BİR SELÂMIN KUDRETİ

Somuncu Baba

Selâm esenliktir¸ selâm barıştır. Selâm emniyettir¸ hayır duada yarıştır. Kur'an'ın ifadesiyle[1]; "Allah sana hayırlı uzun ömür versin." diyerek dinî ve dünyevî afetlerden kurtulma niyazıdır. Söze Allah'ın adıyla selâm ism-i şerifiyle başlama tarzıdır. Karşılaşan iki mü'minin Es-selâmüaleyküm: Selâm sizin üzerinize olsun¸ Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun demesi¸ diğerinin de buna aynı manada olmak üzere "aleyküm selâm" (ve aleykümü's-selâm) diye hayır duada bulunmasıdır.

BİR SELÂMIN KUDRETİ


 


Selâm esenliktir¸ selâm barıştır. Selâm emniyettir¸ hayır duada yarıştır. Kur'an'ın ifadesiyle[1]; "Allah sana hayırlı uzun ömür versin." diyerek dinî ve dünyevî afetlerden kurtulma niyazıdır. Söze Allah'ın adıyla selâm ism-i şerifiyle başlama tarzıdır. Karşılaşan iki mü'minin Es-selâmüaleyküm: Selâm sizin üzerinize olsun¸ Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun demesi¸ diğerinin de buna aynı manada olmak üzere "aleyküm selâm" (ve aleykümü's-selâm) diye hayır duada bulunmasıdır.


 


Selâm Hidayet ve Hayat Kaynağıdır


 


Umeyr b. Vehbel-Kureşî; İslâm'a düşmanlığını ispatlamak için Hz. Muhammed'i  (s.a.v.) öldüreceğini söyleyerek yola çıkar. Babası Ümeyye b. Halef ve kardeşi Ali'yi savaşta kaybeden amcasının oğlu Safvân b. Ümeyye ile Kâbe'nin yanında bulaşarak onunla gizlice anlaşır. Buna göre Umeyr¸ oğlu Vehb'in fidyesini ödeme bahanesiyle Medine'ye gidecek ve bir fırsatını bulup Hz. Muhammed'i (s.a.v.) öldürecektir.  Safvân da onun borçlarını karşılayacak ve ailesinin bakımını üstlenecektir. Kılıcına zehir sürüp yola çıkan Umeyr bir sabah vakti Medine'ye ulaşır. Mescide gireceği sırada kendisini gören Hz. Ömer çevredeki sahâbîleri yardıma çağırır; ancak Resûl-i Ekrem müdahale etmemelerini ister ve Umeyr ile konuşmaya ortam hazırlar.


Umeyr b. Vehb el-Kureşî¸ Resûlullah'ı o dönemin âdetine göre¸ "Sabahınız hoş olsun." diyerek selamlar. Bunun üzerine Allah'ın Rasulü (s.a.v.): "Allah bize lutufta bulunarak seninkinden daha hayırlı olan ve cennet ehli tarafından da kullanılan ‘esselâm' sözüyle selâmlaşmayı öğretti." buyurur.[2] Rivayete göre önce gerçek niyetini gizleyen Umeyr¸ Hz. Peygamber'in onun Safvân ile yaptığı anlaşmayı kendisine bildirmesi üzerine Müslüman olur¸ hidayete erer. Ve işte selâm hidayettir…


 


"Allah Rasulü Sana Selâm Gönderdi"


Selâmın kudretini yine Peygamberimizin döneminden şöyle nakledelim:


Hz.  Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatı yaklaşınca¸


– "Ya Rasulallah hırkanı kime verelim?" diye sordular.


– "Veysel Karanî'ye." buyurdu. Hz. Peygamber'in vefatından sonra Ömer ve Ali (r.a.) Kûfe'ye geldiklerinde¸ Ömer (r.a.) hutbe esnasında yüzünü Necd halkına doğru çevirerek¸


– "Ey Necdililer! Ayağa kalkınız." dedi. Onlar da ayağa kalktılar. "Aranızda Karen'den bir kimse var mıdır? diye sordu. "Evet¸ var." dediler. Ve aralarından seçtikleri bir kaç kişiyi Ömer'in huzuruna gönderdiler. Hz. Ömer onlara Veysel'den haber sordu. Onu tanımıyoruz¸ dediler. Bunun üzerine "Bu dini tebliğ eden (Hz. Peygamber a.s.) bana haber vermiştir. Ve O¸ asla boş söz söylemez. Gerçekten onu bilmiyor musunuz?" dedi. O vakit içlerinden biri¸


– "O¸ müminlerin emirinin soruşturmayacağı kadar hakir bir kişidir¸ halktan ayrılarak yalnız yaşamaktadır." dedi. Hz. Ömer¸


– "Şimdi o nerededir? Çünkü bizim aradığımız odur." dedi. Şöyle dediler:


– "Urene vadisindedir. Akşama kadar deve güdüyor¸ elde ettiği ücretle de ekmek alıyor. İnsanların arasına karışmaz¸ kimse ile sohbet etmez¸ halkın yediğini yemez¸ gam ve neşe nedir bilmez¸ halk ağlayınca da¸ o güler."


