BİRLİK İÇİNDE DİRLİK BULMAK

Somuncu Baba

Âşık Paşa¸ öyle sanıyorum ki¸ edebiyat tarihimiz içerisinde birlik kavramına en çok atıfta bulunan şairdir.

Âşık Paşa¸ öyle sanıyorum ki¸ edebiyat tarihimiz içerisinde birlik kavramına en çok atıfta bulunan şairdir. Klasik kültürümüzün önemli kaynaklarından olan Garib-nâme’de¸ sosyal ve kültürel cephesiyle birlik ilkesine dikkat çekmiştir. Onun birlik kavramı etrafındaki görüşlerini burada ayrıntılı bir şekilde tahlil edecek değilim. Konuya ilgi duyanlar¸ merhum Mehmet Kaplan’ın “Âşık Paşa’da Birlik Fikri” isimli makalesini okuyabilirler. Merhum hoca¸ Âşık Paşa’nın bilhassa sosyal açıdan birlik kavramına yüklediği anlamı inceleme konusu etmiş¸ oradan yola çıkarak millî birlik ve bütünlüğe dönük bir kısım tahliller yapmıştır.
Esasen birlik kavramı sadece Âşık Paşa’nın eserlerinde
ortaya çıkan bir husus değildir. Osmanlı şair ve yazarlarının
pek çoğu¸ tertip ettikleri dîvânlarına ve mesnevîlerine¸
mutlaka tevhîdle başlamışlardır. Edebiyatımızda tevhîd¸
Allah’ın birliği sadedinde kaleme alınan manzumelere denir. Hemen her
şair¸ kaleme aldığı tevhîdlerde Allah’ın birliği fikrini
işlerken¸ çoğu kere varlık ve ahlâk felsefesi yapar. Bu
varlık felsefesinin temelinde¸ yegâne varlığın¸ zamansız varlık olan ilâhî zat
olduğu fikri işlenir. Ezelî ve ebedî varlık olan ilâhî zât¸
İhlâs Sûresi’nde muhtasar ve veciz bir şekilde anlamını
bulduğu şekliyle kavranan bir varlıktır. Bu varlığın karşısında
şair¸ ister dünya mülküne yön veren bir padişah
olsun¸ isterse ilim ve sanata şekil veren bir âlim ve sanatçı
olsun¸ gerçek varlığın karşısında âcizdir ve sıradandır.
Maamâfih şair¸ hangi sosyal¸ siyasî ve kültürel
tabakadan geliyorsa gelsin¸ Hakk’a muhtaçtır. Bu ihtiyacının bilincinde
olarak eserinin ikinci şiirinde münacat yazacak; Rabbine sığınarak¸
yardımını ve dostluğunu talep edecektir. Böylece¸ Yaratan’la bütünleştiğinin
farkında olarak mânâ incilerini keşfe çıkan şair¸
haddinin ve kadrinin farkında olarak eserini tamamlayacaktır. Buradan yola çıkarak
birlik düşüncesinin şiirde tezahürlerine dair zengin örnekler
verilebilir. Fakat şu kadarıyla yetinmek mümkündür: Osmanlı
şairi¸ tevhîdcidir¸ birliğin farkında olarak söze hükmeder.
Birlik fikrinin öncü şairi olan Âşık Paşa’nın¸
Garib-nâme’yi dünya gurbetindeki insanın yönünü bulmasına
yardımcı olacak nitelikte hazırladığına tanık olmaktayız. Her ne kadar tasavvufî mesnevîler
arasında sayılsa da¸ sosyal ve siyasî tahlilleriyle adeta bir siyasetnâme
hüviyetini de kazanan bu klasik eserde ortaya çıkan birlik düşüncesi¸
Osmanlı zihniyetini oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu bakımdan¸
Garib-nâme’yi tetkik etmeden¸ Osmanlı zihniyeti ve yönetim anlayışına
dönük tahlillerin eksik kalacağını ifade etmek isterim. Maamâfih
siyasi tarihin dar kalıplarını¸ yatay ve dikey çerçevelerde genişletmenin
imkânlarından birisinin¸ toplum zihniyetini inşa eden kültürel
ve edebî eserlerin mütâlaasından geçtiği bilinen bir
gerçektir. Bu meyanda Osmanlı ideolojisinin temel kaynaklarından biri
olan Garib-nâme’deki birlik düşüncesinin önemine
atıfta bulunarak¸ bazı mülahazalarımı sizinle paylaşmak isterim.
