DARENDE'NİN KALBİNDEKİ İRFAN ES-SEYYİD OSMAN HULÛSİ EFENDİ (K.S.)

Somuncu Baba

İrfan¸ inisiyatik yatakta akan bilgidir. Allah'ın kulunun kalbine verdiği hikmettir.
Hikmetin dili sembol ve sükûttur.

İrfan¸ inisiyatik yatakta akan bilgidir. Allah'ın kulunun kalbine verdiği hikmettir.
Hikmetin dili sembol ve sükûttur. Dile geleni ise¸ irfan ehlinin halinin taşmasıdır. Bu¸ başkaları için 'irşad'a vesiledir. İrşada ihtiyacı olanlar için irfan sahipleri kendilerine izin verildiği kadarıyla konuşurlar.
Onlar gerçekte hal ehlidir.
Halin dili ise dediğimiz gibi simge ve sessizliktir.
Sessizliği de içeren bir kelime olarak sekine(t)¸ sakin olma¸ yerleşme¸ bir noktaya dönüşme ve orada kalma¸ bulunma anlamlarını ifade eder. Sekine(t)¸ durulma¸ dinginleşme¸ İlahi merkez'e bağlanmadır.
İrfan sahipleri¸ kozmik çarkın merkezine yerleşirler ve herhangi bir dış etkiyle hareketlenmezler. Onlar bizatihi hareket ettiricidirler. Bilgelerin sakin¸ sessiz¸ hareketsiz duruşları bu sırdandır. Bu¸ Tao'nun da kökeninde vardır¸ bütün semavi öğretilerin de kaynağında karşımıza çıkar.
İslâm irfan seması¸ Efendimiz'den bu yana yüzlerce mürşit¸ tasarruf sahibi mürşid¸ kutup¸ gavş imam ve halife'ye şahitlik etmiştir. Her biri Efendimiz'in nuru üzerinden İlahi feyiz alırlar. O'nun kâmil varisleridir. Efendimiz'in nübüvvetinin varisleri âlimlerdir. İrfanının varisleri ariflerdir. Muhabbetinin varisleri ise âşıklardır.
Her âşıkta irfan vardır¸ ilim vardır. Bugün dahi gündelik sözlüğümüzde ilim ve irfan kelimelerinin bir arada kullanılması anlamsız değildir.
İlahi Hakikat¸ Efendimiz'le kemalini bulur. O (s.a.v)¸ başla sonu¸ bidayetle nihayeti¸ mebde ile müntehayı birleştiren cem makamı'nda bir şahsiyettir. Allah'ın ilk yarattığı şey¸ O'nun nurudur. O'nun hakikati'ne kalem denir. Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir haberi bunu ima eder. Efendimiz'in kutlu soyundan gelen seyyitler¸ O'nun manevi mirasının en sadık takipçileridir.
Bunlardan biri de Darende'nin kalbi¸ giderek yaşadığı dönemin sahiplerinden Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'dir. O'nun adını duymuş olmakla birlikte¸ o görkemli Divan'ıyla karşılaşmam birkaç yıl öncesine uzanıyor.
Bir belgesel filmin çekimleri sırasında uğradığımız Darende'ye yaklaşırken bizi gül kokuları karşılamıştı. Gül-i Muhammedi idi o ve gülşenin kırmızı gülüydü. Kırmızı¸ marifetin rengidir. Gül¸ Efendimiz'dir¸ O'nun ruhu gül gibi kokar. Osman Hulûsi Efendi'nin inisiyatik bir sözlüğe ve mazmun dünyasına sahip olan Divan'ından da gül kokuları geliyordu.
Birbirinden güzel ilahi¸ nefeş gazel¸ kaside¸ naat¸ tevhid¸ münacatlar…Divan'ı alıp¸ Darende'den Ankara'ya doğru hareketlendiğimizde¸ çantamdaki şeyin değerini hissedebiliyordum lakin okudukça buram buram irfan kokan¸ hikmet tüten¸ aşk çağlayan şiirleri okudukça Niyazi-i Mısri'nin¸ Kul Himmet'in¸ Noksani'nin¸ Fuzuli'nin¸ Yunus Emre'nin¸ Şeyh Galib'in konuştuğu yerden seslenen bir dil olduğunu fark ettim.
O gün bugündür ne zaman kalbim sıkışsa¸ Divan'ı tefe'ül edip beni karşılayan gazel veya ilahiden saçılan nurlarla yatışıyor¸ bast hali yaşıyorum.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Darende'nin kalbidir lakin¸ tesirleri bu mekanla sınırlı kalmaz.
O'nun manevi yolunu sürdürenler¸ izleyicileri¸ öğrencileri¸ talipleri¸ sevgilileri¸ fakirleri¸ bu kamil velinin ışığını Türkiye'nin¸ giderek başka coğrafyaların çeşitli illerine obalarına iklimlerine ulaştırmaya gayret ediyorlar. O nur zaten hale hale yayılarak¸ gül kokusuna hasret kalmış olan çaresizlere ulaşacaktır. İzleyenlerine düşen¸ bu ödevi ihlas üzre yerine getirmekten ibaret.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ gerçek bir Allah ve Resul aşıkı¸ bir irfan ehli¸ bir kâmil veli ve mutasavvıf şairdir. Şiirlerinde¸ Yunus'un¸ 'firkatli nesnedir' dediği İlahi aşkın çeşitli görünüm ve ifadelerine rastlarız.
İşte birisi :
'Safâ ancak gönülde yâr için sevdâ-yı aşkdır hep
Devâ-yı derd ü gam âlemde bir sahbâ-yı aşkdır hep

