BİRLİK YOLUNUN YOLCULARI

Somuncu Baba

Birlik samimiyettir¸ vefa ve sadakattır. İnanan gönüllerin topluca atması¸ tevhîdin kalpte maya tutmasıdır.

Birlik samimiyettir¸ vefa ve sadakattır. İnanan gönüllerin topluca atması¸ tevhîdin kalpte maya tutmasıdır. Birlik Yüce Allah’ın insanlara rahmeti¸ ayrılık şeytanın inananlara ihanetidir. Müslüman¸ birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmalı¸ kardeşini incitmemeli¸ sevgi ve saygıda kusur etmemelidir. Her mü’min bir diğerine karşı olabildiğince fedakâr olmalı¸ sabırlı davranmalı¸ onun iyiliği için çalışmalı¸ sadık ve vefalı olmalıdır. Bu¸ tüm mü’minlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlâktır.
Gönülden teslim olmanın¸ selâmet bulmanın en birinci şartı¸
Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Es-Seyyid Osman Hulûsi
Efendi Hazretleri¸ Dîvân’ında iman sahibi birinin gönlünde
ve dilinde olması gerekeni şöyle tarif ediyor:
Gönlünün yâdı olup dâim “Huve’llâhu’l-Kadîm”
Dilinin virdi budur kim “Kul Huve’llâhu Ehad”
Zaman veya rütbe bakımından önde olan¸ kendinden evveli bulunmayan
Allah’ı gönülde daim tutmak birlik ruhunun temelidir. Bütün
varlıklardan önce olan¸ hiçbir şeyin Kendisinden ileri bulunmadığı
Allah¸ her şeyden hatta zamandan bile öncedir. Çünkü zamanı
da o yaratmıştır. Yüce Allah¸ ezelî olduğundan varlık bakımından
bütün yarattıklarından öncedir. O¸ bütün kutsî sıfatlarıyla
ve güzel isimleriyle her mevcuttan önce bulunan¸ sonradan olmaktan
ve zamandan münezzeh olandır. Hiçbir şey yokken O vardı. Şu
gördüğümüz ve göremediğimiz bütün varlıklar
hep O’ndan sonra ve O’nun var etmesiyle olmuşlardır. Öte
yandan¸ rütbe ve önem bakımından da bütün her şeyden öncedir.
O’nun büyüklüğü¸ önemi¸ yaratıklarınkiyle mukayese
edilemeyecek kadar öncelik sahibidir. O¸ her şeyden önde tutulmalı¸
hakkına öncelik tanınmalı¸ O’nunla ilgili her iş¸ her şeyden önemli
görülmelidir.
Bir/tek olan Allah’ı zikretmek de dilin virdidir. Hakikî varlık olarak
yalnızca kendi zatından başka bir sebebe muhtaç olmayan Yüce
Mevlâ’dır. Bir an için bile yokluğunu tasavvur etmek imkânsız
olan vâcibü’l-vücud¸ “O” Cenab-ı Allah birdir/tektir.
O Allah¸ cemâl ve celâl sıfatlarının hepsine hakkıyle ve eksiksiz
olarak sahiptir. Bütünüyle varlığı kendisine ait bulunan ilâhtır.
İşte gerçek mabud olan Allah birdir¸ ikincisi olmayan bir tektir¸
biriciktir. Evvel ve âhir¸ ortaktan münezzeh¸ hiçbir şekilde
benzeri olmayan¸ hep birdir¸ yegâne birdir.
Birlik Yolu / Tevekkül Yolu
Yüce Rabbimize gönülden inanan¸ ona tevekkül eden¸ kâmil
iman sahibi olanlar birlik yolunun yolcularıdır. Ancak Rabbi’nin merhamet
ettikleri¸ rahmetine mazhar kıldıkları bu sırrı anlayabilirler. Ki bunlar¸ tevekkülden
ayrılmazlar¸ Hakk’a karşı gelmezler. Tevhîdden ve istikametten
