BİR NEFES SIHHAT

Somuncu Baba

"Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Muhibbî (Kanunî Sultan Süleyman)
(Halk arasında devlet kadar itibarlı bir nesne yoktur¸
ama aslında dünyada bir nefeslik
sıhhat gibi saadet ve zenginlik olmaz.)"

Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi


Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi


  Muhibbî (Kanunî Sultan Süleyman)


 


(Halk arasında devlet kadar itibarlı bir nesne yoktur¸ ama aslında dünyada bir nefeslik sıhhat gibi saadet ve zenginlik olmaz.)


 


Osmanlı sultanlarının tahta geçmeden önce¸ daha şehzade iken çok iyi bir eğitim aldıklarını¸ çağlarının gerektirdiği maddî ve mânevî ilimlerin birçoğuna vâkıf olduklarını biliyoruz ve hemen bütün sultanların güzel sanatların en az birinde mâhir olduklarını özellikle de şiir sanatıyla yakından ilgilendiklerine şahit oluyoruz. Birçok sultan bir dîvân oluşturacak kadar şairdir; fakat bunların içinde biri var ki sultanlığı ihtişamında şiirleri ile de meşhur olmuştur: Muhibbî…


Tarihe "Kanunî Sultan Süleyman" namıyla geçmiş¸ Avrupalılar tarafından "Muhteşem Süleyman" sıfatıyla nitelendirilmiş¸ Osmanlı Devleti'ni her bakımdan zirveye tırmandırmış bir padişah… Askerî ve siyasî dehâsı yalnız Türkler arasında kalmamış; dünyaca şöhret bulmuştur. Cihana böyle nam salmış bir sultanın sanata düşkünlüğü¸ bilhassa şiir ve şair sever olması¸ hatta şiir vadisinde benim diyen şairlerle neredeyse atbaşı yarış hâlinde görülmesi herhalde başka hiçbir sultanda¸ padişahta¸ hükümdarda¸ kralda görülen bir meziyet değildir.


Kanunî "Muhibbî" mahlasıyla birçok şairden daha fazla şiir yazmış bir sultandır. Üstelik şiiri sadece bir heves ya da geçici bir uğraş gibi görmemiş; şiirin âhengi¸ felsefesi¸ tekniği¸ estetiği üzerine kafa yormuş¸ fikirler serdetmiş bir şairdir.


Şi'r bünyâdına el urdun ise muhkem kıl


Sonradan deme kim za'f üzre imiş bu temelim


(Eğer şiir binasını yapmak gibi bir yola koyuldun ise temelini sağlam tut; başarılı olamazsan sonradan¸ temelim zayıfmış deyip hayıflanma.)


Bu ifadeler daha önceki bir yazımızda Fuzûlî ile ilgili bir beyiti açıklarken Fuzûlî'den iktibas ettiğimiz "İlimsiz şiir esası (temeli) yok duvar gibi olur ve esassız duvar gayette bî-itibar olur."  görüşüne ne kadar da benzemektedir. Demek ki Muhibbî de şiiri dikkate alan¸ şiirin kaygısını taşıyan bir şairdir.  Zaten 46 yıllık sultanlığı döneminde şairlere iltifat etmesi¸ onlara kol kanat olması da bunun göstergesi değil midir? Hâsılı Muhibbî¸ çağının iyi hükümdarı olması yanında iyi de bir şairidir. Divanında çok sayıda berceste mısralara¸ hikmetli beyitlere rastlamak mümkündür.


Yukarıya aldığımız beyit¸ Türk milletince bir atasözü gibi kabul görmüş; yüzyıllardır kulaktan kulağa dolaşmıştır; çünkü Muhibbî bu beyitte çağına göre sade¸ fakat hikmetli¸ sehl-i mümteni denecek şekilde bir başarı göstermiştir. Eski edebiyat kitaplarında insanları kendine hayran bırakacak bu türde söyleyişler için icaz terimini kullanıyorlar ki bize göre bu söyleyiş de bir icaz kabul edilebilir.


Peki¸ ne diyor Muhibbî bu mısralarında? "Halkın arasında devlet sahibi olmak kadar itibarlı bir şey daha yoktur; hâlbuki gerçekte dünyada sıhhatli yaşamak kadar büyük devlet yoktur."


Beyitte devlet kelimesi iki defa geçiyor; bu kelime birinci mısrada makam¸ mevki¸ zenginlik; ikinci mısrada talih¸ baht¸ mutluluk¸ saadet anlamlarındadır.


Hastalık da¸ sağlık da Allah vergisidir. Ve her ikisi de insan için imtihan vesilesidir. Sağlığa şükür¸ hastalığa sabır gerekir; fakat çoğumuz buna riayet etmeyiz. Şairin de şikâyet ettiği budur. Muhibbî¸ sağlığınız varsa buna şükredin¸ zira en büyük mutluluk da zenginlik de sıhhatli olmaktır diyor. Gerçekten de insan için sağlıklı olmak kadar büyük bir nimet yoktur. Bu nimeti çoğumuz ancak kaybedince anlayabiliyoruz. Değil mi ki birçok şeyin değeri kaybedince anlaşılıyor. İnsanların hayırlısı ve en iyi bileni/bildirileni Peygamberimiz (s.a.v.)  ne güzel buyurur: "Beş şeyin kadrini¸ beş şeyden önce bil: Yaşlanmadan önce gençliğinin; hastalanmadan önce sağlığının; fakirleşmeden önce mâlî imkânlarının; meşgalelere müptelâ olmadan eli boşluğunun ve ölmeden önce hayatının."


Kanunî Sultan Süleyman gibi bir padişahın -yaşadığı müddetçe makam¸ mevki bakımından en yüksek merhalede bulunan bir insanın- iktidarda olmanın¸ saltanatın¸ zenginliğin aslında kısa bir zaman da olsa sağlıklı yaşamaktan daha üstün olamayacağını söylemesi aslında maddî imkânlardan yoksun fakat sağlığı olan insanlara büyük bir ibret¸ güzel bir nasihattir. Genellikle fakir insanın gözünde saadet¸ maddî anlamda zenginlikten ibarettir; fakat bunun gerçekle ilgisi olmadığını birçok örnekle zaten görüyoruz¸ ama bunlardan ders alamıyoruz çoğu zaman. Etrafımıza dikkatle baktığımızda birçok zengin insanın en azından ruhsal anlamda sıkıntı çektiğine şahit oluruz. Üstelik iyi düşünülürse maddî zenginliğin iki dünya için de pek kolay bir imtihan olmadığını anlarız.


Bir hikâye: Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korktuğu için şöyle bir vasiyette bulunmuş; kabre konulduğumun ilk gecesi kabre girerek sabaha kadar kim beni beklerse servetimin yarısı ona verile… Gün gelip zengin adam vefat edince vasiyet gereği kabre girecek bir diri aramışlar.  Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal¸ benim sadece bir ipim var¸ kaybedecek bir şeyim yok; sabaha kadar durursam zengin de olurum¸ diye düşünerek vazifeyi üstlenmiş. Hamalı vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü¸ bir canlı var. Hikâye bu ya¸ "Nasıl olsa bu ölü elimizde… Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya almışlar.


-O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?… Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş¸ adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış.


– Tamam¸ servetin yarısı senin¸ demişler.


– Aman¸ demiş hamal¸ istemem¸ kalsın. Ben¸ sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?


Demek ki dünyada âfiyet ve huzurdan daha üstün bir zenginlik aramamak gerekiyor. Sağlıcakla efendim…

Sayfayı Paylaş