BİR SOHBETTEN FEYZ DAMLALARI

Somuncu Baba

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ yatsı namazını kıldırıp camiden dönerken beraberindeki cemaatten bazıları¸ çoğu zaman alışılageldiği gibi sohbet için onunla eve geldiler.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ yatsı namazını kıldırıp camiden dönerken beraberindeki cemaatten bazıları¸ çoğu zaman alışılageldiği gibi sohbet için onunla eve geldiler. Semaver kaynamış¸ çay demlenmişti. Çin malı porselen demlik¸ işlemeli semaverin üzerinde çok şık duruyordu. Pırıl pırıl küçük kristal bardaklar¸ kırmızı desenli porselen çay tabakları ve küçük cam tabaklarda kıtlama şeker¸ semaverin etrafında hazırlanmıştı. Çay ikram edilmeye başlandı. Önünde oturduğu dolaptan bir not defteri çıkaran Hulûsi Efendi¸ daha önce not ettiği bazı bilgileri¸ beyitleri okuyarak açıklamaya başladı. İlk önce şöyle buyurdu:
“Hazreti Peygamber Efendimiz bir gün Muaz ibni Cebel(r.a)'in elinden tutarak; 'Ya Muaz seni çok seviyorum' dedi. Muaz da; 'Anam¸ babam sana feda olsun Ya Rasulallah¸ vallahi bende sizi seviyorum' dedi. Hz. Peygamber Muaz'a her namazından sonra şu duayı asla terk etme 'Allah'ım şükründe¸ zikrinde ve sana hakkıyla ibadette bana yardım et.' diye buyurdu.”1
Konuyu daha da açmak için misaller verdi¸ büyüklerin sözlerinden ve hallerinden bahsederek sohbetini şu minval üzere devam ettirdi: Allah Resulü'nü sevmek de kuru iddia ile değil¸ din konusunda ona uymak ve onun sünnetine göre ibadet etmekle sabit olur. Kur' anı Kerim'de mealen şöyle buyurulmuştur:
“De ki: Allah'ı seviyorsanız¸ bana uyun. Bana uyarsanız¸ Allah¸ sevginize karşılık verir ve O da sizi sever. Sizi sevince de sizi affeder ve günahlarınızı bağışlar.”2
Hasan Basri Hazretleri şöyle demiştir:
“Bu ayet¸ Allah ve Resulünü sevmenin kuru iddia ile olmadığını¸ bunun ölçüsünün Allah Resülüne uymak olduğunu bildirmiştir. Böylece de¸ sevgi sözünde kimin doğru ve kimin yalancı olduğunu ortaya çıkarmıştır.”
Şöyle denilmiştir:
“Kim dört şeyi dört şeysiz iddia ederse¸ yalan söylemiş olur:
Kim cennet istediğini iddia ettiği halde¸ ibadet etmezse yalan söylemiş olur.
Kim Allah Resulünü sevdiğini iddia ettiği halde¸ ona uyup sünnetini uygulamazsa yalan söylemiş olur.
Kim cehennem ateşinden korktuğunu iddia ettiği halde¸ günahları terk etmezse yalan söylemiş olur.
Kim Allahu Teala'ya iman ettiğini söylediği halde¸ O'nun takdirlerine rıza göstermezse yalan söylemiş olur.”
Akıl ve Doğruluk
Çayını kıtlama şekerle yudumladı. Sonra elindeki defterden bir sayfa çevirdi ve şu notu okudu:
“Hazreti Ömer (r.a)'in şu iki sözü ne kadar doğrudur. Bir adamın şöhretine¸ görünüşüne aldanmayınız. Bir insanın namazına niyazına bakmayınız. Aklına ve doğruluğuna bakınız.”3
Bir misalle de sohbeti iyice açtı:
Süfyanı Servi Hazretleri şunu anlatmıştır: “Caferi Sadık'ı ziyaret ettim ve ondan bir nasihat istedim. Bana şu nasihati yaptı: .
” Ey Süfyan! Yalancının itibarı yoktur. Kıskanç kimsenin rahatı yoktur. Eziyet verenin dostu yoktur. Kötü ahlak sahibi olanın üstünlüğü yoktur.” Ben:
” Nasihati arttır.” dedim. Cafer şöyle dedi:
” Ey Süfyan! Allahu Teala'nın haram ettiği fiillerden sakınan bir kimse abid olur. Allah Teala'nın taksimine razı olan bir kimse Müslüman olur. Kendisine yapılmasını istediği iyi muameleyi başkasına yapan bir kimse mümin olur. Fasık kimselerle oturup kalkan bir kimse¸ onlar gibi fasık olur. Onun için Allah Resulü (s.a.v):
“Kişi dostunun dini üzerindedir. Dostunun kim olduğuna baksın.” buyurmuştur. Allah Teala'dan korkanlarla danışan bir kimse doğruyu bulur.” Ben:
“Nasihati arttır.” dedim. Cafer şöyle dedi:
“Babam (Muhammed ibni Ali) beni üç şey üzerine terbiye etti.
Bana dedi ki¸ yavrum¸ kötülerle arkadaşlık eden¸ kötülükten selamet bulmaz. Kötü bir yere girip çıkan¸ töhmetten kurtulmaz. Diline hakim olmayan pişman olur.”
İman Nûru¸ Cennet Müjdesi
Bu arada çaylar tazelendi… Efendi Hazretleri bir veciz ifade buyurdu ve onu açıkladı:
“Yalnız iman ile cennete girilir¸ yalnız amel ile cennete girilmez”
İmam Matûridi¸ Akaid adlı eserinde şöyle buyurur:
“İman; öyle bir nurdur ki¸ onun nuru¸ insanın bütün azasına yayılmıştır. Fakat¸ insanın azasından birisi kesilince¸ iman¸ parçalanmaz olduğu için¸ oradan¸ kalbe gider.
İslam; Allah'ı¸ keyfiyetsiz olarak bilmektir. Bunun yeri¸ göğüstür. İman; Allah'ı¸ bilmektir. Bunun yeri¸ kalbdir¸ kalb de göğsün içindedir. Marifet; Allah'ı¸ sıfatları ile bilmektir. Bunun yeri¸ Gönüldür. Gönül de¸ Kalb'in içindedir.
Tevhid; Allah'ı¸ Birliği ile bilmektir. Bunun yeri¸ Sırr'dır. Sırr da¸ gönül'ün içindedir. Bunlar¸ Nur suresinin Nur ayetindeki Nur temsilini andırır.
Bunlar¸ dört gerdanlıktır ki¸ dördü de¸ birbirinden ayrı¸ gayrı değildirler. Hepsi birleşince¸ Din olur.”
“Resûlullah (s.av) buyurdular ki:
“Hz. Musa aleyhisselâm Rabbine sordu:
“Derece itibariyle cennet ehlinin en düşüğü nasıldır?” Rab Teâla buyurdu: “O¸ cennet ehli cennete dahil edildikten sonra gelecek olan bir adamdır ki kendisine:
“Cennete gir!” denilir.
Adam: “Ey Rabbim nasıl gireyim. Herkes yerlerine yerleşti¸ mekanlarını tuttu!” der. Ona şöyle denilir:
“Sana dünya meliklerinden birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?”
“Rabbim¸ razıyım!” der. Rab Teâla:
“Sana bu verilmiştir. Onun misli¸ onun misli¸ onun misli¸ onun misli de.”
Adam beşincide:
“Ey Rabbim razı oldum (yeter!)” der. Rab Teâla:
“Bu sana verildi¸ on misli daha verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse¸ gözün neden zevk alırsa¸ sana hep verilmiştir!” buyurur. Adam:
“Rabbim razı oldum(yeter!)” der. (Hz. Musa sormaya devam eder):
“Ya derecesi en üstün olan (nasıldır)?”
“İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimle diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı¸ ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir¸ hiçbir beşer kalbine de hutur etmemiştir.”4
Ebu Sa'id elHudri (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.av) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri cennet ehline;
“Ey cennet ahalisi!” diye seslenir. Onlar:
“Ey Rabbimiz¸ buyur! Emrine âmâdeyiz! Hayır senin elindedir!” derler. Rab Teâla:
“Razı oldunuz mu? diye sorar. Onlar:
“Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize yaratılmışlardan bir başkasına vermediğin nimetler verdin!” derler. Rab Teâla:
“Ben sizlere bundan daha fazlasını vereyim mi?” der. Onlar:
“Bu verdiklerinden daha üstün ne olabilir?” derler. Rab Teâla:
“Size rızamı helal kıldım. Artık¸ size ebediyen gazab etmeyeceğim!” buyururlar.”5 Bu hadisi şerifleri naklettikten sonra¸ birinci vecizenin devamı da dudaklarından döküldü:
“İman amelsiz makbuldür¸ ama amel imansız makbul değildir.”
Sohbette bulunanlardan Hacı Muhyiddin Tütüncü¸ “Efendim imanı açıkladınız¸ peki küfür nedir” diye sordu. Efendi hazretleri şöyle buyurdu:
“Küfür: İnkâr'dır.
Küfrün kısımlarını da şöyle özetleyebiliriz:
Küfre niyet küfürdür¸
Küfre rıza küfürdür
Şeraitle istihza küfürdür¸
Haramı helal saymak küfürdür¸
Allah'ın azabından emin olmak küfürdür¸
Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek küfürdür¸
Nususu (doğruluğu şüphe götürmeyen bilgileri) red küfürdür.”6
İman ve hidayet Allah (c.c)’tandır. Bizim bir beyitimiz var şöyle yazmışız:
“Her göz kudretince göre
Herkes ektiğinin mahsulünü dere”7
Seher Vaktinde Uyanıklık
Gazelhan Bahattin Adıklı'ya hazret işaret ederek bir gazel okumasını emretti o da:
Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vaktı seher
Her nesneyi kaplar telaş feryad eder vaktı seher”
diye başlayan gazeli yanık ve dokunaklı sesiyle çok içten okudu. Herkes huzurla ve gözyaşıyla dinledi. Gazel bittikten sonra bir müddet sessizlik hâkim oldu. Hulusi Efendi bir zaman sonra oturduğu yerden pencerenin önündeki kahverengi meşin kaplı kalın hadis kitabını alarak¸ sohbete hadisi şeriflerle devam etti:
Ubâde b. Sâmit (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Geceleyin kim uyanırsa şunu söylesin:
“Allah'tan başka ilâh yoktur¸ O birdir¸ ortağı yoktur. Mülk O'nundur¸ hamd de O'na aittir¸ O herşeye kâdirdir. Hamd Allah'a aittir¸ Allah münezzehtir¸ Allah büyüktür¸ bütün amel ve ibadetler için gereken güç ve kuvvet Allah'tandır.
Sonra aleyhissalatu vesselam buyurdular: “Rabbim beni affet!'' desin veya dua ederse duasına cevap verilir. Eğer abdest alır ve namaz kılarsa namazı kabûl edilir.''8
Muğîre b. Şu'be (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)'' denildi. .
“Şükredici bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi.”9
Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) buyurdularki: “Allah¸ geceleyin kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran¸ hanımı imtina ettiği taktirde yüzüne su döken kula rahmetini bol kılsın. Allah¸ geceleyin kalkıp namaz kılan¸ kocasını da uyandıran¸ kocası imtina edince yüzüne su döken kadına da rahmetini bol kılsın.''10
Yine Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Biriniz uyuyunca ensesine şeytan üç düğüm atar. Her düğümü atarken¸ düğüm yerine eliyle vurarak üzerine uzun bir gece olsun¸ yat” dileğinde bulunur. Adam uyanır ve Allah'ı zikrederse bir düğüm çözülür¸ abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür¸ namaz kılarsa bütün düğümler çözülür ve böylece canlı ve hoş bir hâleti ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde habis ruhlu (içi kararmış) ve uyuşuk bir halde sabaha erer.”11
Hadisi şeriflerin akabinde ezberinden şu şiiri okudu:
Ezelden künhü zatında ğani Yezdan uyanıktır
Yemez içmez ve hûb etmez belî her ân uyanıktır

