BİZE NE YAPAR ÖLÜM?

Somuncu Baba

2008'in Temmuz ayında Hakk'a yürüyen günümüz şairlerinden Erdem Bayazıt¸ edebiyatımızda 2. Yeni diye bilinen akımın etkisinde olmakla birlikte¸ şiirlerindeki açıklık¸ anlaşılırlık ve özellikle geleneğe bağlılığı ile onlardan farklı bir üslup özelliği gösterir.

Erdem Bayazıt'ın günümüz ve gelecek şiirine miras bıraktığı sadece yukarıdaki beyit bile onun edebiyat dünyasında kalıcı bir isim olacağı konusunda şüphe bırakmayacak bir estetik değer taşımaktadır.

Ölüm bize ne uzak¸ bize ne yakın ölüm


Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm


  Erdem Bayazıt


2008'in Temmuz ayında Hakk'a yürüyen günümüz şairlerinden Erdem Bayazıt¸ edebiyatımızda 2. Yeni diye bilinen akımın etkisinde olmakla birlikte¸ şiirlerindeki açıklık¸ anlaşılırlık ve özellikle geleneğe bağlılığı ile onlardan farklı bir üslup özelliği gösterir.


Erdem Bayazıt'ın günümüz ve gelecek şiirine miras bıraktığı sadece yukarıdaki beyit bile onun edebiyat dünyasında kalıcı bir isim olacağı konusunda şüphe bırakmayacak bir estetik değer taşımaktadır.


İnsanlar yüzyıllardır ölümsüzlüğün peşinde koşmuş¸ kendisini daima diri tutacak bir iksirin izini arayıp durmuş. Hatta bir efsanemiz vardır:


Efsaneye göre İskender-i Zülkarneyn ordusuyla birlikte bir memlekete uğramış. Orada¸ kendisine¸ ileride bir deniz olduğunu¸ o deniz geçilince 3 ay süren karanlıklar ülkesinin başladığı ve bu ülkede âb-ı hayat olduğu söylenmiş. İskender¸ veziri Hızır'ı da yanına alarak denizi geçmiş ve zulumat (karanlıklar) ülkesine varmış. Bu arada İlyas da yanlarındaymış. İskender'de karanlıkları aydınlatan iki mücevher (veya bayrak) varmış. Birini Hızır ile İlyas'a vermiş. Hangisi suyu bulursa yekdiğerini haberdar etmek şartıyla ayrılmışlar. Hızır ile İlyas yorulunca bir pınar kenarına oturup karınlarını doyurmak istemişler. Hızır yanında getirmiş olduğu pişmiş balıkları çıkarmış¸ pınardan elini yıkarken¸ bir damla su balığa damlamış. Balık o anda canlanıp¸ suya karışmış. Hızır bilmiş ki¸ âb-ı hayat budur. Kana kana içmiş¸ İlyas'a da içirmiş. O sırada bunlara bir emr-i ilahi gelmiş ki¸ bundan İskender'e söz etmesinler… Bir rivayete göre de İskender'e haber vermek için pınardan ayrılmışlar ama tekrar aynı pınarı bulamamışlar. Böylece Hızır ile İlyas ölümsüzlüğe ermişlerdir. Kıyamete dek¸ Hızır denizde¸ İlyas karada sıkıntıya düşenlere yardım ederler ve her senenin 6 Mayıs günü İskender Seddi üzerinde buluşup¸ Kâbe'ye hacca giderek¸ o yıl yapacakları işleri görüşürlermiş…


Doğu edebiyat ve efsanelerinde bu hikâyenin değişik varyantlarına rastlanmakla birlikte Batı'da da âb-ı hayat inancı vardır. Kur'an-ı Kerim'de de Zülkarneyn¸ Hızır ve İlyas dolayısıyla bu sudan bahsedilir…


