DİNLE NEYDEN…

Somuncu Baba

Çocukluğumdan beri onun gerçekte var olduğunu düşünemedim hiç. O¸ bir mesnevînin¸ bir geçmiş zaman romanının içinden çıkıp Hakk'ın huzurunda edeple bağdaş kurmuş¸ bir kahraman fotoğrafından başka bir şey değildi. Bir Mecnun¸ bir Ferhat¸ bir Alper Tunga¸ bir… neyse Mevlânâ da ancak oydu… Sürekli tefekkür hâlinde. İç içe yerleştirmekte olduğu tefekkür haplarını sihirli bir kapsülle insanların mânevî şifasına sunan bir hekim kahraman…

Bişnev in-ney kim hikâyet mikuned


Ez-cüdâyihâ şikâyet mikuned


Mevlânâ Celâleddin Rûmî


Dinle  neyden kim hikâyet etmede


Ayrılıklardan şikâyet etmede


(Tercüme beyit: Nahifî Süleyman Efendi)


(Ney'i dinle ki bir hikâye anlatıyor; ayrılıklardan şikâyet ediyor.)


Çocukluğumdan beri onun gerçekte var olduğunu düşünemedim hiç. O¸ bir mesnevînin¸ bir geçmiş zaman romanının içinden çıkıp Hakk'ın huzurunda edeple bağdaş kurmuş¸ bir kahraman fotoğrafından başka bir şey değildi. Bir Mecnun¸ bir Ferhat¸ bir Alper Tunga¸ bir… neyse Mevlânâ da ancak oydu… Sürekli tefekkür hâlinde. İç içe yerleştirmekte olduğu tefekkür haplarını sihirli bir kapsülle insanların mânevî şifasına sunan bir hekim kahraman…


Belh'ten Anadolu'ya –Konya'ya- geldikten sonra onu ayakta¸ yürürken¸ gezerken hiç görmedim. Bir yerden başka bir yere giderken de yürümüyor¸ tayy-i mekân ediyor ve duruşunda¸ oturuşunda ufak tefek değişiklikler olsa bile başı olgun buğday başakları gibi hep eğik; edepli bağdaşı hiç bozulmamış¸ yeninden görünmeyen ellerinden sarkan dualanmış tespih taneleri…


Mevlânâ bir eski roman kahramanı ve tam manasıyla bir kahraman. Seyyid Burhaneddin ve Şems-i Tebrizî gibi iki kuvvetli mıknatısın arasında bileylenmiş; yüklendiği enerjinin kuvve-i câzibesine cem olmuş insanların arasında bâtını Hak'la¸ zâhiri halkla lebâleb bir kahraman…


Molla Camî'nin dediği gibi¸ peygamber değil; ama kitap sahibi. Zaten kitabı da âyetler tefsiri¸ hadisler şerhinden ibaret değil miydi ki?


Mesnevî… Sıkışmış bir yanardağ patlamasından başka nedir? Seyyid Burhaneddin hazretlerinin şer'î¸ Şems-i Tebrizî'nin mânevî/tasavvufî dolduruşlarının şekillenip bir güzel infilakıdır Mesnevî. Bu¸ öyle bir infilaktır ki birbiri ardınca devam eden¸ dur durak bilmeyen ve kaynağın kontrolünden çıkmış bir infilak… İyi ki Hüsameddin Çelebi vardı ve bu yürekler sarsan¸ beyinlerde inkılâplar yaratan patlayışları kayıt altına aldı.


O bir mesnevî¸ bir eski roman kahramanıydı; çünkü hayatında romanda olması gerekenler vardı. Ölmez konu: Aşk… Hatta baştanbaşa aşk… Hasret… İstenmeyen¸ fakat mevcudiyeti inkâr edilemeyen bir kötü haslet: Kıskançlık. Ve hayatında en fazla değer verdiği kişi¸ romanın da başkahramanlarından Şems'in esrarengiz ölümü… Acaba cinayet mi sorusu bugün bile aydınlatılamamış… Bütün bunların arasında Mevlânâ… Yanmış¸ yakılmış. Pişmiş Mevlânâ. Ve bir neyle müşahhaslaştırmış öz ruhundaki macerasını. Öz yurdundan¸ başkaları da duysun¸ bu yanık ve uhrevî sedayı ve işitenler de yansın diye¸ koparılmış¸ yakılmış¸ şerha şerha yaralanmış¸ atılmış özge diyarlara. Mevlân⸠öz yurdundan koparılmış bir kamışla hülasa etmiş dünya macerasını.


