CENNET İKLİMİNDEN ESİNTİLER

Somuncu Baba

Allah'ı dileyenin kalbine nakışlar işlenir. Allah dostlarının üflediği nefirle canlanır. Yüreğin varlıkların titreşimiyle sarsılır.”

Allah'ı dileyenin kalbine nakışlar işlenir. Allah dostlarının üflediği nefirle canlanır. Yüreğin varlıkların titreşimiyle sarsılır.”

“Baharistan sekiz bahçe olarak düzenlenmiş. Şark'ta sözün söyleniş gayesi olan “hikmet” esası üzerine oturtulmuştur. Gayesi¸ Allah'ı tanıma ve bilme yolunda nasihat vermektir. Kibrin kötülüğünden cömertliğin erdemine kadar Peygamber ahlakına ait temel unsurlar masal-hakikatler içerisinde dile getirilir.”

Asırlardır İslam coğrafyasında¸ Anadolu'da Mevlâna'nın Mesnevî'si¸ Muhyiddin-i Arabi'nin Fütuhat ve Füsus'u¸ Sa'dî-i Şirazi'nin Bostan ve Gülistan'ı¸ Abdurrahman Câmî'nin¸ Baharistan'ı¸ Eflakî'nin Menakıbül-Arifin'i¸ Feridüddin Attar'ın Mantıkut-Tayr¸ ve Pendnamesi¸ Niyazi Mısrî'nin eserleri¸ Muhammediye¸ Ahmediye¸ Battalnâme başta olmak üzere daha adını sayamadığımız eserler okunup¸ hatta ezberlenip dilden dile anlatılıp aktarılmıştır. Bizim insanımız bu eserlerin söylenmesiyle beşiklerde ninni olarak uyumuş¸ bu öğütlerin¸ menkıbelerin¸ hikmetlerin sohbetleriyle büyümüştür. Onun için her mutasavvıfın sohbetinde¸ her tekke ve divan şairinin eserinde¸ her yazılı metnin içinde bu hikmet deryalarından damlalar bulunmaktadır. Gönül dünyamızın hakikat gülleri olan kitaplar¸ nasihatlerle¸ ibretlerle ve hikmetlere doludur.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ Mektûbat-ı Hulûsi-î Dârendevî adlı eserinin 7. Mektubunda bir misal vererek şöyle buyurur:
Mevlâna Abdurrahmân-ı Câmî de şöyle der:
“Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki¸ Ulu Mevlâ kıyamet gününde müflisliğinin ve yoksulluğunun utancını çeken kuluna sorar. Filân semtte filân bilgini veyahut filân ergini tanır mısın? Kul cevap verir; Evet tanırım. Mevlâ'dan ferman gelir¸ seni ona bağışladım.” 1
Yukarıda Mektûbat-ı Hulûsi-i Dârendevi'den misal verdiğimiz metninde ismi geçen Baharistan adlı eserin müellifi¸ Molla Abdurrahman Câmi'dir. Câmi¸ velilerin özelliklerinden kitabının ilk kısmında şöyle bahseder:
Cennet Kokulu Veliler
“Velayet dergâhında oturanlarla¸ Allah'ı tanıma yolunu gözleyenleri bulursun bu bahçede. Reyhan gibi koku saçarlar. Veliler meclisinin ulularından Cüneyd şöyle der: “Allah dostlarının öyküleri¸ ilâhi bir ordudur. Bilgi ve kavrayışta ilerdedir onlar. Sözleri¸ Allah'ın askerleridir ve hangi kalbin dizginini ele geçirirse benlik düşmanını bozguna uğratır.”
Allah dostlarının gönüllerine benlik sevdalıları sıkıntı verir. Maneviyât kılavuzlarını nefis düşmanından koruyan¸ ibretli hikâyelerdir. Allah¸ Muhammed (a.s.) Peygambere şöyle buyurdu: “Yüreğini güçlendirmek için sana önceki elçilerimin hayat öykülerini anlatacağız.”
Allah'ı dileyenin kalbine nakışlar işlenir. Allah dostlarının üflediği nefirle canlan. Yüreğin varlıkların titreşimiyle sarsılırsa ermişlerin öykülerini anlat ona.