asla yönlerini çevirmezler. Birlik ve beraberlik içinde örnek
bir topululuk olurlar. Tevhîdden ayrılmazlar¸ anlaşmazlıklara düşmezler¸
birleştirici ve bütünleştirici olurlar. İşte
bu tevekkül ehlini Hazret şöyle tavsif ediyor:
Birlik yoludur bendeye esbâb-ı tevekkül
Maksûda yeter bend ile erbâb-ı tevekkül
Tedbîr ile bitmez işi takdîr-i Hudâ’nın
Takdîre rızâ vermedir âdâb-ı tevekkül
Tevekkül: Gerekli tüm çabayı sarfederek¸ her türlü tedbiri
aldıktan sonra¸ işi tam bir inançla Allah’a havale etme¸
yani¸ deveyi bağladıktan sonra Allah’a emanet etmeye tevekkül denir.
Tevekkül bir kalp amelidir.
Rıza: Arapça razı olmak¸ memnun olmak demektir. Kalbin¸ hükmün
akışı karşısında sükûnet altında bulunması. Genelde
rıza¸ hüküm ve kazaya itirazda bulunmamayı ifade eder. Rızanın şartı
kazadan (olay vukuu) sonra olmasıdır. Allah’tan razı olması kaza iledir.
Tasavvuf yoluna rıza kapısı denmiştir.
Mü’min örnek bir davranış sergileyerek Allah’a güvenip¸
O’nun rızasını kazanmak için gayret göstermeli ve davranışlarında
etrafına örnek olmalıdır. Hulûsi Efendi Hazretleri istikameti doğru
olan birlik yolunda ilerleyen Hakk dostlarının hâlini şöyle
dillendiriyor:
Şerîat tarîkat resm-i râhımız
Hakîkat ma’rifet izz ü câhımız
Tevhîddir hısnımız Hak penâhımız
Sanma bizi yoldan sapanlardanız
Ü
mmetin önderleri olan kâmil veliler¸ hakikaten ilmen ve ahlâken
peygamberlerin varisleri oldukları için hep hayır için çalışırlar.
Dinin hükümlerine göre hareket eder¸ tasavvufun ince yolunda merhale
katederler. Onlar¸ vahy kaynağından feyz alarak Rasulullah’ın zikrini
yaşatmak¸ dininin eserlerini¸ şeriat ve ahlâkının bilgilerini
yaymak için ümmete hayır ve fazilet öğretmek itibarıyla cennette
rıdvan kaynağından akan Kevser nehrine benzerler. Peygamberler¸ Allah’ı
bilme esaslarında birlik olup da şeriatte (dinin amelî hükümlerinde)
farklı olarak halkın kurtuluşu için ilâhî rahmetin
yayıcıları olduğu gibi¸ ümmetin bilginleri de kalbleri hak tevhîdi
ve vicdanları Muhammedî ahlâk üzere rıdvan neşesiyle
Muhammedî şeriatın esaslarında birlik ile halka rahmet yayarlar.
Aşk ile gönüllerin birliğini tesis eden kâmillerin gösterişten
uzak¸ tevhîd esasına dayalı olarak muhabbet meclisindeki neşelerini
de Dîvân’daki şu mısralar dile getiriyor:
Zerk u riyâdan geçmişiz
Tevhîd-i sırfı seçmişiz
Aşk bâdesinden içmişiz
Ol sâkî-i devrân bizim
Birlik Öğütleri
Peygamberimizin şu hadis-i şerifleri birlik için her türlü mücadelenin
yapılmasını bizlere öğütlüyor. Arface İbnu Şureyh (r.a.)
anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Siz bir kişinin
etrafında birlik halinde iken¸ bir başkası gelip¸ kuvvetinizi kırmak veya
cemaatinizi bölmek isterse¸ onu öldürüverin.” (Müslim¸
İmaret 60¸ ( 1852).

