. 12 yaşında yetim kaldı. Moğol istilası üzerine M. 1225 yıllarında Bağdat'a geldi ve tahsilini burada bulunan Nizamiye Medresesinde tamamladı. Burada Sühreverdi ve Ebulferec bin Cezvi gibi hocalardan dersler aldı.


 


İşte Sâdî'i Sâdî yapan¸ bu eğitimler sonucunda edindiği bilgilerdir. Fakat Sâdî¸ "bilgi" ile yetinmemiş "bilgelik" yolunu seçmiştir. Onda bilginin bilgeliğe dönüşmesi daha çok yaptığı seyahatler ve bu esnada kazandığı tecrübelerle olmuştur. Sâdî¸ eğitim sürecinde sonra başta Hemedan ve Horasan olmak üzere¸ hemen bütün doğuyu gezip dolaşmış¸ bir süre Mekke¸ Şam ve Kuzey Afrika'da ikamet etmiştir. Bir ara Kudüs'e giderken Frenklerin eline düşen Sâdî¸ daha sonra Trablusşam'da esirlerle birlikte hendek kazarken¸ ileri gelen bir Halepli tarafından 10 dinar karşılığında esirlikten kurtarılmış ve Halep'e götürülerek kızıyla evlendirilmiştir. Sâdî¸ işte böylesi uzun ve maceralı yolculuktan sonra¸ M. 1257 yılında Şiraz'a döner.


 


Sâdî'nin eser telifi¸ bundan sonra başlar. Zira ülkesine döndüğünde devlet başkanları Ebu Bekr¸ Moğollarla sulh yaparak ülkesini rahata kavuşturmuştu.  Bundan yararlanan isimlerden bir de Sâdî olmuş ve bu hükümdar tarafından kabul görmüş ve böylesi uygun bir ortamda eser telifine başlamıştır. Dikkat çeken bir nokta da Sâdî'nin bu sıralarda elli yaşında olmasıdır. Bu¸ şu anlama gelmektedir. Yazar¸ o tarihe kadar herhangi bir eser kaleme almamış ve yıllarını bilgi ve tecrübe edinmeye harcamıştır. Eserlerini bundan sonra vermeye başlayan yazar¸ kısa zamanda tanınmış ve şöhreti memleketinin dışına taşmıştır. Bilhassa Osmanlı coğrafyasında büyük bir ilgi görmüştür.


 


Birkaç sene sonra ülkesindeki şartlar değişti. Hamileri olan Ebu Bekr bin Sa'd bin Zengi ve oğlu İkinci Sa'd vefat etti. Yerine çocuk yaşta bulunan ikinci Sa'd'ın oğlu Muhammed geçti. Bu hükümdarla birlikte Salgurlu Hanedanı çöktü. 1264'te de Moğol hakimiyeti altına girdi. Sâdî¸ bu olaylar üzerine tekrar Şiraz'dan ayrılıp Mekke'ye gitti. Hac yaptı. Ardından Şiraz'a tekrar döndü. Bundan sonraki hayatını ise mezarı için ayrılan yerin yanındaki dergâhta ibadet edip ilim öğretmekle geçirdi. 1292'de Şiraz'da vefat etti. Mezarı Şiraz'ın kuzeydoğusunda¸ şimdi kendi adıyla anılan hangahının bulunduğu yerdedir.


 


İki büyük şaheser: Bostan ve Gülistan


 


Sâdî'nin "Bisütun" diye tanınan eser külliyatı içinde çoğu kayıp 16 kitap ve 6 risale bulunmaktadır. Fakat Sâdî denildiğinde akla hemen hem doğuda hem de batıda klasikleşmiş olan Bostan ve Gülistan gelecektir. Dolayısıyla önce onlar hakkında bilgi verelim:


 


