DENİZİN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN BALIKLAR

Somuncu Baba

Cihân-ârâ cihân içindedür arayı bilmezler

O mâhîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler

Hayâlî Bey

(Cihanı süsleyen¸ cihanın içindedir¸ ama onu aramasını bilmezler. Tıpkı denizin içinde yaşayıp da denizin ne olduğunu bilmeyen balıklar gibi…)

Cihân-ârâ cihân içindedür arayı bilmezler


O mâhîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler


  Hayâlî Bey


 


(Cihanı süsleyen¸ cihanın içindedir¸ ama onu aramasını bilmezler. Tıpkı denizin içinde yaşayıp da denizin ne olduğunu bilmeyen balıklar gibi…)


İnsanların çoğu bulunduğu ortamdan habersiz bir hayat sürdürürler. Etrafındaki türlü güzelliklerden¸ nimetlerden habersiz yaşarlar. Birçok insan bu güzellikleri araştırmanın da gereksiz olduğunu düşünür¸ çünkü her şey hazır gelmiştir. Su¸ hava¸ nefes¸ yiyecekler… Ama düşünelim ki bunlardan biri eksik olsa¸ insanın tepkisi ne olur? Tabii ki eksikliğini hissettiği her ne ise¸ hemen onu aramaya¸ denizden çıkarılmış balık gibi çırpınmaya başlar.


16. asırda Muhibbî mahlasıyla şiirler de yazan muhteşem padişah ve şair Kanunî Sultan Süleyman'ın iltifatlarına mazhar olmuş ve sarayın da türlü nimetlerinden faydalanmış şair Hayâlî Bey¸ düşünmeyen¸ tefekkür etmesini bilmeyen¸ içinde bulunduğu güzelliklerin farkına varamayan insanları balıklara benzetiyor. Balıklar suda yaşar¸ fakat suyun ne olduğunu idrak etmezler; çünkü onlar için dünya ırmaktan¸ gölden¸ denizden kısacası sudan¸ ibarettir. Başka dünyaların farkında olmazlar ya da başka dünyanın bulunduğunu bile düşünemezler.


Hayalî Bey insanın eşref-i mahlûkattan olması sebebiyle¸ diğer canlılardan da akıl¸ idrak yönünden üstün olmasını bekliyor. Hayatın farkındalık¸ yaratılışın farkındalık¸ hedefler¸ idealler… gibi insanı meşgul etmesi gereken şeyler olmalı diye düşünüyor şair.


Beyte bir de şairin yaşadığı zamanda revaçta olan ve Klâsik Edebiyata mensup şairlerimizin olaylara bakışını önemli ölçüde etkileyen tasavvufî açısından nazar edelim. Bunun için beyitte geçen kelimelerin diğer anlamlarını da düşünelim. Birinci mısrada şair "arayı bilmezler" derken görünüşte¸ (insanlar) aramasını bilmezler diyor. Ârâ kelimesi Farsçada süsleyen¸ süsleyici anlamındadır. Cihanı süsleyen sözünden anlamamız gereken de Yüce Allah'tır. Bu anlamda şair¸ cihanı süsleyen cihanın içindedir¸ ama o cihanı süsleyeni insanlar bilemezler diyor. Peki¸ cihanı süsleyen cihanda nasıl aranmalı? Bu soruyu da biz cevaplayalım. Allahu Teâlâ Hazretleri halk ettiği dünyada güneşten¸ en küçük bir zerreye kadar zaten kendi mührünü vurmuş; gücünü¸ kudretini yarattığı varlığa nakşetmiştir. Bu bakımdan zaman zaman bazı insanların Allah'ın varlığını ilimle¸ teknolojiyle¸ arıyla¸ balla ispatlamaya çalışmak gibi bir yola girmesi ancak kendi zaafını gösterir. Yüce Allah'ı yarattığı tek bir varlığın hikmetini¸ yaratılışını düşünerek bile rahatlıkla bulabiliriz¸ bunun bir tek yolu var¸ tefekkür etmek. Eğer bunu yapamıyorsak önümüze binlerce¸ milyonlarca delil sunulsun¸ beyhude emektir.


 Meşhur âlimlerden biri bir beldeye uğrar. Yanında birçok talebe ve halk olduğu halde bir ihtiyar ninenin yanından geçer. İhtiyar nine kalabalığı görünce¸ oradaki birisine¸


Bu kimdir? Bu kalabalık nedir¸ diye sorar. Âlimin talebelerinden birisi bunu duyar ve yaşlı nineye:


– Onu tanımıyor musun? O¸ Allahu Teâlâ'nın varlığı hakkında binbir tane delil ortaya koymuş bir âlimdir¸ diye cevap verir. Nine gülerek¸


– Eğer onun Allah'ın varlığı hakkında bin bir tane şüphesi olmasaydı binbir tane delile ihtiyaç olmazdı. Ben Allah'a delilsiz iman ediyorum der.


Bu söz âlime ulaşır¸ çok hoşuna gider¸ ellerini açıp: "Allah'ım senden şu ihtiyar kadının imanı gibi bir iman ve kalp safiyeti istiyorum'' diye dua ettikten sonra etrafındakilere¸ "Benim gibi dininizi araştırın¸ ama bu nine gibi de saf bir gönülle iman edin!'' tavsiyesinde bulunur.

Bu hikâye bize iki türlü ders veriyor; hem âlimin¸ Cihanı Süsleyeni araştırması¸ yani yaratıcısının ve yarattıklarının farkında olması; hem de kadıncağızın imanı… Allahu Teâlâ'yı biri tetkik yoluyla¸ diğeri gönlüyle buluyor. Her halükarda maksat hâsıl oluyor ki şairin de istediği budur; yani Allah'ı aramak¸ O'nu bulmak ve layıkıyla bilip O'na iman edebilmek

Sayfayı Paylaş