BABANIN DİLİNDEN

Somuncu Baba

Yaşadığı topluma faydalı hizmetlerde bulunan Hulûsi Efendi (k.s) aynı zamanda iyi bir aile reisi örnek bir baba idi.

Yaşadığı topluma faydalı hizmetlerde bulunan Hulûsi Efendi (k.s) aynı zamanda iyi bir aile reisi örnek bir baba idi. Zamanının büyük bir bölümünü hayır hizmetlerine ayırdığı için bazı zaman şehir dışına seyahatlere çıkıyordu. Evde bulunduğu zamanlarda akşamları sık sık çocuklarını etrafına topluyor¸ onlarla ilgileniyor¸ sorularını cevaplıyor¸ derslerine yardımcı oluyordu.
Küçük kızı Aişe Hanım ilkokul 5. sınıfa gidiyordu. O gün öğretmen herkes babasının mesleğiyle alâkalı bilgileri öğrenerek gelmesini istemişti. Aişe Hanım¸ babası Hulûsi Efendiye;
-Babacığım siz imamlık yapıyorsunuz. İmamın vazifeleri nelerdir?Siz söyleyin ben yazayım dedi. O da cevapladı¸ yaz kızım dedi.
İmamın Vazifeleri:
1- Beş vakit namazı vaktinde kıldırmak¸ camiyi açıp kapatmak.
2- Cuma ve bayram namazlarını kıldırmak¸ hutbeyi okumak.
3- Hazırlanan cenaze namazını kıldırmak.
4- İsteyene Kur'an kursu özel talimatına göre isteyenlere Kur'an öğretmek.
5- Ramazan ve mübarek günlerde cemaate Kur'an okuyup¸ gereken bilgiyi vermektir.
Aişe hanım çok memnun olmdu¸ babasının söylediklerini defterine yazdı. Bu defa lise 1. sınıfa giden oğlu Ahmet Şemsettin Efendi¸ ertesi günkü sınav için ders çalışıyordu. Din dersinde anlatılan aile mefhumunu bir de babasının dilinden dinlemek istedi. Biraz utangaç bir tavırla;
-Efendi baba¸ aile terbiyesinin önemini siz bizzat yaşayarak bize öğretiyorsunuz zaten. Yarınki sözlü sınavda kolaylık sağlaması açısından anlatırsanız çok faydası olur dedi. Hulusi Efendi bir baba şefkatiyle anlatmaya başladı:
Aile Milletin Temelidir
Milletlerin temeli ailelere dayanmaktadır.
Aile: Anne¸ baba¸ çocuk¸ büyükanne ve büyükbabadan teşkil olan en küçük insan topluluğudur. Milletlerin temeli aileye dayanmaktadır.
Bu ailelerin bir araya gelmesinden köyler¸ nahiyeler kasabalar ve şehirler meydana gelir.
Müslümanlık nazarında çocuklar dünyanın en güzel¸ en hayırlı varlığıdır. Evin bereketidir. Cennet kokularından bir koku ve Allah'ın bir hediyesidir. Allah'ın ihsan eylediği bu hediyeye karşı şükretmek ana ile babaya düşen bir vazifedir¸ bir borçtur.
Her baba ve ana bundan mes'uldür. Bu mes'uliyetten kurtulabilmek için¸ Allah'ın ihsan eylediği bu hediyeyi tertemiz muhafaza etmek¸ arızasız büyütmek¸ bunlara dinini¸ dünyasını öğretmek¸ Allah'ını¸ kitabını belletmek¸ dünya ve ahirette mes'ül olacak bir şekilde hazırlamak lazımdır. Çocukların terbiyesini ihmal eden onlara bakmayan babalar ve analar hem Allah yanında hem cemiyet nazarında suçludur.
Çocukların¸ cemiyete faydalı veyahut zararlı bir uzuv olarak yetişmelerinde başlıca âmil ana ile babadır. Çünkü çocuk¸ içtimai¸ sıhhi¸ ahlâkî bir çok hastalıkları ana ile babadan miras alır.
Bir çocuğun ailesine¸ ulusuna hayırlı veya hayırsız bir eleman olması her şeyden evvel aldığı terbiyeye bağlıdır. Bunun içindir ki¸ Peygamberimiz Efendimiz: “Çocuklarınıza ikram ediniz¸ iyi bakınız¸ terbiyelerine çok dikkat ediniz¸ onları güzel terbiye ediniz¸ onlara muhtaç oldukları şeyleri öğretiniz; yüzücülük¸ atıcılık gibi hayati idmanları belletiniz¸ onları helâl rızk ile besleyiniz.” buyurmuştur.
