BİZİM DERGÂHIMIZ GÖKKUBBENİN ALTIDIR

Somuncu Baba

Tasavvufun İslâm'ın özündeki sevgi ve hoşgörüyü gönüllere nakşeden bir kudret kalemi olduğu hakikatinden hareketle; özellikle mutasavvıflar tarafından insanı sevmek¸ insanlığı sevmekle eşdeğer görülmüştür. Ortak değerler etrafında insanların birleştiği bir çekim merkezi olan kâmil mürşidler inancımızın gereği olan hoşgörü ve yardımsever bakışlarla bütün âleme güzel bakmış¸ güzel görmüşlerdir.

Tasavvufun İslâm'ın özündeki sevgi ve hoşgörüyü gönüllere nakşeden bir kudret kalemi olduğu hakikatinden hareketle; özellikle mutasavvıflar tarafından insanı sevmek¸ insanlığı sevmekle eşdeğer görülmüştür. Ortak değerler etrafında insanların birleştiği bir çekim merkezi olan kâmil mürşidler inancımızın gereği olan hoşgörü ve yardımsever bakışlarla bütün âleme güzel bakmış¸ güzel görmüşlerdir.
Biz; Mevlânalar¸ Yunuslar¸ Hacı Bektaş-ı Veliler¸ Hacı Bayram-ı Veli'ler¸ Somuncu Baba'lar ve Hulûsi Efendi'lerin yetiştirmiş¸ şekil vermiş olduğu bir kültürün çocuklarıyız. İsmini andığımız gönül erleri sayesinde asırlar boyunca farklı dil ve inanca mensup insanlar karşılıklı saygı ve anlayış içerisinde aynı coğrafyayı paylaşmışlar ve onu ortak vatan kılmışlardır. İşte çağımız mutasavvıflarından Osman Hulûsi Efendi'nin bu evrensel değerler ile iman harcını gönül potasında eritip insanlığa ışık saçan yardımsever hitaplarını¸ bu yazımızda inceleyeceğiz.
Allah'ın Rahmetinden Ümit Kesilmez
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ insana değer veren kâmil bir mürşiddir. O engin bir hoşgörüyle ve rahmet dolu bir nazarla bakmıştır. Çünkü o¸ temiz bir nesilden temiz bir fıtratta yaratılmıştır. Muhammedî feyze tam mazhar olarak rahmet madeni olmuştur. Kur'an-ı Kerim'de buyurulan:
“Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.” mealindeki ilahi müjdenin hakikatine ermiş bir Allah dostudur.
Onun içindir ki;
La taknetu sırrından
Kesmez ümid Hulûsi
Âsiler güruhunu
Rahmetin kurtaracak” diye buyurur.
Kâmil insan olarak¸ böylesine¸ ilahi rahmet ve rahmani ümitlerle dopdolu olan Hulûsi Efendi'nin hiç kimseye hor bakmayacağı gayet tabiidir ve hassasiyetle de şu tavsiyede bulunur:
Hor hakir bakma günahkâr âdemoğluna beyim
Afvolur elbette bir gün Tanrı'nın gufranı var
Bilinmelidir ki¸ Osman Hulûsi Efendi'nin¸ bir kâmil mürşid olarak manevi vazifesi¸ yaradılışın gayesi çerçevesinde¸ insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olabilmektir. Bu ilahi gayenin gayreti ve yüklendiği manevi vazifenin şuuruyla hareket eder.
Mevlâna Hazretlerinin “Biz pergel gibiyiz. Bir ayağımız şeriatte (ayet¸ hadis icmai-i ümmet ve kıyas-ı fukaha üzerine kurulmuş olan din kaidelerinde) sağlamca durur¸ öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır.” metaforunda geçen evrensel değer ve duyguları Hulûsi Efendi'nin davranışlarında ve eserlerinde görmek mümkündür.
Onun engin görüşünde¸ hoşgörüsünde tevhidin sırrı¸ Kur'an'ın nuru ve İslâm'ın şuuru vardır.
Manevi şahsiyetindeki olgunluk ve bariz vasıf¸ söylediğini yaşamasıdır ve fikrini hareketleriyle göstermesidir.