Sonra Hz. Ömer ile Hz. Ali (r.anhüm) oradan vadiye gittiler. Onu namazda buldular. Develerini otlatsın diye Hak Tealâ bir melek vazifelendirmişti. Veysel Karanî insan geldiğini hissedince namazını kısa kesti. Namazı bitirip selâm verince¸ Hz. Ömer ayağa kalktı¸ selâm verdi¸ o da selâmını aldı. Hz. Ömer¸ "Adın nedir?" "Veysel!" dedi. "Sağ elini göster" dedi. O da gösterdi. Hz. Ömer¸ Peygamber'in bahsettiği nişanı gördü¸ derhal öptü ve "Allah Rasulü sana selâm gönderdi. Ümmetine dua etmeni söyledi" dedi. Veysel¸ "Dua etmeye sen daha ziyade layıksın. Zira yeryüzünde senden aziz bir kimse yoktur." dedi. Hz. Ömer¸ "Bu işi ben de yapıyorum ama Rasululullah'ın vasiyetini yerine getir." dedi. Veysel¸ "Ya Ömer! Dikkatle bak¸ aradığın zat başkası olmasın." dedi. Ömer¸ "Peygamber senin nişanını vermiştir." dedi. Veysel¸ "O halde Hz. Peygamber'in hırkasını bana veriniz ki dua edeyim¸ dilekte bulunayım." dedi.


 


 Hırka Hürmetine


Sonra da onlardan uzakça bir yere gidip bir köşeye çekildi¸ hırkayı bıraktı¸ yüzünü yerin üzerine koydu ve "İlahî¸ bütün ümmet-I Muhammed'I bana bağışlamadığın sürece şu hırkayı giymeyeceğim. Peygamberin bu işi buraya havale etmiştir. Rasul¸ Ömerü'l-Faruk ve Aliyyü'l-Murtaza kendi üzerlerine düşen işi yapmışlardır.Ya Rabbi şimdi iş sana kalmıştır." Diye naz makamında niyazda bulundu. "Şu kadarını sana bağışlamış bulunuyorum hırkayı giy." Diye hatiften bir ses geldi ama o¸ "hepsini isterim" dedi. Böyle diyor ve böyle sesler işitiyordu. Derken Hz. Ömer ve Ali¸ "Veysel'in yanına varalım ne yaptığını görelim" dediler. Veysel bunların geldiklerini görünce bir âh çekerek "Niçin geldiniz? Gelmemiş olsaydınız bütün Muhammed ümmetini Allah benim için bağışlamadıkça hırkayı giymeyecektim." dedi.


Sonra Veysel hırkayı giydi ve "Şu hırkanın yüzsuyu hürmetine Muhammed ümmetinden Râbia ve Mudar kabilelerindeki koyun sürülerinde mevcud olan tüyler adedince kimse bağışlanmıştır." dedi.


 


Can Kulağını Verenlere Pîr Selâmı


Selâmla ilgili yukarıdaki güzel tabloları sizlerle paylaştıktan sonra şimdi de Es-seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin notları arasında yeni rastladığımız birşiirçalışmasından bahsedelim. Kanaatimize göre Hulûsi Efendi Hazrteleri bir Kurban Bayramında mürşidi İhramıcızade İsmail Hakkı Toprak Hazeretlerinin ziyaretine gider. Orda birkaç gün kalır. Ayrılacağı zaman müsaade ister. İhramcızade Hazretleri "İhvanar kadaşlara tek tek selam ederim¸ selâmımı tebliğ et." buyurur. Bu mübarek kelam üzerine oradan ayıralan Hulûsi Efendi Hazretleri Darende'ye gelince bir kutlu emanet olan Pir Selâmını ihvana sunmak için şiir kaleme alır. Şiire şöyle başlar:


 


"Derdinize isterseniz bu gün âcildevâ


İşte ey dostlar bir melek  dostdan size hoş merhabâ


Cümleye bir bir selâm-ı yâr etti o yâri vefâ[3]


(Ey dostlar¸ derdinize deva¸ acil gönül hastalıklarına bir çare istiyorsanız¸ sevgili Allah dostu pirimizden bize merhabalar selâmlar getirdim. Bir vefa örneği göstererek¸ hepinize tek tek selâm eyledi.)


