BAKANLAR VE GÖRENLERİN GÖZÜYLE HULÛSİ EFENDİ(K.S)

Somuncu Baba

“Bakmak” ve “görmek” aynı şey değildir. Bakmak; insanların ve gözü olan diğer canlıların ortak özelliğidir. Ama görmek; sadece insanlara özgü bir erdemdir.

“Bakmak” ve “görmek” aynı şey değildir. Bakmak; insanların ve gözü olan diğer canlıların ortak özelliğidir. Ama görmek; sadece insanlara özgü bir erdemdir. Bakmak için göz lazımdır ama görmek için de akıl ve gönül gereklidir. Gözü olan herkes bakabilir¸ ama bunların¸ belki de yüzde biri görebilmektedir.
Baktığı halde göremeyenler nasipsizler¸ eşyadaki hakikatin sırrına eremezler. Hakiki görmenin sırrı¸ hakikati görmekten geçer. Hakkı göremeyene‘gör’meyi bilenler gönül gözünün açılmasının yolunu gösterirler. Hakiki görmeyi bilenler iki göz ile yetinmezler. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Dîvân’ındaki bir beytinde şöyle buyurur:
Başka yerden bir göz aç ki göresin sevdiğini
Bakıp ol sâf cemâle mest ü hayrân olagör
‘Bilinen iki gözden başka¸ gönül gözünü aç ki sevgilinin yüzünü görebilesin. O nazarla bakışın seni hayranlık içerisinde o saf güzelliği mest bir şekilde seyretmeye müyesser kılacaktır.’ Bütün sırlara vakıf olmanın yolunu tarif eden Hazretin sözlerine kulak verip yine Dîvân’dan iki beyit okuyalım:
Bu Hulûsî’nin dinle sözünü
Cehd eyleyip gör dîdâr yüzünü