Millî Hassasiyet
Osman Hulûsi Efendi millî konularda çok hassastır. Kıbrıs Barış Harekâtıyla ilgili o günlerde okumuş olduğu bir hutbeye birlikte göz atalım:
“Yakın tarihimizin en önemli günlerini yaşıyoruz. Tarih boyunca kahramanlık destanları yazmış olan şerefli Türk Silahlı kuvvetlerimiz¸ yavru vatan Kıbrıs'taki din kardeşlerimize¸ soydaşlarımıza karşı yapılan zalimane hareketlere son vermek üzere harekete geçmiş ve Kıbrıs harekâtı başlamıştır. Savaş¸ insanlıkla doğmuş olup¸ insanlar yaşadıkça devam edecektir. Sevgili Peygamberimiz bu gerçeği ‘Cihad kıyamete kadar sürüp gidecektir.’ sözleri ile açıklamışlardır. Çünkü savaş¸ hak ile batılın iyi ile kötünün¸ haklı ile haksızın mücadelesidir. Bunun içindir ki İslâmiyet¸ Allah'a imandan sonra¸ en faziletli amelin cihad olduğunu bildirmiştir. Cihadın çeşitli şekilleri vardır. Ancak cihad denince¸ akla ilk gelen savaş. Savaş deyince de akla gelen vatan mücadelesidir. Kıbrıs harekâtıyla Hazreti Osman zamanından beri başta sahabeler olmak üzere Müslüman kanıyla sulanagelmiş olan sinesinde şehid sahabiler yatan ve minarelerinde ezan sesleri yükselen Kıbrıs'ın müdaafası başlamıştır. Bu ise yakın tarihimizde ilk defa bizlere cihad fırsatı vermiştir. Dikkat edilirse cihad fırsatı diyoruz. Çünkü bu sayede süregelen haksızlıklara son verilerek ölenlerimiz şehid¸ kalanlarımız gazi olacaktır. Ayrıca hiçbir ibadetle elde edemiyeceğimiz ecirler bizim olacaktır.
Bir gün sevgili Peygamberimiz Abdullah ibni Ebi Revaha kumandasında bir bölük askeri düşmanla savaşa göndermişti. Komutan Abdullah¸ tanyeri ağarmadan askeri toplayup savaş alanına göndermiş¸ kendisi de sabah namazını Peygamberimizle birlikte kılmak için mescide gelmiş¸ Peygamberimiz görünce: ‘Abdullah! Savaş için gönderildiğiniz halde görevinizi niçin terk ettiniz?’ buyurdu. Abdullah'ın: Ey Allah'ın Resulü sizinle birlikte sabah namazını kılmak için onlara yetişmek üzere geri kaldım¸ demesi üzerine Peygamberimiz: ‘Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki¸ gece gündüz bu mescidde başını secdeden kaldırmasan yine de o gazi askerlerin faziletine erişemezsin. Haydi durma arkadaşlarına yetiş!’ buyurdu. Bu olay cihadın yüceliğini faziletini ne güzel ifade etmektedir.
Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’de ‘Ey müminler sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine inanırsanız Allah yolunda canlarınızla¸ mallarınızla cihad edersiniz¸ bilesiniz bu sizin için en iyi yoldur.’ (Tevbe¸41.) buyurmaktadır. Rabbimizin bu emrine uyarak önümüze çıkan cihad fırsatını değerlendirelim. Maddî mânevî bütün gücümüzle yardıma koşalım. Canımızla ve malımızla cihad edelim. Cephede savaşanlara duâlarımızla da destek olalım. Şunu iyi bilmeliyiz ki¸ Allah yolunda cihad edecek olanı¸ techiz eden kimse bizzat gaza eden kimse gibi sevap alacaktır. Sevgili Peygamberimiz¸ bunu böylece haber vermiştir. Bu hususta ilk Müslümanları örnek alalım. Sevgili Peygamberimiz Hendek savaşında da ashab-ı kirâmı savaş hazırlığı için yardıma çağırmıştı. Herkes malından bir miktarını ortaya koydu¸ kimi malının üçte birini¸ kimi yarısını¸ kimi daha az¸ kimi daha çok koydu. İşte bunları örnek alalım.
Sevgili Peygamberimiz kendisine¸ ‘ya Ebubekr kendine çoluk çocuğuna ne bıraktın?’ deyince Hazret-i Ebubekr ‘Onlara Allah ile Resulünü bıraktım’ diye cevap vermiştir.