Tahsil ve terbiyesine dikkat ve ihtimam olunan bir evlat hem ailesinin şerefini yükseltir¸ hem de ulusunun kuvvetini artırır. Terbiyesi noksan olan bir evlat hem kendi namını kirletir¸ hem ailesinin yüzünü karartır¸ hem de beşeriyetin başına bir bela kesilir.”
Sözü tam buraya gelmişti ki¸ hanımı Hacı Naciye Hanım;
-Efendi¸ çocuklarla güzel sohbet ediyorsun. Yavruların sıkıntılarını daha çok çeken annelerdir. Siz evde bulunmadığınız zaman çocuklara babalarının yokluğunu aratmayacak derecede ilgileniyorum. Peki anneler için müjdeler yok mudur?
Hulûsi Efendi tebessüm etti¸ Naciye hanımın sorusunu cevapladı¸ onun da gönlüne huzur gülleri serpti.
“Çocuklarımıza güzel bir İslâm terbiyesi vermekle sadece onların istikbalini¸ istikbaldeki saadetlerini hazırlamış ve milletimizin kuvvetine yardım etmiş olmakla beraber¸ ahiretimiz için de büyük bir hazırlık yapıyoruz demektir. Dünyada iken çocuklarımızı güzel bir şekilde terbiye etmek¸ onlara müslümanlığını belletmek¸ dünyası için lazım olanları öğretmek¸ kendi ahiretimizi mamur etmek demektir. Peygamberimiz (s.a.v) ne buyuruyor: “Hangi bir ana evinde oturur ve çocuklarının terbiyesi ile uğraşırsa o ana cennette benimle beraberdir.” Ne mutlu böyle analara! Ne mutlu sana.”
Oğlu¸ Hamidettin Efendi orta 3. sınıfa gidiyordu¸ onun da bazı ders notlarına ve bilgilere ihtiyacı vardı. Bu soruların cevabını en iyi babası verirdi. Hamidettin Efendi ders kitabındaki çalışma sorularını sordukça cevaplarını birer birer almaya başlamıştı.
Efendim¸ “Devletlerin idare şekli” nasıldır diye bir soru vardır. Bunu nasıl cevaplamak gerekir:
Bayrak Sevgisi
Hazret önce devletin önemine işaret ederek¸ İhramıcazâde pir efendimiz¸ bir sohbetlerinde; “Benim bayrağım gibi bayrak¸ benim devletim gibi devlet yoktur.” buyurmuşlardır¸ dedi. Sonra soruyu izah etti:
Dünya üzerindeki devletlerde üç çeşit idare şekli vardır.
1- Mutlakiyet¸
2- Meşrutiyet¸
3- Cumhuriyet; bunun ismine demokrasi de denir.
1- Mutlakiyet: Bu idare şekli mutlak bir idaredir¸ yani bir kral yalnız başına memleketi idare eder.
2- Meşrutiyet: Bu idare şekli ise kralın yanında milletin seçtiği meclis bulunur. İran'da İngiltere'de olduğu gibi.
3- Cumhuriyet: Milletin seçtiği mebuslar devleti idare eder. Buna milletin kendi kendini idaresi denir. Yurdumuz cumhuriyetle idare edilir.
Hamidettin Efendi bir yandan defterine bu anlatılanları yazarken¸ Hulusi Efendi'de kendi el yazısıyla Osmanlıca olarak kendi not defterine bu satırları kaydediyordu.
Gözünün nûru oğlu¸ ikinci bir soru daha sordu.
“Yurdumuzun İdari Taksimatı nasıldır?”
Hulusi Efendi şöyle cevapladı: Yurdumuzda kırk binden fazla köy vardır. Köyleri muhtar idare eder. İkibine yakın nahiye merkezleri vardır. Nahiyelerin en büyük idari amiri Nahiye Müdürü'dür. 475 tane kaza vardır. Kazaları da kaymakam idare eder. Kazalar vilayetlere bağlıdır. Vilayetin en büyük âmiri validir. Yurdumuzda 67 tane vilayet vardır. Bu vilayetler başşehrimiz Ankara'ya bağlıdır.
Ders kitabındaki sorular aynı zamanda yaşanılan devrin durumunu satırlara kaydedilmesini sağlıyordu. Hamidettin Efendi üçüncü soruyu da sordu;
“Efendim¸ Türkiye Büyük Millet Meclisi ne gibi görevler yapar?”