Görmeğe anı aç cân gözünü
Vâkıf ol cümle esrâra gönlüm
Göz İse Ancak Sevgiliyi Görene Denir
Mevlânâ Celaleddin Rûmi bakalım bu konuda ne diyor¸ görmeyi nasıl tarif ediyor:
‘‘İki parmağının ucunu iki gözüne koy¸ bir şey görebilir misin dünyadan…
Görememek ayıbı¸ gösterememek kusuru uğursuz nefsin parmağına ait işte… Parmağını gözünden kaldır ilkin¸ sonra gör dilediğini böyle…Göz ise ancak Sevgiliyi görene denir…’’
Ne güzel söyletmiş Hakkı bilen gözlere görmeyi….
Sevgiliyi görmek¸ kat kat perdeleri açmak¸ her şeyi hakiki veçhesiyle temaşa eylemek. Ve gözdeki ‘yük’ü kaldırıp gönlü agâh eylemek… Zulmü ve karanlığı nura çevirirken kendinden öte yolculukta ‘öte’leri izlemek… Bir çiçeğin nazenin yaprağından nûrani parlaklığı seyretmektir bakarken görmek. Yüreğimizdeki ilahi sevginin tezahüründen hakiki sevgiliyi sezer görebilenler bakınca. O’nun sırrı inceden inceye güzelliği fısıldar duyan kulaklara¸ şah damarından da yakınca.
Bir Hikâye
Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu kendi kendine sormaya başlar. Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmez ve başkalarına sormaya karar verir… Ama aldığı cevaplar da ona yetmez. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı der.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar verir… Köy¸ kasaba¸ ülke dolaştığı bu arada zaman da durmaz tabi ki.
Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona:
– “Şu karşıki dağları görüyor musun¸ orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git¸ belki o sana aradığın cevabı verebilir. “ derler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşır adam. Kapıdan içeri girer ve bilgeye “Hayatın anlamının ne olduğunu” sorar… Bilge; sana bunun cevabını söylerim ama önce bir imtihandan geçmen gerekiyor¸ der… Adam kabul eder… Bilge bir kaşık verir adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurur. “Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel… Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin¸ eğer bir damla eksilirse kaybedersin.”der. Adam gözü kaşıkta bahçeyi turlayıp gelir. Bilge bakar: “Evet der kaşıkta yağ eksilmemiş¸ peki bahçe nasıldı?”
Adam şaşkındır… Ama der¸ ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki… “Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun yağ dolu kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel¸” der Bilge… Adam tekrar bahçeye çıkar¸ muhteşem bir bahçede gördüğü güzellikler karşısında hayran hayran etrafı seyreder. Geri geldiğinde bilge¸ adama “Bahçe nasıldı” diye sorar… Adam gördüğü güzellikler karşısında çok etkilendiğini anlatır.
Bilge gülümser¸ ama kaşıkta hiç yağ kalmadığını görünce şunları söyler:
-Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider¸ sen farkına varmazsın… Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın¸ akıp giden zamanın anlam kazanır. Kaşıktaki yağı dökmeden etrafındaki güzellikleri fark edebilirsen en güzelidir… Kaşıktaki yağı dökmeyeyim diye etraftaki güzelliğe bakmamak ise körlüktür…
“Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli” Yani nasıl bakarsak¸ nasıl görürsek ya da nasıl görmek istersek hayat öyle anlam kazanıyor. Bakmak değil ama belki görmek istediğimizle. Sevgiyi¸ sevdayı¸ dostluğu¸ anlayışı ve daha çoğunu sayamadığımız belki de fark etmediğimiz güzellikleri gördüğümüzde anlam kazanıyor hayat. Oysa görmek istememek¸ ya da hayata at gözlükleriyle bakmak kaşıktaki zeytinyağını dökmemek gibi bir şey.
Biz bu yazımızın başlığına “Bakanların ve Görenlerin Gözüyle Hulûsi Efendi” dedik. Aslında “Bakan”dan kastımız; Türk siyasi hayatında bakanlık yapmış önemli ve mümtaz şahsiyetlerin Efendi Hazretlerini evinde ziyaret ettikten sonra kütüphanesindeki “Ziyaretçi Özel Defterine” yazdıkları gördüklerini ve yaşadıklarını anlatan ifadelere yer vermek içindi. Söz döndü dolaştı iki ayrı kavramı açıklayarak buraya geldi.
Bakanlık koltuğunda oturan irfanî pencereden bakmayı bilenler görebilen bir istidadın da sahibidirler. Onların bakmanın ilerisindeki gördükleri ve ziyaretçi defterine yazdıkları bizim için önemlidir.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ sosyal yönü çok gelişmiş bir insandı; yapmış olduğu hizmetler gerek millet tarafından gerekse devlet tarafından takdirle karşılanmıştır. Eğitime katkılarından dolayı Malatya’yı temsilen 30 Ekim 1984 tarihinde Ankara’da düzenlenen Eğitim Hayırseverleri toplantısına iştirak etmiştir. Zamanın Millî Eğitim Bakanı M. Vehbi Dinçerler tarafından kendisine şükran plaketi takdim edilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Köş­künde zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile de görüşmüştür.
Bir sevgi ve hoşgörü sembolü olan Hulûsi Efendi herkes tarafından sevi­len ve hürmet edilen mümtaz şahsiyetlerdendir. Partiler üstü bir görüş sahibi olması bakımından kapısı ve gönlü herkese açık olmuştur. Onun içindir ki devlet rica­lin­den ve siyasî parti başkanlarından¸ bakanlardan¸ milletvekillerinden birçok insan çeşitli tarihlerde ziyaretine gelmiş sohbet ve tavsiyelerinden istifade etmiş­ler­dir.
Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı Ziyaretçi Özel Defterinden