Sâdî¸ Bostan adlı eserini büyük yardımlarını gördüğü Sultan Ebu Bekir adına 1257'de yazdı. Bostan¸ tamamen manzum bir eserdir.  4000 beyitten çok tutan eser¸ Fe û lün Fe û lün Fe û lün Fe ûl kalıbıyla ve mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Sâdî bu eseri yazma sebebini şöyle açıklar: "Dünyanın her tarafını gezdim dolaştım¸ çokça insan tanıdım. Bununla beraber Şiraz'ın temiz insanları gibi mütevazı insan görmedim. Bu insanları muhabbeti beni Şam'dan Rum illerinden çekti¸ artık Şiraz'a dönmek istedim. Fakat buralardan dönerken dostlarımın yanına eli boş dönmek çok ağırıma gitti. Mısır'dan dönenler gittikleri yere Mısır şekeri götürürler ben ise eli boş dönüyorum. Dostlarıma şeker götüremiyorsam da şekerden daha tatlı sözler götüreceğim dedim ve bununla teselli buldum. Ne yazacağımı düşündüm ve tertibini yazdım. Düşündüğüm şeyden adeta güzel bir saray oldu ve o saraya on kapı yaptım: 1. Adalet¸ 2. Cömertlik¸ 3. Aşk¸ 4. Alçakgönüllülük¸ 5. Kadere boyun eğme¸ 6. Kanaat¸ 7. Terbiye¸ 8.  Şükür¸ 9. Tevbe¸ 10. Münâcât… Sâdî'nin söylediği bu kapılar¸ eserin bölümleridir.


 


Gülistan ise Bostan'dan bir yıl sonra aynı şekilde kendisine büyük saygı gösteren Veliaht İkinci Sa'd adına kaleme alınmıştır. Bostan'dan daha çok meşhur olan ve bir edebiyat şaheseri olarak görülen Gülistan ise nazım ve nesir karışık halde yazılmıştır. Eser¸ 1. Hükümdarların Hâl ve Hareketleri¸ 2. Allah Dostlarının Ahlakı¸ 3. Eldekiyle Yetinmenin Güzellikleri¸ 4. Susmanın Faydası¸ 5. Aşk ve Gençlik¸ 6. Güçsüzlük ve İhtiyarlık¸ 7. Terbiyenin Önemi¸ 8. Sohbet Yöntemi bölümlerinden oluşmaktadır. Bu eserinde bir yazılış hikâyesi vardır. Buna göre Sâdî¸ bir dostunun çok zengin gül bahçesine ziyarete gitmiştir. Orada dostu gülleri ile iftihar ederken Sâdî bu güllerin geçici olduğunu asıl ve kalıcı gülleri edinmemiz gerektiğini belirterek içinde asırlarca solmayan taptaze güller olacak bir bahçeyi yani Gülistan'ı yazacağını söyler.


 


Her iki eserin pek çok ortak tarafı bulunmaktadır. Mesela¸ ikisi de klasik eserlerin tarzı doğrultusunda münacat ve naat ile başlar. Diğer yandan yazar¸ Ezop Masalları'nda olduğu gibi daha çok kendi deneyim ve gözlemlerini anlatıyor gibidir. Yine Ezop'ta olduğu gibi ders verici hayvan hikâyelerinden yararlandığı da dikkati çekmektedir. Amaç¸ bireysel ve toplumsal sorunları daha iyi anlatabilmek ve insanlara benimsetilmek istenen ahlakî telakkileri kalıcı bilgi ve davranışa dönüştürmektir. Bu iki esere¸ bu yönleri itibariyle aynı zamanda bir "nasihatname" gözüyle de bakılabilir. Zaten¸ yazar da her hikâyenin sonunda kıssadan hisse çıkarmış ve o hikâyeyi yorumlayarak okura adeta nasihatlerde bulunmuştur.


 


Bostan da Gülistan gibi asırlarca İslâm âleminde büyük rağbet görmüş¸ medreselerde ders kitabı olarak okunmuş¸ birçok şerh ve tercümeleri yapılmıştır. Yakın zamana kadar Anadolu'da okunan bu eserler¸ muhtelif kimseler tarafından şerh ve tercüme edilmiştir.