Bir baba olarak¸ şefkat ve merhametle yavrularının merakını gideriyordu:
“Yurdumuzda dört yılda bir serbest seçim yapılarak milleti temsil edecek milletvekilleri seçilir. Bunlar Ankara'da Büyük Millet Meclisi binasında toplanırlar.
Bu meclis iki gruptan ibarettir. Senator ve Milletvekili. Toplam; 175 senator 450 tane milletvekili vardır. Büyük Millet Meclisi aralarından bir Reis-i Cumhur seçer. Bu seçim 7 senede bir yapılır. Seçilen Reis-i Cumhur milletvekilleri arasıdan bir Başbakan seçer. Başbakan kendisi ile çalışacak bakanları seçer. Çalışma programını hazırlar¸ meclise sunar. Meclis bunu kabul ederse hükümet kurulmuş olur.
Hükümetimiz bir Başbakan ve 23 tane bakandan meydana gelir. Diyanet İşleri Başkanlığı Devlet Bakanlığına bağlıdır.
Kanun yapma yetkisi¸ Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Burdan çıkartılan kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Aksi takdirde Anayasa mahkemesi bu kanunları iptal eder.”
O akşam evlatlarının derslerine yardımcı olan Hulûsi Efendi¸ onlarla çok güzel saatler geçirmişti. Örnek bir baba olarak hem derslerine yardımcı olmuş¸ hem de aile birliği içerisinde evlatlarının yetişmesi için çaba göstermişti.
Babanın Dilinden Öğütler
Sohbetini şu şekilde devam ettirdi. Sevgili Peygamberimiz: “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir miras bırakamaz” buyurmaktadır. Babanın evladına nasihatı çok mühimdir. Dinimizin emri olan bu güzellik edebiyatımızda da çok yer almıştır. Eserlerini severek okuduğum Urfalı şair Nabi¸ Hayriye adlı öğüt kitabının yazılış sebebini açıklarken evladına da hususi şu tembihlerde bulunmuştur:
“Ey isteklerimin sevinç artıran çerağı! Ey Aziz ve Celil olan Allah'ın bağışı oğul! Çok şükür soyun yücedir ve baban ile ataların da ilim ile yükselmişlerdir. Ey Allah'ın yarattığı! Soy itibariyle soylusun. Soylu kişiler de elbette hata etmezler. Bendeki özelliklerin ve şahsî erdemlerin hepsi sende aynıyla mevcud. Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok şükür ben de o bakımdan zararda değilim. Bunlardan biri güzel yaratılışının korkusudur. Edebe dair alâmetler ise sende yaratılıştan mevcut… Başın bunaldığı zaman imdada çağırsan Allah'ın bir feyzi olarak o sana erişir. Sendeki kabiliyet özel çalışmaya gerek bırakmaz. Allah seni daima mesut etsin ve tabiî bir hayat üzerinde ömrünü sürdürsün. Lâkin babanın bu söyledikleri de evlâdına fazladan bir tesirde bulunsun. Kulaklarına bir küpe olsun diye ve sana akıllıca bir sermaye olması için…
Bir nasihat manzumesi yazdım ki gönül gözümü sevdirsin. Kaleme nazım elbisesini giydirince adını da Hayrî-Nâme koydum. Bunlar sayesinde yücelik eliyle canını koruyasın ve gönle rağbet ederek kaba kuvveti bağlayasın!
Ey babasının canı! İstediğim¸ bunların her zaman kulağında küpe olmasıdır. Dilerim ki bunu¸ canından da nazik tutasın ve bir an bile aklından çıkarmayasın! Bunun feyzi mahşer gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni hem de başkalarını kuşatsın. Ta ki bu manevî gıda sofrası açılsın. Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin ve “Babamın yadigârıdır” diye anasın. Böylece ben ölünce lûtfunla ruhumu şad edesin ve bir duâ ile beni daima hatırlayasın.”
Şeyh Sâdî'de Gülistan adlı eserinde çocuklarına şöyle seslenir:
“Canım Çocuklarım! Hüner öğreniniz çünkü dünyaya güven olmaz ve mevki şehrin kapısından dışarı çıkmaz. Para pul ise¸ saldırıya uğrar¸ ya hırsız götürür yahut sahibi azar azar yeri bitirir. Ama hüner akan çeşme gibidir¸ yaşayan bir devlettir. Hüner sahibi nereye gitse itibar görür¸ baş tacı edilir. Hünersiz kişi gittiği her yerde dilenmeye mecbur olur¸ sıkıntı çeker.”