Öyle ise hükûmetimizin aldığı karar gereğince şanlı ordumuzun giriştiği barış harekatını¸ yek vücud hâlinde destekleyelim. Hava Kuvvetleri ile Deniz Kuvvetlerini güçlendirme vakıflarına yardıma koşalım. Bu hususta açılacak kampanyalara seve seve katılalım. Cenab-ı Hakk'ın bizi muvaffak kılması için duâlar edelim. Gazanız mübarek olsun¸ hak yolda olan bizleri Cenab-ı Mevlâ muvaffak kılsın. (Amin.)”
Evrensel Şahsiyet
Osman Hulûsi Efendi Hazretleri hâliyle¸ tavrıyla İslâm dünyası tarafından tanınan sevilen bir insandır. Çeşitli vesilelerle yurtdışından ziyaretine gelen önemli din bilginleri olmuştur. Bunlardan¸ 1985 yılında Darende'ye kadar gelerek evinde misafir olan Es-Seyyid Muhammed Yakup Nakşibendi'nin kütüphane özel defterine yazdığı satırlar bizim bu yazımızda anlatmak istediğimizi duygulara tercüman olacak niteliktedir.
“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla…
Son bir haftadan beri¸ burada¸ Türkiye'deyim. Birçok hatıralarım var¸ bilhassa Türk halkının sevgisi olan Darende'de. Bugün 26 Eylül 1985. Hazret Hacı Hulûsi Ateş ile tanışmak ve mensubu olduğum Nakşibendi Tasavvuf Tarikatı'nın merkezini görmek şerefine nail oldum. O¸ sadece Türkiye'de değil¸ Pakistan'da da büyük bir şahsiyettir. O¸ tasavvuf üzerine Divân ve başka eserler yazmıştır. Bunların Pakistan'daki ruhani kimseleri ve bu silsilelerin takipçilerinin yararlanmaları için tercüme ettirilmelerini dilerim.
Genel olarak¸ Türk halkının¸ çok disiplinli¸ hürmetkâr¸ İslâmlığı sever¸ gençlerini çok terbiyeli¸ memurlarını çok nazik ve affedici ayrıca Türk toprağını İslâm ihtişamının ve demokrasinin merkezi olmuş buldum.
Türkiye ve Pakistan'ın kardeş halkı çok yaşa. Onları selamlıyorum. Allah'a ısmarladık
Hafız.
Esselamualeyküm ve Rahmetullah. Saygılarımla. 26.09.1985
Es-Seyyid Muhammed Yakup Nakşibendi.”
Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ çeşitli yurtdışı seyahatlerinde bulunmuş yurtdışındaki vatandaşlarımızla ve Müslüman kardeşlerimizle sohbetler etmiştir. Özellikle memleket hizmetleri için gayret göstermiş¸ Darende'ye bir çimento fabrikası yapılması hususunda Almanya'daki hemşerilerimizi ve vatandaşlarımızı ziyaret ederek¸ ülke ekonomisine katkıda bulunmalarını tavsiye etmiştir. Bu gezisi sırasında çeşitli Avrupa ülkelerine uğramış¸ Hıristiyan âleminin mabetlerini gezerek incelemelerde bulunmuştur. Bu yolculuk esnasında yaşanan bir hatırayı o zamanki yol arkadaşı H. Ahmet Söylemez şöyle naklediyor:
“Osman Hulûsi Efendi ile bir çok ülkenin sınır kapısından geçerek Almanya'daki hemşehrilerimizi ziyaret ettik. O öyle büyük bir insan¸ öyle Allah'ın sevgili kulu idi ki¸ yabancı devletlerin sınır kapılarındaki görevliler¸ onun valizini hiç açmadılar¸ onun üzerini hiç aramadılar. Bizim bütün eşyalarımız gözden geçirilirken¸ muhterem Osman Hulûsi Efendi'ye yabancı görevliler bile hürmet ediyor¸ ona güveniyor ve saygı gösteriyorlardı. O bütün âlemin sevgisini ve güvenini kazanmış bir şahsiyetti. Onun için büyük işler başarmış ve millete¸ memlekete¸ insanlığa hizmet etmiştir.”
Darende'ye bir çimento fabrikası olarak düşünülen eserle memleketin atıl vaziyetteki madenlerini ekonomiye kazandırmayı arzu etmiştir. Bu müessese daha sonraları¸ 1984 yılında iplik fabrikası olarak hizmete girmiştir.
Onbir defa hacca¸ iki defa da umre ziyaretine giden Osman Hulûsi Efendi'nin bir hac hatırası şu şekildedir: 1976 yılında Hac ziyareti için bazı arkadaşlarla beraber karayolundan hacca gitmeye niyetlenir yola koyulurlar.