Seher vakti zuhurunda durur dört yar huzurunda
Bu saatte makamında nebî zîşan uyanıktır

Sunarlar kaderullahı seherlerde eder âhı
Hüdanın beytine râhı olan kervan uyanıktır

Seherde hû çeker bağlar gözünden yaş döker dağlar
Sular Allah deyu çağlar kamu umman uyanıktır

Seher vakti sakın yatma bezenir câmei Kübrâ
Okunur surei İsrâ kamu Furkan uyanıktır

Seher vakti nikabında eser yeller hicabında
Kutb vaz geldi hâbından kamu evtad uyanıktır

Ezelden hod sana iğva veren şeytan uyanıktır
Seherde uyuyan insan anın gönlü bulanıktır12
Müjdeli Secde
Şiiri bitirince tekrar önündeki defterden bir sayfa çevirdi. Bir murabba okudu:
Seni ey sinei ter kenzi hakayık biliriz
O gülün âşıkı rabbin valsına layık biliriz
Sanma secde eden kafir olurmuş mutlak
Secde et kim¸ seni biz mü'mini sadık biliriz13
“Secde Allah'a yakınlıktır¸ secde teslimiyettir¸ secde boyun eğmektir.” buyurdu.
Bu arada¸ Muhyiddin Tütüncü; “Efendim sizin hitabınız insanın iç âlemine¸ duyguların temelinedir. Bir de Kur'anı Kerim'de geçen secde âyetleri var. Bunlar hakkında ne dersiniz Efendim? Diye sordu.
Hulûsi Efendi hazretlerinin sadrına¸ bu sualle birlikte ilham kalemiyle nakşedilen satırlar¸ bir bir yazılmaya başladı. Bir süre bekledi¸ “Muhittin Ağa ver defterini de secde hakkında yeni bir doğuş oldu¸ onu defterine yazalım” buyurdu. Muhittin Tütüncü hemen cebinden defterini çıkardı¸ hazrete uzattı. Hazret de şu satırları yazdı:
Secde
Geldi ondört yerde bil ki secdei Kur'an tamam
Yedisi farz üçü vacip dördü sünnet ey hümam
Farz A'raf Neml ve İsra¸ Ra'd ve Meryem Hac ve Sa'd
Vacibi Furkan Fussilet¸ Secdei vesselam
Sünnet oldu Neml ve İkra Necm ve dahi İnşikak
Kariî samiî olana emreder Rabbülenâm14
Sayfalar tutan açıklamaları içeren bilgileri altı mısraya sığdırmıştı o. Yine de açıklama gereği duydu oradakilere. Sohbetini şöyle bağladı:
Kur'anı Kerim'de secde âyeti bulunan ondört sûre şunlardır:
1. Araf Sûresi (206. âyet.)
2. Rad Sûresi (15. âyet.)
3. Nahl Sûresi (49. âyet.)
4. İsra Sûresi (107. âyet.)
5. Meryem Sûresi (58. âyet.)
6. Hacc Sûresi (8. âyet.)
7. Furkan Sûresi (60. âyet.)
8. Neml Sûresi (25. âyet.)
9. Secde Sûresi (15. âyet.)
10. Sad Sûresi (24. âyet.)
11. Fussilet Sûresi (37. âyet.)
12. Necm Sûresi (62. âyet.)
13. İnşikak Sûresi (21. âyet.)
14. Alak Sûresi (19. âyet.)
Kur'anı Kerim'de on dört yerde geçen secde ayetlerinden birini okumak veya işitmek durumunda yapılan secdeye; Tilavet secdesi denir. Peygamberimiz'in¸ içinde secde ayeti bulunan bir sure okuduğunda secde ettiği¸ sahabenin de onunla birlikte secde ettiğine ilişkin olarak Peygamberimiz'in şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır:
“Âdemoğlu secde ayetini okuyup secde edince¸ şeytan ağlar ve 'Vay benim halime! Âdemoğlu secde etmekle emrolundu ve hemen secde etti; cennet onundur. Ben ise secde etmekle emrolundum¸ ama secde etmekten kaçındım¸ bundan dolayı cehennem benimdir' diyerek oradan kaçar.”15
Secde ayetlerinin bir kısmında genel olarak müşriklerin yüce Mevlâ'mızın karşısında boyun bükmekten ve secde etmekten kaçındıkları anlatılmakta¸ bir kısmında ise müminler/muhataplar doğrudan secde etmekle emrolunmaktadır. Secde ayetlerinin bu muhtevası göz önünde bulundurulursa¸ bu ayetleri okuyan veya işiten kimsenin secde yapması¸ hem emre itaat etmek hem de secde etmekten kaçınanlara tepki göstermek ve muhalefet etmek anlamına gelmektedir.”
Bardaklarda son çaylarda içildi¸ bardaklar toplandı. Herkes Hulûsi Efendi’yle tek tek görüşerek ayrıldılar.

DİPNOTLAR

1- H. Hulusi Ateş Şeyhzadeoğlu Evrak Arşivi¸ Nr: 0029.
2- Ali İmran¸ 31.
3- H. H. A. Ş. Evrak Arşivi¸ Nr: 00044.
4- Müslim¸ İman 312¸ 189.
5- Buhari¸ Rikâk 51.
6- H. H. A. Ş. Evrak Arşivi¸ Nr: 00489.
7- H. H. A. Ş. Evrak Arşivi¸ Nr: 00225.
8- Buharî¸ Teheccüd 21.
9- Buharî¸ Teheccüd 16.
10- Ebu Dâvud¸ Salât 307¸ (1308).
11- Buharî¸ Teheccüd 12.
12- H. H. A. Ş. Evrak Arşivi¸ Nr: 00442.
13- H. H. A. Ş. Evrak Arşivi¸ Nr: 00183.
14- H. H. A. Ş. Evrak Arşivi¸ Nr: 00500.
15- Müslim¸ “İman”¸ 35.

Sayfayı Paylaş