Bişnev in-ney kim hikâyet mikuned


Ez-cüdâyihâ şikâyet mikuned


Ney sesini dinlememizi istiyor Mevlânâ. Ki ney bir hikâye anlatmada. O hikâye ki ayrılıklardan şikâyet etmede.


Mevlânâ'nın gurbet hayatını tasvirle başladığı beyitleri Belh'ten Moğol baskını korkusundan dolayı Anadolu'ya göç ile tevil etmek çiğ bir hüküm olur elbet. O yanık neyin sesine iyi kulak verenler Gayb âleminde Hakk'a "Belâ" sözü vermiş bir yüreğin dünya sürgünüyle kopardığı feryattan başka bir şey duyamaz aslında. Mülk-i bekâdan fani dünyaya düşen bir yürek feryadıdır ney… Kim onu hakkıyla işitirse Mevlânâ'ya yoldaş¸ haline hâldaş olabilir.


Mevlânâ'nın duymamızı istediği sesin macerasına bakalım: Râvîlere göre: Hz. Muhammed (s.a.v.) İlâhî aşk sırrını Hz. Ali'ye (r.a.) söyler. Sır saklamak güçtür. Hz. Ali dayanamaz; gider¸ çölde kör bir kuyuya anlatır bu sırrı. Kör kuyu da sırrını muhafaza edemez; coşar¸ taşar. Etraf su ile kaplanır. Burada sazlar biter. Bir çoban sazlıktan bir kamış keser. Delikler açar¸ içini temizler ve üfler. Çıkan ses fevkalâde coşkuludur; çünkü İlâhî sırrı anlatır. Ney¸ kamışlıktan koparılmış ve uzak bir diyara götürülmüştür. Dolayısıyla gurbete düşmüştür. Şikâyeti de bundandır. Mevlânâ'nın "Mesnevî"sini Türkçeleştiren Nahifî'den dinleyelim devamını:


Der kamışlıkdan kopardılar beni


Nâlişim zâr eyledi merd ü zeni


( Beni kamışlıktan kopardılar; feryatlarım erkek ve kadın herkesi ağlattı.) 


Her kim aslından ola dûr ü cüdâ


Rûzgâr-ı vaslı eyler muktedâ


(Her kim aslından ayrı ve uzak düşerse hep vuslat zamanının izinde olur.)


Mutasavvıf der ki: Allah¸ önce ruhları yarattı. Bunların bulunduğu yeri biz bilemeyiz; çünkü orası Gayb Âlemidir¸ Bezm-i Elest'tir. Sonra ona kendi ruhundan üfledi ve dünyaya gönderdi. Ruh burada bir beden buldu. Yani ney'in sazlıktan kopuşu gibi¸ insan da vatanından ayrılıp gurbete düştü. Ruh¸ gurbette huzursuzdur. Vatanını özler. Fakat nefsi¸ benliği onu dünyaya bağlamaya çalışır.


Ney ile kâmil insan arasında macera ortaklığı vardır. Çünkü ikisi de yanar. O saz parçası ney hâline gelene kadar çeşitli evrelerden geçer. Mevlânâ'nın "Hamdım¸ piştim¸ yandım." demesi de herhalde bundandır. Neyin kemale ermesi¸ Hakk'ı zikretmesi için kızgın demir parçasıyla içi dağlanır; içindeki pütürler ütülenir¸ tertemiz edilir. Sonra ses çıkarması için delikler açılır vücudunda. Bundan sonra üflenir neye ve ney ötelerden haber verir duyabilenlere… Kâmil insan da öyle değil mi? İçini benlikten¸ maddiyattan¸ süsten püsten… kısacası mâsivâdan arındırır; sonra söylediği her şey Hak ve hakîkat olur.


Ney ve insan ne kadar benziyor birbirine. Herhalde bu yüzden Mevlân⸠hikmet kaynağı Mesnevî'sine uzun bir ney macerasını anlatmakla başlamış. Şair Fuzûlî¸ şiirlerinde fırsat düşürdükçe insanın hayat çizgisiyle ney arasında benzerliklere işaret etmiş. Birinde de şöyle demişti:


Ney kimi her dem ki bezm-i vaslını yâd eylerem


Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem


(Ney gibi senin kavuşma meclisini ne zaman yâd etsem¸ kuru cismimde nefes oldukça feryat eylerim.)


Neyin¸ neyistânı anıp inlemesi gibi¸ insan da hayatta olduğu müddetçe hep Bezm-i Elest'i yâd edip hasretle inleyecektir. Hâl böyle olunca âşık için ölüm "vuslat" olmaz mı Sevgiliye…

Sayfayı Paylaş