DOĞRULUK KURTULUŞTUR

Somuncu Baba

"Adalet; yargıda adalet¸ idarede adalet¸ vatandaşlar arasındaki münasebette adalet gibi¸ hayatın muhtelif safhalarında zikredilir. İnsanların birbirlerine karşı davranışında adalet¸ kişinin¸ kendi haklarının hudûdunun diğer hak sahibinin hudûdu olduğunu idrak etmesi meselesidir."

Her hafta Cuma hutbesinde hatîbin hem metnini hem de mealini okuduğu ayet-i kerimeyi iyice düşünüp tekrar edecek olursak; "Şüphesiz Allah¸ adaleti¸ iyiliği¸ akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri¸ fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. O¸ düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."[1] bizlere hayatın ve varlığın temeli olan adaleti hatırlattığını görürüz.


Türkiye'de yaşayan birçok insan her hafta bu emri dinliyor. Bu emir¸ adaleti gerçekleştiren kişiler için "makbûl insan olma" vasfını da sağlıyor.


Adaleti ilk defa renk¸ cinsiyet¸ dil¸ din¸ mezhep¸ servet¸ makam¸ mevki farkı gözetmeksizin bütün insanların eşitliği için kullanan ve insanların ancak birbirlerine iyilik ettikleri ölçüde âdil ve Allah'a yakın olabilecekleri esasını ahlâk dünyasına İslâmiyet getirmiştir.[2]


 


Adalet; ferdî ve içtimaî yapıda dirlik ve düzenliği¸ hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ahlâkî erdemdir. Adalet¸ “davranış ve hükümde doğru olmak¸ hakka göre hüküm vermek¸ eşit olmak¸ eşit kılmak gibi manalara gelir.[3]


 


Adaletle Hükmetmek


Bütün semâvî dinler ve düşünce sistemleri "adaletle davranmayı" ve "adaletle hükmetmeyi" emreder. Kur'ân-ı Kerîm'in Asr Sûresinde¸ insanın¸ eğer “îmân etmemişse¸ sâlih amel işlememişse¸ sabrı ve hakkı tavsiye etmemişse¸ hak için mücadele etmemişse hüsran içinde olduğu" belirtilir. Demek ki; adalet için¸ hak için mücadele etmeyen insan¸ ziyan içindedir.


“Adalet mülkün temelidir.” diyoruz. Bu söz¸ uzun asırların içinden tecrübeyle geliyor. Şöyle bir fıkra anlatılır:


Prusya Kıralı'nın¸ devlete lüzûmundan dolayı bir arâziyi istimlâki bahsine karşı¸ arâzinin sahibi yaşlı hanımefendinin¸ Kıral'a: “Unutmayınız¸ Prusya'da hâkimler var!.." demesi¸ bir devlette adaletin¸ yargının ve hâkimin karakter olarak yüksekliğini belirten en güzel örneklerdendir.


 


Adaletli Hükümdar ve İhtiyar Kadın


Buna benzer bir adalet hikâyesi de Bursa Ulu Camii'nin yapımında yaşanmıştır.  Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezıd Han Niğbolu zaferine nişane olarak muhteşem bir mescid yaptırmak ister. Mimarlar bugün Ulu Camii'nin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi¸ bahçesi olanlara başka yerden muadil yer verilir. Hatta ceplerine birkaç kese altın sıkıştırılır¸ gönülleri hoş edilir. Ancak yaşlı bir kadıncağız “Evim de evim” diye bir feryat tutturur ki sormayın. Değerinin fevkinde ücretlere omuz silker¸ bütün tekliflere “Olmaz” der. Önce vezirler¸ sonra bizzat Sultan¸ kadının ayağına gider¸ ikna etmeye çalışırlar; ama o direnir.



Sultan Bayezıd caminin yerini sevmiştir Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Hatta divanı toplar¸ çözüm yolu arar. Kadılar “Mal onun değil mi?” derler¸ “Satarsa satar¸ satmazsa satmaz!” Meclis çaresizlik içinde dağılırken Bayezıd'ın aklına damadı gelir. Emir Sultan'ı bulur meseleyi anlatır Mübarek sadece tebessüm eder. “Acele etme!” der¸ “Bir gecede neler değişmez?”

İhtiyar kadın o gece rüyasında mahşer meydanını görür. Annenin çocuğundan kaçtığı bir dehşet ânıdır Kalabalıkta korkunç bir azab endişesi vardır. O arada bir dalgalanma olur. İnsanlar âlemlere rahmet olarak yaratılan Efendimiz'in yanına koşarlar. Şefaate kavuşan kavuşana… Kadıncağız da niyetlenir¸ ama bırakın yürümeye¸ kıpırdamaya bile mecâli yoktur. Ayakları vücudunu taşıyamaz¸ ıstırapla yerleri tırmalar. Elinden kaçan büyük fırsat ciğerini dağlar Feryad figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan'ı görür¸ “Herkes cennete gitti.” der¸ “Ben bir başıma kaldım burada!” Mübarek¸ o gönül ferahlatan tatlı sesiyle sorar¸ “Kurtulmak istiyor musun?” Kadın nefes nefese cevap verir:



– Hiç istemez miyim?