Evvelâ Âşık Paşa’nın¸ kendisine öncülük
eden ve kendisinden sonra aynı geleneği devam ettiren diğer şairler
gibi¸ eserine tevhîdle ve münacatla başladığını ifade etmek
gerekir. Buradaki tevhîd ve münacatların tahlilini başka bir
yazının konusu edinerek şunu söylemek mümkündür: O¸
birlik kavramını bireysel ve toplumsal başarıyı sağlayan sihirli bir
kavram olarak telakkî eder. Bu meyanda¸ Garib-nâme’nin ilk
bölümünde “bir olanların kıssası”nı anlatır. Bu kıssalardan
ilki¸ Hz. Peygamber ve ashabının birlik ilkesine olan bağlılıklarına dairdir.
Burada şu husus öne çıkmaktadır; şair¸ her şeyden önce
İslâm’ın zaferini¸ Hz. Peygamber’in toplumunda ikâme
ettiği birlik ilkesine bağlar. Birlik¸ “cümle işin yigregi”¸
yani her işin başıdır. İslâm’ın bütün teklifleri¸
müntesiplerini öncelikle zihnî planda birliğe ulaştırmayı
amaçlar. Bilâhare kardeşlik esasına dayanan toplumsal birliğin
tesisini sağlar. Gerek zihnî gerekse toplumsal anlamda birliğe ulaşanlar¸
rûhî¸ iktisâdî ve siyâsî anlamda gerçek
zenginliğe kavuşurlar. Asr-ı saâdet bu anlamda bir birlik bilincine
denk düşer. Bunun içindir ki¸ İslâm kısa zamanda “dünya
tahtını tutmuştur.” Zira “Çalab rahmeti birlik içre”dir
(G 89/5).
Birliğ-ile açdı yolı Mustafâ
Hükm kıldı dünyâya kâfdan kâfa (G 89/1)

Birlik rahmettir.” hâdisinden yola çıkarak birlik kavramı
etrafında îmâl-i fikr ederken Âşık Paşa’nın
iki kelimeyi kullandığını tespit etmek mümkündür. Bunlar; birikmek
ve birlik kelimeleridir. Burada “birikmek” tabiri¸ toplumsal dayanışmayı
ve paylaşmayı ifade eder; “birlik” kelimesi ise¸ onun birlik
fikrini ruhanî boyutta ele aldığına işaret eder. Buradan yola çıkarak
birliği¸ doğası itibariyle¸ fizikî birlik ve metafizik birlik olarak
ikiye ayırmak mümkündür. Fizikî birlik¸ şairin “birikmek” kelimesiyle
tarif ettiği bedenen bir araya gelmeye tekâbül eder.
Pes bilün yalnuz kişi güçsüz olur
Birikenler devleti uçsuz olur

.
Birikenler şâdumândur şâdumân
Bu hikâyet girtü sözdür bî-gümân
Şairin “birikenler” dediği kimseler¸ ekonomik ve sosyal gücü¸
aklı ve hayali ortak bir proje için bir araya getirenlerdir. Bunlar¸ ortaya
koydukları dayanışmayla birlikte ulaştıkları güce bağlı olarak
başarılı ve mutlu (şâdumân) olacaklardır. Fakat bu
birlikteliğin¸ sebeplerin ortadan kalkması halinde son bulması muhtemeldir.