O gün Perşembe akşamıydı. Cuma gününün hutbesini hazırlayan hazret¸ konunun bütünlüğüyle mütenasip olarak¸ çocuklarına şöyle buyurdu:
Cenab-ı Allah bir kudsi hadisinde Hazreti Musa Aleyhisselam'a hitap edip buyurmuşlar ki:
“Ey Peygamberim! Evvel nefsine tatbik et. Nefsin onu kabul ederse o nasihati halka da bildir. Yoksa kendin işlemediğin bir şeyle halka öğüt verirken benden utan.”
Hz. Ali’den Hz. Hasan’a Ha Bana Ha Sana
Yarın Cuma hutbesinde okumak üzere¸ Hz. Ali Efendimizin Hz. Hasan (r.a) Efendimize öğütlerini hazırlamıştım. Şimdi ben kendi evlatlarıma¸ sizlere bunu bir okuyayım da yarın cemaatin huzuruna öyle çıkayım.
Sonra hutbeyi okudu:
Hazreti Ali keremallahu veche hazretlerinin mahdumu mükerremleri İmam Hasan (r.a) hazretlerine nasihati şöyledir:
“Oğlum !
Senin başka kimseler hakkında yapacağın muamelelerde ölçün kendin olsun¸ kendine yapılmasını istemediğin muameleyi başkalarına yapma. Sana zulüm edilmesini istemediğin gibi sen de kimseye zulüm etme¸ sen kendine iyilik edilmesini istediğin gibi sen de başkalarına iyilik et. Herşeyi¸ daima kendine kıyas eyle; kendi hakkında söylenmesini istemediğin sözleri¸ başkaları hakkında da söyleme. Ve sen başkalarına nasıl muamele ediyorsan başkaları da sana öyle muamele ettikleri vakit¸ evvela razı ol; ondan fazlasına ve ondan başkalarını isteme.
Bildiğin az da olsa bilmediğini söyleyerek sözünü uzatmaktan çekin. Bil ki önünde uzun bir yol vardır. Yol azığı gerek ise de sırtına lüzumundan fazlasını yüklenme. Bu yolda sırt hafif gerek:
Eğer bir yoksul senin bu azığını lüzumunda sana vermek için taşımak isterse bunu fırsat bil. Senin sıkıntı vaktinde¸ sana ödenmek için zengin bulunduğun zaman senden borç istenilmesini ganimet say. Bil ki göklerin ve yerin hazineleri elinde bulunan zat kendisine duâ etmek için sana izin vermiş ve Duâyı kabul buyuracağını va'd eylemiş ve seninle kendi arasına bir perdedar koymamıştır.
Bu zat günah işlediği vakit tevbe kapılarını açmış ve sana rahmet yağmurlarını saçmıştır. Günahtan arınmayı bir sevap kılmış olduğu gibi bir günaha bir ceza yazmış ve bir sevap karşılığında on mükafat ihsan buyurmuştur. Bil ki gece ve gündüz gibi yol alan bir bineğe binmiş olanların kendileri dursalar da yolculukları durmaz. Bunlar otursalar da yol almaktan geri kalmazlar¸ bu binek onları götürür durur.
Seni¸ Allah hür yaratmışken¸ sakın kula kul olma¸ âdi yollar ve vasıtalarla elde edilen hayırda hayır yoktur.
Kendini âdilikten uzak tut¸ bunlarla elde edeceğin hiçbir menfaat yoktur ki; o senin kendini küçültmene mukabil olsun¸ kendini tamaha kaptırma Allah ile senin arana başka bir nimet sahibi sokmamak¸ elinden gelirse sokma.
Susmakla kaçırmış olduğun herhangi bir fırsatı telafi etmek¸ çok söylemekle uğradığın cezayı üzerinden atmaktan kolaydır. Hayır ehli olanlarla düşüp kalkarsan¸ onlardan olmakta gecikmezsin. Amellere yaslanmaktan hazer et. Amel¸ tembellerin sermayesidir. Bütün işlerinde Allah'tan yardım iste¸ ondan başka yardımcı yoktur. Senin din ve dünyanı Allah'a ısmarladım.”
Babanın dilinden evlatlara nasihat¸ zamanımızda en çok özlenen haslet¸ güzel bir biçimde anlatıldı…

Sayfayı Paylaş