Rahmet-i rahmana kavuşanları rahmetle¸ hayatta bulunanları saygıyla andıktan sonra¸ şimdi “Bakanların” “Görüşlerini” arz edelim:
“Muhterem Hoca Hulûsi Ateş Beyefendi­yi tanımaktan son derece mem­nun ve mutlu oldum.
Bizlere olan fevkalade misafirperverli­ğini ve geleneklerimize göre kurulan sofra­larda yediğimiz yemek bizler için unutul­maz bir hatıra olarak kalacaktır.
Kendilerinin örnek hayatla­rından¸ milletimize dinimize ve kültürü­müze olan hizmetlerinden dolayı şükranlarımı arz ederim. Saygılarımla. 15 Şubat 1986”
Veysel ATASOY / Ulaştırma Bakanı
“Muhterem Hulûsi Efendi Hocamızın bu güzel kütüphanesi¸ Türk İslâm kültürünün eşsiz eserleri ile dolu¸ Türk milli eğitimine çok büyük yardım­larda bulunan Hulûsi Hocamıza teşekkür borçluyuz. Nasıl yardım­larıyla Endüstri Mes­lek Lisesi¸ İmam Hatip Lisesi ve diğer birçok müesse­seler yapıldıy­sa¸ inşallah İlahiyat Fakültesi de kurula­caktır.
Muhterem Hocamıza tekrar şükranla­rımı sunar¸ dualarını esirgememesi dileğiyle uzun ömürler niyaz ederim. Hürmetlerimle. 19 Kasım 1988”
Hasan Celal GÜZEL / Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı
“Muhterem Gönül Dostumuz¸
Hulûsi Efendi¸ sevgi¸ hoşgörü ve yar­dımseverliğin¸ edebin ve maneviya­tın asrı­mız­da sönmez bir meşalesi ve sembo­lüdür.
Kendisine uzun ömürler¸ sağlıklar diliyorum. Yardım ve hizmetlerinin daim olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Sevgi ve Saygılar.”
Mehmet YAZAR /Devlet Bakanı
“Muhterem Hulûsi Efendi Hocamızın bu güzel kütüphanesi¸ eşsiz eserlerle dolu. İnsana büyük huzur veriyor.
Somuncu Baba Hazretleri Külliyesini ziyaret etmekten büyük mutluluk duydum.
Hacı Hulûsi Beyi ziyaret edip¸ sohbet etmekten büyük bir memnuniyet duyduk.
Yirminci asrın filozofu olarak tanınan Sayın Hulûsi Beye uzun ömürler diler¸ sevgiler sunarım.”
Işın ÇELEBİ / Devlet Bakanı
“Şahsiyetine¸ ilmine vukufiyetine saygı duyduğum değerli hocamız Hacı Osman Hulûsi Ateş’in kaybın­dan duyduğumuz acı ve üzüntü sonsuzdur.
Kendisi¸ Milletine¸ Devletine ve Yüce İslâm’a örnek olacak büyük hizmetlerde bulunmuştur.
Tek tesellimiz yerini doldurmaya aday olan değerli bir evlat yetiştirmiş bulun­masıdır. Ateş Hocanın (hatırası) dai­ma kalplerimizde yaşayacaktır. Cenabı Allah’ın rahmeti üzerine olsun. 4.7.1990”
Metin EMİROĞLU / Milli Eğitim e. Bakanı
“Bugün bir odada bu satırları yazarken bir an için kendimi daha önce yine bu odada merhum Hacı Hulûsi Hocamızı ziya­ret eder gibi hissettim. Hacı Hulûsi Hocanın kay­bı telafi edilemez ama bu mekanda kendisini tanı­yan­lar onun varlığını geride bırak­tığı eserlerden kuvvetle hissetmek­tedirler.
Değerli insan bu dünyada bulunduğu sürede boş durmadı. Çok sayıda eser verdi ve günümüzün değerli kişilerini yetiştirdi ve irşad etti. Onun hayat tarzı¸ insanlara karşı muamelesi fazilet sahibi kişiler için bir kılavuz olmakta devam edecektir.
Rahmetliye Yüce Allah’tan rahim sıfa­tıy­­la ahirette ve ebedî hayatta mevki ver­mesini diler¸ bizlerin de bir nebze bu büyük insanın hayatından örnek alarak bu dünyada gidişimizi düzenle­memiz gerektiğini hisseder¸ geride kalanlara sabır tavsiye ederiz. 20 Temmuz 1990”
Yusuf Bozkurt ÖZAL – Galip DEMİREL
Aslen Malatyalı olan¸ 1983 yılında yeni bir parti kuran Turgut Özal Bey¸ ilk ziyaretini Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’ye yapmıştır. Görüşlerini ve hayır duaların talep etmiştir. Zaman zaman bu görüşmeler hizmete yönelik olarak karşılıklı ziyaretler halinde devam etmiştir.
1989 yılında Hulûsi Efendi ile bir telefon görüşmesi yapan Turgut Özal’a Hulûsi Efendi şöyle bir müjde verir: “İnşallah memleketimizin Reis-i Cumhuru (Cumhurbaşkanı) siz olacaksınız.” Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da devamlı irtibat hâlinde bulunur. Hatta Osman Hulûsi Efendi’nin 1990 yılında İstanbul İnternational Hospital’da tedavi gördüğü zamanlarda¸ bizzat telefon eder veya kendi özel doktoru Cengiz Beyi belli aralıklarla muayene ve kontrol için Efendi’ye gönderir¸ sağlık durumu hakkında bilgiler alır.
14 Haziran 1990’da Osman Hulûsi Efendi’nin vefatında Cumhurbaşkanı Turgut Özal¸ Osman Hulûsi Efendi’nin mahdumu H. Hamideddin Ateş’e taziye telgrafı göndermiştir.
Darende’ye olan yakın alakası hiç eksilmeyen Turgut Özal 28 Haziran 1992 tarihinde düzenlenen sempozyuma davetine binaen yine bir telgraf göndermiştir. Telgraf metnini vererek yazımızı bitirelim:
28 Haziran 1992
Sayın H. Hamideddin Ateş
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı
Büyük mutasavvıf¸ Allah ve insan sevgisinin mümtaz simalarından Somuncu Baba ve Osman Hulûsi Efendi adına düzenlenen sempozyuma vaki davetinize teşekkür ederim.
Aydın kişilikleriyle Anadolu insanını birlik¸ beraberlik ve dostluğa çağıran ve fazilet olgusunun ustalarını bu vesileyle bir kez daha rahmetle anıyorum.
İnsanların birbirlerine hoşgörü ile bakıp¸ Allah ve insan sevgisini temel alan Somuncu Baba ve Osman Hulusi Efendi’nin dost ve sıcak seslerinin duyulmasına aracı olan vakfınız mensuplarına¸ seçkin konuklarınız ile değerli konuşmacılara¸ Darendeli hemşehrilerime en iyi dileklerimi ve sevgilerimi iletirim.
Turgut ÖZAL / Cumhurbaşkanı

Sayfayı Paylaş