– Öyleyse Sultanımızı üzme!



Ertesi gün kadın ayağı ile gelir¸ evini verir Üstelik önüne konulan ücreti bağışlar camiye Yine de o yere bir şadırvanlı havuz yaptırılır¸ orada namaz kılınma.


 


 Nitekim “adalete müstenid olmayan devlet yaşayamaz" kaidesi¸ bizim asırlar boyunca öğrendiğimiz ve çocuklarımıza öğretmeğe çalıştığımız bir kaidedir. Adaletin "Devletin temeli" olması bir sözden ibaret değildir. Bunun için evvelâ milletin adalete güvenmesi lâzımdır.


Adalet; yargıda adalet¸ idarede adalet¸ vatandaşlar arasındaki münasebette adalet gibi¸ hayatın muhtelif safhalarında zikredilir. İnsanların birbirlerine karşı davranışında adalet¸ kişinin¸ kendi haklarının hudûdunun diğer hak sahibinin hudûdu olduğunu idrak etmesi meselesidir. Herkesin birbirinin hakkına tecâvüz edebileceği endişesine düşmüş veya düşürülmüş bir milletin adalete güveni kalmamışsa¸ devlete de güveni olmaz.[4]


 


Zulme Karşı Şiirle Bayrak Açmak


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)'nin Mektûbât'ında adaletle ilgili bir muhammesi vardır. Bu muhammesin satır aralarına baktığımızda¸ akrabalarından haksızlığa uğramış olan bir ailenin yetim çocuklarının haklı savunmaları ve adaletten beklentileri görülür. Hatta akrabalarından birinin böyle yıllarca mahkeme kapısına gidip gelmesine razı olmayan Efendi Hazretleri¸ zulme karşı şiirle bayrak açmıştır. Adaletin tecellî etmesini dilemiştir. Somuncu Baba Hazretlerinin nesep silsilesinden olan büyük zat-ı muhteremlerin yaşadıkları şehirlerde kadılık yaptığını¸ adaletle hükmettiğini dile getirmiş¸ böyle necip bir ailenin evlatlarına haksızlık yapılmasını içine sindirememiştir.


 


 


Tâm yedi asırlık o fahîm o ulu ecdâd


Hâkimlik ile bu ele gelmiş de komuş ad


Hem bâtını hem zâhir olup âleme üstâd


İşte bugün ânındır olan bu yetîm evlâd


Vicdân ise âlemde bu mu hakk-ı adâlet


 


Zâlim yesün emvâlini mazlûmlar el açsun


Hâkimler işin görmez ise ya kime kaçsun


Açsın o yanık bağrını Mevlâ'sına kaçsun


Kaçsın o yetim var ise Allah'ına kaçsun


Vicdân ise âlemde bu mu hakk-ı adâlet


 


Her nâkes ü nâdânın işi bitmede Yâ Rab


Bî-keslerin efgânı göğe yetmede Yâ Rab


Devrin işi mazlûmlara cevretmede Yâ Rab


Haklı hakkı ferdâya koyup gitmede Yâ Rab


Vicdân ise âlemde bu mu hakk-ı adâlet[5]


 


 


Doğruluk Kurtuluştur


Özü sözü bir olmak¸ imanın ve insanlığın gereğidir. Hulûsi Efendi (k.s.) bir beytinde şöyle buyurur:


 


Özü sözü bir olup yâr olanlar


Hulûsî doğru söyler kâzib olmaz


 


Muhakkak doğruluk değerli bir huydur¸ yüce ve güzel bir sıfattır. Ancak kalbi temiz olan onunla vasıflanır. Allah¸ Kitabı'nda doğruluğu emreder ve şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun ve doğrularla birlikte olun."[6]


Doğruluk; insandaki cevheri¸ onun ruh güzelliğini ve iyi geçmişini ortaya çıkarır. Aynı şekilde yalan da çirkin niyeti ve kötü geçmişi ortaya döker. Doğruluk kurtuluştur. Yalan ise helâktir. Doğruluk¸ aklıselim insanlar ve fıtratı bozulmamış kimseler tarafından övülür ve sevilir. Resûlullah (s.a.v) de doğruluğa teşvik etmiştir. İbni Mes'ud (r.a)¸ Resûlallah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Doğruluğa sarılın. Çünkü doğruluk iyiliğe götürür. Kişi doğru söylemeye ve doğruluğu gözetmeye o kadar devam eder ki sonunda Allah katında “sıddık/çok doğru bir kimse” olarak yazılır. Yalandan da sakının. Çünkü yalan günahkârlığa götürür. Kişi yalan söylemeye ve yalanı gözetmeye o kadar devam eder ki sonunda Allah katında “yalancı” olarak yazılır.”