Ününden aşk yağmurları indirensin Sen. Haberlerinden aşk damlaları sızar. Senin eşiğin âşıkların biricik uğrağıdır. Aşk ırmakları çağıldar orada.
Elçi şöyle der: “Yüce Yaratıcı¸ hesap gününde¸ israf ve yoksulluk utancı çeken kula sorar: 'Filan yerdeki filan bilgini veya veliyi tanıyor musun?' Kul cevaplar: 'Evet¸ tanıyorum” Allah¸ 'Seni ona bağışlarım' buyurur.
Âşıkların arasında derecem¸ o müflisten aşağıdır. Oysa menziline taşınmak istiyorum. Kapındaki dilencilerin şöhreti kalbime yazılmıştır. İnşallah amellerimin yazısı “kabul” damgasıyla mühürlenir.”2
Bahar esintilerini kitaplaştıran yazarın biyografisini ve eserin hususiyetlerini öğrenmek elzemdir.
Kitap En Güzel Arkadaştır
23 Şaban 817'de (7 Kasım 1414) Horasan'ın Câm şehrinin Harcird kasabında dünyaya gelmiştir. Asıl adı Nizameddin Ahmed'dir. Mola Câmî olarak tanınmaktadır. Herat'ın Nizamiye Medresesinde ve Semerkant'ın Uluğ Bey Medresesinde devrinin en büyük âlimlerinden dini ve edebi eserler hususunda çok itinalı bir eğitim almıştır.
Öğrenim hayatı Mirza Şâhruh'un saltanat döneminde (1404-1446) geçen Câmî'nin Timurlu sarayı ile temas kurması Mirza Ebü'l-Kasım Bâbür devrine (1448-1457) rastlar. Bâbür'e muamma ile ilgili bir eserini ithaf eden Câmî¸ daha sonra Sultan Ebû Said döneminde (1451-1468) ilk divanını tertip edip bazı tasavvufî risaleler kaleme aldı. Onun sanat hayatının¸ ilmî ve manevî otoritesinin zirvede olduğu yıllar Hüseyin Baykara dönemidir (1470-1505). Bütün sultanların ve saray ileri gelenlerinin kendisine sonsuz hürmeti olmasına rağmen hiçbir zaman hükümdarlara hoş görünmeye çalışmamıştır. Câmî¸ ilim ve sanat hâmisi Hüseyin Baykara gibi hükümdarları övmekle birlikte asla aşırılığa kaçmamış¸ methettiği kişileri hayra teşvik edici ve eğitici bir üslûp kullanmıştır. Sultan Hüseyin Baykara da kendi devrinin âlim ve şairlerini anlattığı risalesinde Câmî'den büyük bir övgüyle bahseder.
Gençlik yıllarından hayatının sonuna kadar daima öğrenmek ve öğretmekten zevk alan Câmî¸ bu asil meşgaleden bir an bile geri kalmamıştır. Onun¸ vefatından birkaç ay önce oğlu için hazırladığı el-Fevâ'idü'z-Ziyâ'iyye adlı Arapça gramer kitabı bunun bir delilidir. Bir rubâîsinde “Dünyada kitaptan daha güzel arkadaş ve dert ortağı bulunmadığını” ifade etmektedir.
1492'de vefat eden Câmî¸ tasavvuf ve irfanın zor meselelerini bir âlime yaraşır tarzda sade bir anlatımla açıklamış¸ bu mesleği en yüksek seviyede temsil etmiştir. Hâce Ubeydullah Ahrâr'ı anlattığı bölümün sonunda¸ “Hâcegân tarikatına mensup büyük şahsiyetlerin¸ bilhassa Bahâeddin Nakşibend ve arkadaşlarının söz ve davranışları ile tarikattaki metotları incelendiğinde bunların Ehl-i sünnet mezhebi akidesine tamamıyla bağlı oldukları¸ şeriat ve sünnete uygun bir yol tuttukları açıkça anlaşılmaktadır” diyerek bu konuda kendi görüşünü de ortaya koymuştur. Tasavvufun filozof ve kelâmcıların mesleklerinden