Oysa şairin doğrudan doğruya “birlik” kelimesiyle ifade
ettiği metafizik “birlik”te¸ ruhî ve duygusal zeminde birliğe
eriş vardır. Bu gönüllerin birliğidir; gönüldaşlık¸
yoldaşlık¸ ülküdaşlıktır. Ayrı mahallelerde¸ ayrı şehirlerde
ve ayrı ülkelerde yaşamak¸ farklı ortamlardan ve farklı ekonomik
ve sosyal sınıflardan gelmek¸ hatta kronolojik olarak farklı zamanlarda bulunmak
gibi beşerî durumlar metafizik birliğe¸ gönüldaşlığa
halel getiremez. Şüphesiz¸ “Gözden ırak olan gönülden
de ırak olur”; ama can gözü açık bir yol ehlinin nazarında
zıtlıklar ahenge¸ çokluk teke dönüşmüş ve
böylece ıraklık yakına tekâbül etmiş ve zaman donmuştur. Çünkü yol
ehli¸ aşk ehlidir; biliriz ki¸ “aşığa Bağdat sorulmaz.” Maamâfih
metafizik birlik¸ fizikî birlikten farklı olarak ten ve cisim duvarını
aşarak mânâya ermeyi¸ îcâbında bir inancın¸ bir
düşüncenin veya bir hayalin¸ bir sözün veya bir bakışın
izinde olmayı gerekli kılar.
Pes bilün Hak sevdügi birlik durur
Birlik içinde safâ dirlik durur
Hak¸ birdir ve birliği sever; bu birliği gerçekleştirme süreci
içerisinde¸ insanları tevhîde¸ birliğin ilkeli bütünlüğüne çağıran
haberciler (nebîler) ve rehberler (resûller) yollar. Habercilerin
ve rehberlerin insanlığa öğrettiği en temel ilke¸ birlik ilkesidir. Bu
bakımdan birlik¸ ister fizikî olsun isterse metafizik olsun¸ evvelâ insanın
bizâtihî kendi vücut ikliminde sağlanmalıdır. İnsan¸ küçük âlemdir;
onun âleminde birliğin ve dirliğin hâkim olması¸ birliğe giden
yoldaki perdeler olan dağınık ve değişik düşüncelerden¸
kaygılardan ve “tûl-i emel” denilen uzak düşlerden
ve hayallerden arınmasıyla mümkün olacaktır. Bu ise zor¸ uzun ve ince
bir eğitim sürecini gerektirir. Bu yolda¸ öncelikle varlık bilincine
eriş söz konusudur. Bu varlık bilincinde¸ derlenip toparlanmanın¸
evvelemirde varlığın mânâ ve mâhiyetini idrâk ederek
Yegâne Varlık’ın vaz’ettiği ilkeleri idrâk etmek gerektir.
Bu idrâk¸ imandır; iç âlemde görüş ve duyuştur.
Haddi zâtında şair¸ “Sizin yaratılışınız¸ dirilişiniz
ancak bir kişininki gibidir.” (Lokman¸ 31/28) âyetinden yola çıkarak¸
insanın ontolojik olarak birliğine dikkatlerimizi çeker. Her şeyden önce¸
hepimiz fizik ve mânâ itibâriyle ilk insanın bir benzeriyiz.
İnsanlar farklı fizik özelliklere¸ meslek ve meşrebe sahip olsalar
da aslî öz itibâriyle birdirler ve onlara mânâ birliğini
tembih eden haberciler ve rehberlerin öğretileri de birdir. Bu birlik¸
tıpkı insan vücudunda farklı fonksiyonlar icrâ eden baş¸ göz¸
kulak¸ dil ve ayağın birliği gibidir. Bu organların şekilleri¸ fonksiyonları
ve tezâhürleri farklı olsa da¸ aslî öz itibâriyle
hepsi bir beden için görev yaparlar.