Sonra şiir şöyle devam eder: 


Hastalar muhtâc-ı dehândır devâ isterseniz


Şerhâ şerhâ sîne zahmına şifâ isterseniz


Noktası bin cân değer bir merhabâ isterseniz


Gûş urun men âcize yârin selâmın söylemem


Derd-i câna bin devâşîrîn kelâmın söylemem


 


(Onun mübarek dudaklarından güzel ağzından dökülen kelamlar¸ selâmlar gönülden isteyenler için hastalığa ve ayrılık acısıyla yarılmış olan gönüllere şifadır. Onun bir merhabasına hatta merhaba kelimesinin bir noktasına bin can verilse yeridir. O kadar kıymetlidir. Beni can kulağıyla dinleyenlere onun kutlu selâmını tebliğ ederim¸ başkalarına söylemem. Canlara bin türlü deva sunan mübarek kelamını herkese¸ dikkat kesilmeyenlere söylemem.)


Bir merhabasına bin can verilen kişi mürşid-i kâmildir¸ Allah dostudur.  "Merhaba" kelimesinin Arap harfleriyle yazılışında "Ba" harfinin altında bir tane nokta vardır. Bu arada nokta hakkında şunu da izaha çalışalım.  Kur'an-ı Kerim¸ dolayısıyla Besmele ile "Ba" harfi ile başlar. "Ba" harfinin derecesinin yüksekliği ona nokta verilişi sebebiyledir. O birçok nokta içinden sadece bir nokta almıştır. Bu onun bir sevgiliyle yetinen âşkının eseridir. Himmetinin yüceliğidir.[4]


Mürşid-i kâmil gönül tabibidir. Gönüllere şifa sunan doktordur. Onlar Hz.RasûlulIahın (s.a.v.) varisleridir. Onlardan ilim¸ hikmet ve edeb öğrenmek isteyen her talabe bu edeblere dikkat etmelidir. Allah için önünde diz çökülmeli gereken makama saygı göstermeli¸ kibri bırakıp tevazua sarılmalıdır.


Her mü'min¸ mürşid-i kâmili¸ Allah ve Rasûlü'nün bir emaneti olarak görmelidir. Ona karşı yapacağı hürmetin¸ aslında Allah ve Rasûlü`ne yapılan bir hürmet çeşidi olduğunu bilmelidir.


Mürşidden Alınacak Güzellikler


Kâmil mürşidlerin sadece duasını almak için değil¸ onlarda bulunan güzel ahlakı almak içinde yanlarına gidilmelidir. Hak yolcusu mürşidinde gördüğü edeb¸ zikir¸ taat¸ tevazu¸ hürmet¸ nezaket¸ insan sevgisi¸ sabır¸ kusurları örtmek ve affetmek¸ yumuşaklık¸ ikram ve hizmet ahlakından az da olsa almalıdır. Susuz bir kimsenin tatlı bir su kenarına varıp hiç su almadan geri dönmesi ne kadar acıdır.


Büyük velilerle beraber olan kimseye onlardan muhakkak güzel bir hâl bulaşır. Bu güzel hâller¸ sevgi ve samimiyete göre değişir. Onlarla bulunmaya sabreden kimse¸ kesinlikle bunun bereketini görür. Bunun için samimiyet¸ sabır ve mürşidin sohbetine devam gerekir. Bu konuda Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:


“Salih insanlarla beraber bulunan kimse güzel koku satanla beraber olan kimseye benzer. Güzel koku satan kimse kokusundan ona ikram eder. O hiç bir koku almasa bile¸ onun yanında durduğu sürece ondaki güzel kokuyu teneffüs eder ve koku üzerine siner. Kötülerle bulunmak da körükçü dükkânında oturmak gibidir. Orada bulunan kimse elini hiç kömüre bulaştırmasa bile¸ oradaki pis havadan bir parça üzerine siner.”[5]


Biz şiire dönelim:


Hamdüli'llâh kim huzur-ı Hazretine varmışam


Kapısına baş koyup ol mâh cemâlin görmüşem


Şan-ı dergeh-i hâkine lutf ile yüzler sürmüşem


Gûş olsa da men âcize yârin selâmın söylemem


Derd-i câna bin devâşîrîn kelâmın söylemem


 


(Allah'a hamd olsun ki Pirimin yüce huzuruna varıp¸ bütün tevazuumla yüzümü kapısının eşiğine koyup¸ sohbetine katılıp yüzünü görmüşüm. Beni can kulağıyla dinleyenlere onun kutlu selâmını tebliğ ederim¸ başkalarına söylemem. Canlara bin türlü deva sunan mübarek kelamını herkese¸ dikkat kesilmeyenlere söylemem.)