daha üstün olduğunu söyleyen Câmî'ye göre insanı ebedî saadete ulaştıracak şey ancak gerçek aşktır. Varlık alemindeki bütün oluş ve tezahürlerde cilveleşen “aşk sultanı'dır. Seven de sevilen de her mertebede Hakk'ın kendisidir. Mutlak aşk bütün mazhar'lardan parlamakta¸ her idrak ve şuurda belirmekte ve kâinattaki her bir varlıkta Allah'ın birliğinin delilleri müşahede edilmektedir. Câmî¸ saf zihinleri bulandırmak isteyen sûfî kılığındaki cahillerden ateşten kaçar gibi kaçmak gerektiğine dikkat çeker ve bunların tuzağına düşmemek için gerçek tasavvufun ve hakiki sûfînin özelliklerini anlatır.3
Cennet İkliminden Esintiler
Baharistan¸ 15. yüzyılın büyük bilgin ve mutasavvıfı Molla Câmî'nin Salaman ve Absal¸ Nefahatü'l-Üns'le birlikte büyük küçük 99 eseri arasında ülkemizde en çok tanınan eseridir. Kitabın şöhreti daha Molla Câmî'nin yaşadığı yıllarda İran ve Hindistan sınırlarını aşmış¸ İstanbul'a kadar ulaşmıştır. Feridun Bey'in Münşeat'ında Câmî ile Fatih Sultan Mehmed'in oğlu İkinci Bayezid'in birbirlerine yazdıkları mektuplar bulunmaktadır. Câmî en değerli eserlerini sanatın hamisi olarak tarihe adını yazdıran Hüseyin Baykara döneminde vermiştir. Baharistan da bu Türk sultanına armağan edilen eserlerdendir.
Her ne kadar Baharistan'ını Sadî'nin Gülistan'ına kıyaslasa da Molla Câmî¸ Sadî'nin realizmi karşısında mistisizmi temsil eder. Babürşah Babürname'sinde onun için “Ona kendi asrında zahiri ve manevi bilgilerde yetişen olmamıştır” diyerek sanatı kadar ilminin derinliğine ve manevi cephesine dikkati çeker. İran'da neş'et etmiş olmasına rağmen Buharalı Bahaüddin Nakşibend Hazretlerinin müritleri tarafından yayılan Nakşî tarikatine girmiş ve ehl-i sünnet mezhebine meyil göstermiştir. Muhyiddin-i Arabî ve Mevlâna Celaleddin'e son derece bağlıdır.
Baharistan sekiz bahçe olarak düzenlenmiş. Şark'ta sözün söyleniş gayesi olan “hikmet” esası üzerine oturtulmuştur. Gayesi¸ Allah'ı tanıma ve bilme yolunda nasihat vermektir. Kibrin kötülüğünden cömertliğin erdemine kadar Peygamber ahlakına ait temel unsurlar masal-hakikatler içerisinde dile getirilir. Tasavvuf ehlinin üzerinde konuşup düşündüğü en temel konu “derviş ve aşk” anlatılırken incelik ve derinliğe ait bütün sınırlar zorlanır.4
Baharistandan Öğüt Çiçekleri
Kepçe
Eli açık bir adama sordular¸
'Yoksullara yardım ederken onlarda bir minnet duygusu gördün mü?'
Adam¸ 'Ben¸ aşçının elindeki kepçe gibiyim.' dedi¸
'Aşçı ne yüklerse kepçe onu taşır¸ taşıdığı şeyin kendinden olduğunu asla düşünmez.'
Rızık Allah'tandır.
Bağışta bulunulan kişiye bağışı hissettirmek ne kadar kötüdür.
Cömert kişi¸ rızkı taşıyan kepçedir.
Taşıdığını kendine mal etmemesi gerekir.
Güzel Ahlakla Süslenmek
Müminlerin ulusu Hazreti Ali (r.a)'nin yanına bir bedevi geldi.
Sessizce kenara oturdu.
Yoksul birine benziyordu.
Aç olduğu solgun çehresinden okunuyordu.
Hazreti Ali (r.a)¸
'Ne istiyorsun?' diye sordu.
Adam¸ konuşmaktan utandı¸ yere¸ parmağıyla;