 


Bu eserlerin bu kadar şöhret bulmasının bir sebebi de hemen bütün doğu edebiyatının insana¸ hayata bakışıyla ilgili tutumudur. Bu edebiyatta insanın mutlak mutluluğa ve erdemli varlığa ulaşması işlenir. Bu sebeple yazılan eserlerde ya ideal insan modeli işlenmiş ya da bu yolda yürüyenlerin hikâyeleri anlatılmıştır. Böylesi bir anlatımın o devrin şartlarıyla da ilgisi vardır. Sâdî¸ Moğol istilasına tanık olan bir devri yaşamış¸ bu istilanın sıkıntılarını hem kendi çekmiş hem de diğer insanların sıkıntılarını gözlemlemiştir. İşte her iki eser de insanlara bu sıkıntılardan kurtularak nasıl mutlu insan olacaklarının yollarını göstermektedir. Eserlerin yöneticilere ithafı da önemlidir. Müellif¸ bilgeliğini bu anlamda da göstererek onarla iyi ve adaletli bir yönetimin nasıl olabileceğine ilişkin fikirlere de yer vermiş ve eserlerine aynı zamanda bir "siyasetname" özelliği de kazandırmıştır.


 


Denizden birkaç damla


 


Sâdî'nin eserleri tam anlamıyla birer hikmet denizidir. Sözün sonunda bu denizden birkaç damla sunarak nasıl bir bilgelikle karşı karşıya olduğumuzu görmekte fayda vardır: Şöyle diyor Sâdî: "İnsan ruhunu iki şey karartır: Susulacak yerde konuşmak ve konuşulacak yerde susmak."¸ "Ne kadar okursan oku; bir bilgine yakışır şekilde davranmadığın sürece¸ cahilsin."¸ "Gönlünün dertli olmasını istemezsen¸ dertli gönülleri dertlerinden kurtar."¸ "Üç şey sürekli kalmaz; ticaretsiz mal¸ tekrarsız bilgi¸ cesaretsiz iktidar." ¸ "Halkın bahçesinden padişah bir elma yerse¸ adamları ağacı kökünden sökerler."¸ "Kendi ahlakını düşmanından dinle; dostun gözünde her yaptığın iyidir."¸ "Kurdun kafasını¸ halkın koyunlarını paraladıktan sonra değil¸ önce kesmek gerekir."


 


Sâdî¸ bu hikmetli sözlerini bir kıssadan sonra söyler. Onun bu yönünü görmek adına bir kıssasını da buraya almak uygun olacaktır: "Bağdat şehrinde bir gün şöyle bir haber duyulmuş. Şehre gelen bir dervişin duası kabul oluyormuş. Bunu duyan Bağdat valisi¸ onu yanına çağırmış ve demiş ki: "Benim hakkımda hayırlı bir dua et." Derviş¸ valinin çok zalim olduğunu biliyormuş. Bu yüzden şöyle bir dua etmiş: "Ey Allah'ım! Bu adamın canını hemen al." Vali¸ dervişe: "Bu ne biçim bir duadır" diye bağırmış. Derviş demiş ki: "Sen benden hayırlı bir dua istemedin mi?" "Evet" demiş vali. Derviş de bunun üzerine "Öyleyse hayırlı olan senin ölmendir Böylece hem sen yeni zulümler yapma imkânını kaybedersin. Hem de halk senin zulmünden kurtulmuş olur. Sen zalim bir adamsın. Yaşamandansa ölmen daha hayırlıdır. Ben onun için böyle bir dua ettim." demiş.


 


Türkçe'de Sâdî


 


Sâdî'nin Türk şair ve yazarları üzerinde büyük etkisi olmuştur.  XIV. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında yetişen şair ve yazarlar onun eserlerinden¸ özellikle de Bostan ve Gülistan'dan etkilenmiş¸ bu etkiyi eserlerine yansıtmışlardır. Bu şair ve yazarlardan ilk akla geleni 14. yüzyıl mesnevi şairi Hoca Mes‘ûd'dur. Ahmet Paşa¸ Müniri¸ İznikli Bekayi¸ Yahya Bey¸ Ömer Fuadi¸ Sünbülzâde Vehbi¸ Tanzimat Şairlerinden Ziya Paşa ve son dönemde Mehmet Akif¸ Sâdî'yi üstad kabul eden yazar ve şairlerden bazılarıdır. Sözün burasında bu büyük bilgenin Bostan ve Gülistan'ını Türkçe'ye çevirerek çok önemli bir kültür hizmeti yapmış olan Kilisli Rıfat Bilge'yi de burada özellikle anmak gerekir.

Sayfayı Paylaş