 


Kapısına lâyık olmadı meğer kurbânlığım


Mahşere dek dinmese şayestedir giryânlığım


Bir iki gün yâr ile var şöyle kim mihmânlığım


Gûş urun men âcize yârin selâmın söylemem


Derd-i câna bin devâşîrîn kelâmın söylemem"


 


(Her ne kadar Kurban bayramında ziyaretine gittiysem de¸ o bir kurban kesti ama beni değil. Canımı onun yoluna kurban etmek isterdim. Bu arzu ile mahşere kadar ağlarım. Ama o sevgilinin yanında bir iki gün kaldım¸ misafiri oldum. Ondan güzel şeyler işittim. Beni can kulağıyla dinleyenlere onun kutlu selâmını tebliğ ederim¸ başkalarına söylemem. Canlara bin türlü deva sunan mübarek kelamını herkese¸ dikkat kesilmeyenlere söylemem.)


 


Selâm Sevgiyi Âleme Yayar


Aslında bu şiir çalışmasını okuyanlardan meseleye can kulağını verenlere de¸ bu selâm bu vesileyle ulaşıyor kanaatindeyim.


 


Es-Seyyid H. Hamidettin Ateş Efendi'nin selâm hakkındaki şu veciz kelamlarıyla yazımızı taçlandıralım:


"Sevgili Peygamberimiz (s.a.v): "Selâmı aranızda yayınız" buyurmakla sevgiyi topluma ve tüm dünyaya yaymamızı emrediyor. Birliği beraberliği¸ kardeşliği¸ sevgiyi bütün insanlık âlemine yayın diyor.


Selâm hem yaşadığımız dünyada hem de ebedi kalacağımız bakî âlemde geçerli bir kelam-ı mukaddestir. Cennet-i a'lada meleklerin inananlara¸ inananların birbirlerine selâm vereceklerini Yüce Kitabımız bizlere şöyle bildirilmektedir. "Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup gurup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: "Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi¸ ebedi kalmak üzere buraya girin." (39/Zümer¸ 73)


Selâm¸ gönüllere muhabbet tohumunu eker¸ gönül kazanmayı sağlar. Selâm insanların atası Hz. Âdem'den (a.s.) günümüze kadar gelmiş güzel bir ameldir. Peygamberler sünnetidir.


Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadislerinde selâm'ın şeklinin AllahuTeâla tarafından Hz. Âdem'e (a.s) öğretildiğini şöyle bildirmektedir. "Allah Teâl⸠Âdem sallallahu aleyhi ve sellem'i yaratınca ona:


– Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır¸ buyurdu. Âdem aleyhi's-selâm meleklere:


– es-Selâmüaleyküm¸ dedi. Melekler:


– es-Selâmüaleyke ve rahmetullâh¸ karşılığını verdiler. Onun selâmına "ve rahmetu'l-lâh"ı ilâve ettiler."


Pirimiz Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri (k.s) Hutbeler adlı eserinin 7. Hutbesinde iman ehlinin vasıflarını sayarken şöyle buyuruyor:


"Selâm veren müminin selâmını güzelce almak ve hastaları yoklamak ve ölmüş olan müminlerin namazlarını kılmak¸ herkese karşı cûd u sehada bulunmak ve küçüklere şefkat¸ büyüklere hürmet etmek ve kendi nefsi için istemediğini mümin kardeşine de istememek¸ herkese kendi gibi bakmak dahi imanın şûbelerinden ve iman ağacının dallarındandır ki¸ ağaç dalsız olmayacağı gibi¸ iman dahi bu güzel sıfat ve hasletsiz olmaz."[6]


 


 






[1] 4/Nisa¸ 86



[2] İbnHişâm¸ II¸ 661-662.



[3] H. Hulûsi Ateş¸ Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı Arşivi¸ 1221. Nolu  Belge.



[4] İsmail Hakkı Bursevi¸ (Haz: Heyet) Ruhul Beyan Tefsiri¸ C.1¸ s. 78¸ Erkam Yay¸ İst¸ 2012.



[5] Buhari¸ Zebaih 31; Müslim¸ Birr¸ 146; Ebu Davud Edeb¸ 16.



[6] H. Hamedettin Ateş Efendi Mektup Arşivinden.

Sayfayı Paylaş