Baş vü göz gibi kulak gibi
Dil gibi hem el gibi ayak gibi
Her birisi bir şekil yumışdadur
İllâ baksan kamusı bir işdedür
Ç
ağdaş teologların İbrâhimî dinlerin birliği ve dinlerin
birliği gibi ifadelerine ilham teşkil edici bir bakışa sahip olan
şair¸ Hz. Âdem’den başlamak üzere Hz. Peygamber’e
gelinceye değin¸ bütün haberci ve rehberlerin birliğini muhtasar çerçevede
ele alır. Bilâhare¸ Hz. Peygamber’in risâletiyle bu birlik
halkasının kemâle erdiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya kor. Nitekim
bütün peygamberler bir vücûdun organlarıdır; Hz. Peygamber
(s.a.v) ise¸ baştır. Vücut¸ başla tamlanır; birlik yolu da
Hz. Peygamber’le kemâle ermiştir. Şu halde birliğe
ermek¸ Peygamberî esasları özümseyerek hayata geçirmektir.
Kamular a’zâ-y-ıdı ol baş durur
Hak yolında biriküp yoldaş durur
Birlik yolunun başı olan Hz. Peygamber (s.a.v)¸ fizik ve metafizik¸ madde
ve mânâ ikiliğini bire dönüştürmüştür. Âşık
Paşa¸ bu düşüncesini namaz ibâdetinden yola çıkarak
izah etmeye çalışır. Namazın önemine ve edâ edilmesi
gereken temel bir ibâdet olduğuna işaret ettikten sonra¸ gönül
ikliminde birliğe eren mü’minlerin her birinin farklı meşgalelerine
rağmen beş vakit namazı beklediklerini¸ böylece zihnî ve rûhî düzlemde
metafizik birliğe ulaştıklarını¸ sonra da cemâat hâlinde
bu ibâdeti eda ederken fizikî birlikteliği gerçekleştirdiklerini
söyler. Camide niyaz için cem olan mü’min¸ fizikî ve
metafizik birliğe ermiştir. Farklı zâviyelerden bakarak birlik
kavramını tahlîl eden şair bu vâdîde pek çok
şey söyler. Burada belli başlı hususları dikkatlere arzetmiş olduk.
Ancak şu beyti birlik yolunun yolcularına nakletmeden de geçemeyeceğim:
İy Âşık sen birlige virgil gönül
Kim olasın rahmet evinde kabûl
Diyor ki¸ “Ey Âşık! Sen birliğe gönül ver de lütuf
ve ihsanlar evinde ağırlan.” İmdi bu Âşık kelimesi iki şekilde
de okunabilir: Evvelâ şair¸ kendisine hitâbetmiş olabilir… Nitekim
bu hitâba uygun olarak¸ o birliğe gönül vermekle kalmamış¸
birlik üzerinden düşünmüş ve bu düşünceleriyle
arkasından gelenleri aydınlatmıştır. Fakat ben “âşık” tabirini
ikinci anlamıyla¸ bu kitabı hazırlayan ve okuyan herkese yapılan bir hitap olarak
okumak istiyorum. Evet¸ Garib-nâme hayli hacimli bir eserdir¸ 13.-14. yüzyılın
Türkçesiyle yazıldığından sözlük yardımı olmadan okumak
da zordur. Kitabı hazırlayan hocamız Prof. Dr. Kemal Yavuz (Hak ömrünü bereketlendirsin)¸
sadece metni ortaya koymamış¸ aynı zamanda okuyucunun sözlüğe
bakma ihtiyacını görerek her bir beyti sadeleştirmiş¸ âyet
ve hadisleri tercüme etmiştir. Bu¸ pek kolay bir iş değildir¸
ancak âşıkların yapacağı bir çalışmadır. Yine de
bu eseri¸ ancak âşıklar okur¸ âşıklar anlar. Velhâsıl
birliğe gönül veren âşıkların¸ birlik içinde dirlik
bulacaklarında şüphe yoktur.

Sayfayı Paylaş