Şerler ve fesadlar olacak. Kim¸ birlik içinde olan bu ümmetin
işinde tefrika çıkarmak isterse¸ kim olursa olsun kılıçla
boynunu uçurun.” -Bir rivayette: “…onu öldürün!” denmiştir-.”Müslim¸
İmaret 59¸ (1852).
Bu nefsi katl edip ey cân selâmet ber-kenâra çık
Anın katline tevhîd gibi bir keskin sinân olmaz
Allah Teâlâ öyle bir vâcibü’l-vücud (varlığı
lüzumlu)dur ki¸ O’nun lâşerîke leh (ortağı yok)
olan birlik sıfatını kaldırmak hiçbir şekilde mümkün
değildir. Bu¸ O’nun zatına mahsus kemalidir ve bütün sıfatları
da böyledir.
Ü
mmet¸ çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan
bir cemaat demektir. Yani bir imamın çevresinde sağlam bir birlik oluşturup¸
düzenli bir şekilde faaliyet gösteren ve bu şekilde çeşitli
insan grupları üzerine hâkim olan bir topluluktur. Diğer bir tabirle ümmet¸
imamet-i kübra sahibi cemaattir. Cemaatlara göre ümmet¸ fertlere
göre imam gibidir. Demek ki ümmet¸ hâkim bir milletin fertlerinden
meydana gelmiş olan bir sosyal toplumdur.
Her nefiş kendi vicdanına bir göz atışta¸ kendi varlığının ikilik
içindeki birliğini görür ki; biri bulan nefiş öbürü bulunan
nefistir. Bulan kim¸ bulunan kimdir? Burada hayret verici bir vahdet /birlik
sırrı kendini gösterir. Kalb denilen şey de işte nefsin bu
birlik merkezidir. Manevî hayat bu bir anlık atışların merkezi olan
vicdana borçlu olarak varlığını sürdürür.
İkilik Perdesini Yırtmak
Allah ne dilerse yapar¸ dilediğine koruma¸ dilediğine yenilgi verir. Mutlak
irade O’nun¸ tam tercih O’nun¸ mutlak kudret O’nundur. İradesini
durduracak hiçbir kudret yoktur¸ kudretine karşı koyacak hiç bir
şey düşünülemez. O hiçbir hususta mecbur
değil¸ tam mânâsı ile fiillerinde hürdür ve her tercihi
hikmettir. Genel olarak yarattıklarında sırf eşitlik ve benzerlik irade
etmemiş¸ eşitlik içinde üstünlük ve çeşitlilik¸ çokluk
içinde “birlik” murad etmiş ve insanlarda mutlak zorlama
istememiş¸ teklif (mükellef kılma) murad eylemiştir. Hakikî sevgili
olan Allah’ı müşahede etmenin¸ hayret makamına ulaşmanın
yolunu gönüldeki ikiliği kaldırmakla mümkün gören Hulûsi
Efendi bu gerçeği bir gazelinde şu beyitlerle dile getiriyor:
Aradan ey gönül çıkıp fenâ-ender-fenâ olsan
İkilik perdesin çâk eyleyip birle bekâ bulsan
Unutsa gözlerin kendini görmekden görüp yârı
Tahayyür içre kalsan gayrı bendlerden rehâ olsan
Dinî hassasiyetin mânâsı¸ itaat ve bağlılık anlamıyla selametin
sağlanmasıdır. İslâm; faydalı bir selamet¸ katıksız bir teslimiyet ve
bağlılık demektir. Dini bize en güzel yaşama biçimi olarak
tanıtan tasavvufun özünün teslimiyet ve boyun eğmekten ibaret
olduğu bilinmektedir. Hakikaten selamet bahşeden hak bir İslâm
ise ancak hakikî tevhîd inancına dayanan bir İslâm’dır.
Hakikî tevhîd ise¸ şeriki ve ortağı bulunma ihtimali bile
olmayan¸ ezel ve ebed bakımından hayy ve kayyum bir ilâh tanımak ve ancak
O’na şehadet etmektir. Böyle bir ilâh ise ancak Allah
Teâlâ’dır. Evvel ve âhir bütün izzet ve hakimiyeti
şahid ve meşhud olan zat-ı ehadiyyetinde toplayıp¸ kendisinden
başka ilâhları nefyetmiştir. O’nun emrine mûti
olan iman nefisle mücedele eder¸ Allah’ta fani olur ve ikilik perdesini
yırtıp¸ birliğin hakikatine ulaşır.
Kendi iradesini Allah’ın iradesinde yok eden¸ insan-ı kâmiller vahdet
sırrına erişirler. Kendisinin de bu yolda ilerlemesine mürşidi
vesile olur. O makama ulaşan irşad kabiliyetine kavuşan
kâmil veliler de kendi müntesiplerini vahdete götürürler.
Sağlam bir inanç ve bilinçle Allah’a yakın olmanın sırrını
belirten Hulûsi Efendi’nin bir beytiyle yazımızı bağlayalım:
Şol vahdete yol bulmuşum âhir o yol ben olmuşum
Î
kânı tahkîk görmüşüm tahkîk bana îkân
imiş

Sayfayı Paylaş