Ölüm¸ edebiyatta¸ özellikle şiirde eskimeyen temalardan biridir. Ölüm¸ acı olmakla birlikte¸ kötü değil¸ hatta güzeldir. Necip Fazıl Kısakürek bu durumu şu beyitle dillendirir:


Ölüm güzel şey¸ budur perde ardından haber…


Hiç güzel olmasaydı¸ ölür müydü Peygamber


 


İnançlı şair için ölüm¸ bir yok oluş değil¸ yeni ve ebedî bir başlangıçtır. Bu gerçek bilindiği halde insan ölüm karşısındaki korkusunu bastıramamıştır. Dünyanın her mihnetine razı olup Cahit Sıtkı Tarancı gibi yeter ki "Gün eksilmesin penceremden" diye niyazda bulunan ya da sabah uyandığında ölmediği için şükreden şairlerimiz az değildir. Buna mukabil "Her nefis ölümü tadacaktır." âyetine râm olup ölümü tevekkül ve hasretle bekleyen klâsik şairlerimiz ölümü farklı cephelerden değerlendirmişlerdir.


Mevlânâ ölümü şeb-i arus (düğün gecesi) olarak bilir¸ çünkü ona göre ölüm hakikî sevgiliye kavuşturacak bir güzel hâdisedir. Ebedî hayatın başlangıcı olan ölüm karşısında ürkek davrananlara Yûnus:


Ölümden ne korkarsın


Korkma ebedî varsın


şeklinde tavsiyede bulunur.


Büyük şair Fuzûlî ise canın insana ancak bir emanet olduğunun şuurunda ve asıl sahibi istediği zaman buna itiraz etmenin bir anlamı olmadığı fikrindedir:


Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil


Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim


Diriler için en güzel nasihat olan ölüm¸ her canlı için kaçınılmaz bir hâdisedir. Ne zaman geleceğinin insanlar tarafından bilinmemesi ise en büyük nimettir¸ çünkü insan ne zaman öleceğini bilse çok büyük buhranlar yaşayacak¸ belki de aklını¸ iradesini kaybedecekti. Efendimiz (sav) ölümü asla aklımızdan çıkarmamamızı tavsiye ediyor¸ fakat dünyayı da bir tarafa koymanın Müslüman'ın işi olmayacağını söylüyor ve diyor ki "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için¸ yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış". Bu söz dünya ve ahiret için mutedil olmak gerektiğinin veciz bir ifadesidir.


Erdem Bayazıt'ın dediği şey şu: Ölüm bize ne uzak ne de yakın. Ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz¸ fakat biz ölümsüzlüğü tattığımız için ölümden de pervamız yoktur.


Dünyada maddeten ölümsüzlüğe kavuşmak mümkün değildir. İnsanın mânen ölümsüzleşmesi ise dünyadaki yaşantısına bağlıdır. Dünyada insanların faydası için bir eser bırakan mânen ölümsüzleşmiştir. Fakat Erdem Bayazıt¸ bunların dışında¸ tasavvufî anlamda ölümsüzlükten bahsetmektedir.


Mutasavvıflar arasında meşhur olan hadis-i şerife göre Efendimiz "Ölmeden önce ölünüz." demiştir. Bu sözden kasıt nefsin isteklerini öldürmek¸ öldükten sonra hesaba çekileceğini düşünerek dinin emir ve yasaklarına uymaktır. Bu durumdaki insan için doğmak¸ büyümek¸ yaşlanmak nasılsa ölüm de bunun gibi bir merhaledir. Ölüm¸ ancak hazırlıksız ya da yanlış hazırlık yapan insan için korkulacak bir durumdur.


Şu halde¸ daha dünyada iken ahireti ve orada yapılacak sorguyu¸ suali düşünerek hareket eden insana ölüm ne yapabilir?


Beyti farklı bir söyleyişle bitirelim yazımızı:


Kaygımız yok ne zaman gelecek bize ölüm


Biz âb-ı hayat bulduk gelmiştir dize ölüm

Sayfayı Paylaş