Bu yolculuk esnasında Irak sınırından Suriye'ye geçmek için bütün arabalar konvoy hâlinde dizilir. Otobüslerin gümrük muameleleri yapılır ancak¸ küçük arabalara hiç bakan yoktur. Şoförler evrakları birkaç kez götürür ama bir türlü vize yaptıramazlar. Arabaların yanında oturan Hacı Hasan Efendi¸ Osman Hulûsi Efendi'ye; “Seyyid¸ bu adamlar bizi oyalıyorlar¸ çocuklar vize yaptıramadılar¸ ancak bu işi sen hâlledersin” der. Osman Hulûsi Efendi eline pasaportları alır karakol komutanın odasına gider. O kapıdan girince¸ oradaki rütbeli heyecanlanır ve ayağa kalkar. Hulûsi Efendi'nin elini öperek makamına oturtur. Bir müddet sohbet ederler. Iraklı rütbeli göz yaşları içerisinde Osman Hulûsi Efendi'ye kahve ikram eder ve evrakları onaylar. Iraklı karakol komutanı sınırı geçinceye kadar da onların yanından ayrılmaz.
Hac görevi sırasında Mekke ve Medine'de çeşitli ortamlarda¸ Afrika kıtasındaki Sudan¸ Nijer¸ Fas Cezayir gibi devletlerden gelen hacılar bir suretle Hac ziyaret esnasında Hulusi Efendi'yi bulurlar¸ ondan hayır dua isterlerdi. Osmanlıya duydukları muhabbet vesilesiyle Hazrete; “Siz İslâm'a hizmet etmiş bir milletin evladısınız. Bir Allah dostusunuz¸ bizlere ve ümmet-i Muhammed'e dua buyurunuz.” diye istirhamda bulunurlardı.
Altın Köprü
Hulûsi Efendi İslâm kardeşliğinin ve yardımlaşmanın en güzel vesilesi ve ortamı olan Hac ziyaretinden sonra¸ orada fakru zaruretlerini gördüğü Müslümanların dertlerini paylaşmasını bilen bir altın köprüdür. Afrika kıtasında yaşanan sıkıntılarla alâkalı oradaki insanlara yardımcı olunması için yardımsever hitaplarda bulunmuştur. Bunlardan iki örnek arzedelim:
“Aziz Müslümanlar!
Afrika kıtasında yıllarca süregelen kuraklık¸ açlık felâketine sebep oldu. Hepimizin bildiği gibi¸ bu yüzden günde binlerce insan açlıktan ölmektedir. Bunların içinde Müslüman ülkeler de vardır. Hükümetimiz¸ bu hususu göz önünde tutarak bir yardım kampanyası başlatmış¸ Müslüman Türk halkını bu yardıma çağırmaktadır. Cami-i şerifin avlusunda bunun için açılmış bir sergi vardır. Şefkat ve merhamet hislerinizle gönlünüzden kopan birkaç lirayı esirgemeden oraya bırakın. Allah indinde zayi olmaz bir ecr-i a'zam olur ümidindeyim. Size âcizane tavsiyem¸ işte budur.”
“Muhterem Müslümanlar!
Hepimizin bildiği ve zaman zaman televizyonda hallerini seyrettiğimiz şarkta bir İslâm diyarı olan Bangladeş'te sel afetine duçar olan Müslüman kardeşlerimize Hükümetimiz bir yardım kampanyası başlatmıştır. Bu hususu tavsiye maksadıyla Diyanet İşleri başkanlığımız da hutbeler tanzim ederek göndermiş bulunmaktadır.
Müslümanlığın en mühim eserlerinden biri de şüphesiz teavün ve yardımlaşmaktır. İnsanı hüsrandan koruyacak¸ dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak olan amel-i salihin başlıcası budur. Bu yolda Allah rızası için yapılacak yardımların hepsi bizi cehennem ateşinden kurtaracak şeylerdendir.
Aziz Müslümanlar!
Bu felaketzedelerin evleri¸ barkları¸ yiyecekleri ve giyecekleri sular altında kalmış hepsi aç ve açık perişan bir haldedir.”
Yazımızı Hulûsi Efendi Hazretlerinin bir sohbette buyurduğu şu sözü ile bağlayalım:
“Bizim dergâhımız Gökkubenin altıdır. Muhabbetimiz bütün insanlığa şamildir.”

Sayfayı Paylaş