Gönül bu âlem-i dehr içre sanma hâlî bir dil var
Ezel Mecnûn-ı zülf ü kâkül-i Leylâ-yı aşkdır hep

Gönül vaz gelme her dem secde-i mihrâb-ı ebrûdan
Nigârın vech-i mir'ât-ı Huda ma'nâ-yı aşkdır hep

Gönül Tûr-ı tecellînin teselli sindedir cânâ
Bulursan vâridâtın Hak Yed-i Beyzâ-yı aşkdır hep

Gönül sen “küntü kenz”in mahzenisin sırr-ı vahdetde
Derûn-ı lâ-mekânın lâne-i ankâ-yı aşkdır hep

Gönül tanıklık eyle yâr ile ünse refîkım ol
Garîb-i bî-kesim cân vâlih-i deryâ-yı aşkdır hep

Gönül hükmüne bende bu Hulûsî zâr u efgende
Garîk-i bahr-ı hayret bülbül-i gûyâ-yı aşkdır hep'
Şevk makamında¸ naz ve niyaz makamında¸ aşk makamında söylenmiş bu benzersiz şiirler¸ irfani geleneğin içinden konuşan ve 'dünyanın nuru çekildi' diyen Heidegger'i yalanlayan müjdelerle doludur.
Evet¸ o semavi sofra kısmen toplanmıştır çağımızda¸ ama Allah nurunu tamamlayacaktır.
Belki o inisiyatik adap ve erkan güçsüzleşmiş¸ azalmış¸ modernleşme denilen bu küresel musibet her şeyi kasıp kavurmuştur¸ ne var ki¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi gibi kamil veliler¸ aşk ve irfan ehli yaşadıkça ve kalbindeki gül-i Muhammedi böylesi kokular saçtıkça¸ gülşenin bülbülü böyle şakıdıkça daim bir yol¸ bir umut¸ bir ışık vardır.
Divan'ıyla¸ Hutbeler'iyle¸ Mektubat'ıyla¸ mütevazi¸ bereketli ve hikmetli hayatıyla¸ engin şefkat ve merhametiyle¸ gönlündeki Allah¸ resul ve ehl-i beyt aşkıyla Osman Hulûsi Efendi'nin Darende'de yaktığı irfani meş'ale yanmaya¸ gönülleri ışıtmaya devam edecektir.
Ne mutlu o kervanda olanlara

Sayfayı Paylaş