'Yoksulum.' diye yazdı.
Hazreti Ali iki parça kumaş bağışladı.
Bedevi bir parçasını içine giyindi bir parçasını da üzerine aldı¸ ayağa kalkarak selis bir ifadeyle yazdığı şiiri okudu.
Şiir Müminlerin Emiri'nin çok hoşuna gitti.
Çocuklarının hakkı olan altından üç dinarını da bağışladı.
Adam parayı aldıktan sonra teşekkür ederek¸
'Ey Müminlerin Emiri!' dedi¸
'Beni sülalemin en zengini yaptın.'
Adamın sevindiğini gören Hazreti Ali¸
'Yüce Peygamber¸ kişinin değeri kendini süslemesindedir¸ buyurmuştur. Her insan kendisini güzel ahlak ile süslemelidir.'
İnsanın kıymeti¸ altın ve gümüşten değildir¸ ahlakındandır.5
Mescitte Ateş
Bir gece¸ Mısır'daki bir Cuma mescidinde yangın çıktı.
Müslümanlar¸ bunu Hristiyanların yaptığını düşünerek¸ onların evlerini yaktılar.
Mısır Sultanı evleri yakanları yakaladı.
Bir yere toplayarak¸ üzerlerine sayılarınca kâğıt parçası yazılıp saçılmasını buyurdu.
Kağıtların bazısında ölüm emri¸ bazısında elin kesilmesi¸ bazısında kamçı vurulması yazılıydı.
Ölüm cezasının yazılı olduğu kağıtlardan biri¸ bir suçluya düşmüştü.
'Ben' dedi¸ 'ölümden korkmuyorum. Fakat benden başka kimsesi olmayan yaşlı bir annem var.'
Yanındaki adam kamçı cezasına uğramıştı.
Kendi kağıdını ona uzatarak¸
'Ver' dedi¸ 'kâğıdını bana ver¸ benim annem yok.'
Altınla ve gümüşle cömertlik yapmak kolaydır. Canı ile cömertlik yapana az rastlanır.
Gerçek cömert¸ dostunun cana ihtiyacı olduğunu görünce kendi canından vazgeçendir.
Gerçek Cömert
Hatem-i Tai'ye¸ bir gün¸
'Kendinden daha cömert birini biliyor musun?' diye sordular.
'Evet' diye cevapladı¸ 'bir gün öksüz bir çocuğun evindeydim. Onbeş koyunu vardı. Birini kesip pişirdi¸ ikram etti. Etin hoşuma giden kısmını yerken¸ bu parçası çok lezzetli¸ dedim. Çocuk dışarı çıktı. Koyunlarının tümünü keserek¸ lezzetli bulduğum parçalarını pişirip sofraya getirdi. Bunu¸ gitmek üzere dışarı çıktığımda fark ettim. Nedenini sordum. Senin hoşuna giden şeylere nasıl sahip olayım da orda kıskanç davranayım. Bu bizde hoş karşılanmayan bir niteliktir¸ dedi.'
Hatem'e¸
'Peki karşılığında sen ne yaptın?' diye sordular.
'Üç yüz baş kızıl tüylü deve ile beşyüz koyun verdim' dedi.
'Yani sen daha cömert davrandın.' dediler.
Hatem¸
'Hayır.' diye itiraz etti¸ 'O¸ sahip olduğu her şeyi bana ikram etti¸ oysa ben varlığımın bir kısmını bağışladım.'
Bir parça ekmeğinin tamamını dostlarıyla paşlayan kişi cömertliğin şahikasıdır.
Hazinenden değerli bir parçayı ihsan etmektense yarım ekmeğini paylaş.6

DİPNOTLAR

1- Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Mektûbat-ı Hulûsi-i Darendevi¸ (Yay. Haz: Mehmet Akkus)¸ s. 14¸ Ankara¸ 1996.
2- Molla Camî¸ Baharistan¸ (Haz: Sadık Yalsızuçanlar) Timaş¸ İstanbul 2001¸ s. 13-14.
3- Ömer Okumuş¸ TDV¸ İA¸ c. 7¸ s. 95-96.
4- Bkz: Molla Camî¸ Baharistan¸ (Haz: Sadık Yalsızuçanlar) Timaş¸ İstanbul¸ 2001.
5- Molla Camî¸ a.g.e.¸ s. 88-89.
6- Molla Camî¸ a.g.e.¸ s. 98-99.

Sayfayı Paylaş