 


Davranışta doğruluk¸ Allahu Teâlâ'ya karşı samimi ve ihlâslı olmak¸ O'nu sevmek ve yakinen inanmakla olur. İnsanlara karşı doğruluk ise¸ onlara karşı merhametli ve vefalı davranmakla olur. İmanın aslı doğruluk ve doğrulamaktır. Bu nedenle doğruluk¸ sözle ve fiille/davranışla olur.


Doğruluk¸ Allah'ın ve Resûlü'nün sevdiği bir huydur. Akıl ve hikmet sahibi insanlar onun değerini bilir.


 


 


Adalet Karıncayla Padişahı Bir Tutar


 


Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî'deki bir beyitte şu şekilde buyrulur:


 


Demokrasideyiz gel hakkı inkâr etme ey câhil


Adalet bir tutar bir mûr ile hakda Süleymân'ı[7]


 


Bu beyti okuyunca tarihte yaşanmış bir hikâye aklımıza gelir hep…


 


Kanûnî Sultan Süleyman¸ Topkapı Sarayı'nın bahçesindeki ağaçlarda çok miktarda karınca görülmesi üzerine¸ kurtulmak için çare araştırır ve ağaçların gövdelerine ve diplerine kireç tatbik edilirse meselenin çözüleceğini öğrenir.


Fakat ilim ehlinden izin almadan yapmak istemez ve Ebussuud Efendi'ye meseleyi sorar.


 


Çok iyi bir şair olan Kanûnî¸ suali de vezne koyar:


 


Dırahtı ger sarmış olsa karınca


Zarar var mı karıncayı kırınca


 


Cevap benzer şekilde gelir Ebussuud Efendi' den:


 


Yarın Hakk'ın divanına varınca


Süleyman'dan hakkın alır karınca


 


"Karıncaları kireç uygulayarak bertaraf edemezsin¸ buna izin yoktur." tarzında anlamamalı cevabı. Soran da cevap veren de pekâlâ bilirler ki¸ bunu yapmak caizdir¸ izin vardır. Ancak bu vesileyle Şeyhülislâm Ebussuud Efendi¸ Padişaha demektedir ki¸ "Evet helâldir amma¸ hesaba da çekilirsin; zaten malûm değil midir ki¸ helâle hesap var¸ harama azap!"


 


Hulûsi Efendi Hazretleri'nin kaleme aldığı aşağıdaki beyit¸ yöneticilik makamına geçip adaletle çalışmayan devlet adamlarının adaletsizliğine tahammül edemeyip yazdığı bir beyittir:


 


Çekil artık adâlet sadrını kirletdin ey gâfil


Yeter ma'sûm-ı ümmet kurtarıversin mezâlimden[8]


 


Doğrudan¸ doğruluktan¸ dostluktan yana olmak hayatın gayesidir. Onun için bugün türüne az rastlanan doğruları bulup¸ onlarla dost olmanın ne kadar zor olduğunu Efendi Hazretleri şöyle dillendirir:


 


Düşmanına kapı açsan da boyunca açıver


Doğru bir dost bulaman derdini Hakk'a deşiver[9] 


 


Hulûsi Efendi Hazretleri¸ "Devrin işi mazlûmlara cevretmede Yâ Rab" mısraında da bozulan toplumun adalet anlayışının¸ çarpıklığın insan ruhlarına sirayet ettiğini¸ bununda hüküm verenler tarafından yanlış sonuçlar doğurduğuna işaret etmektedir. Ayrıca zalim ve zulmedenin sonunun perişan olacağını buyurmakta¸ bu olayda bu işin daha erken vuku bulması için niyaz ve temennide bulunmaktadır. Her şeyin¸ bütün varlığın ayakta durma esasını adalete bağlamaktadır. Biz de iç âlemimizde¸ işimizde¸ ailemizde¸ etrafımızda adaletten yana olalım¸ âdil-i mutlak olan Allah (c.c)'ın rızasını kazanalım. Dünyanın adaletle ayakta kaldığı hakikatini unutmayalım:


 


Zâlimleri kahretse n'olur pençesi adlin


Adliyle söner kahr ocağı var ise zulmün


Adliyle kıyâm etmededir varlığı  dehrin


İnsâf ederek şöyle düşün adlini Hakk'ın


Vicdân ise âlemde bu mu hakk-ı  adâlet[10]


 


 






[1] 16/Nahl¸ 90.



[2] Bolak Aydın¸ Hayatın Öğrettikleri¸ s. 49¸ İst. 1988.



[3] Çağrıcı Mustafa¸  TDV¸ İ.A 1/341.



[4] Bolak¸ a.g.e¸ .50.



[5] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Mektûbat-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 108¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.Mektûbat¸ s. 108.



[6] 9/Tevbe¸ 119.



[7] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 266¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006. Ateş¸ Dîvân¸ s. 266.



[8] Ateş¸ Ateş¸ Dîvân¸ s. 293.



[9] Ateş¸ Ateş¸ Dîvân¸ s. 380.



[10] Ateş¸ Mektûbat¸ s. 109.

Sayfayı Paylaş