AYNADAKİ AKSİNE HAYRAN SEVGİLİ

AYNADAKİ AKSİNE HAYRAN SEVGİLİ

Divan şiirinin en meşhur şairlerinden biri Nedîm’dir. Nedîm’in şöhret bulmasında, Lâle Devri’nde yaşamış olması oldukça etkili olmuştur. Şiirlerinde kendisine has bir üslubu vardır. Ahengi sağlamadaki titizliği, günlük söyleyişleri şiirde kullanması, vezin başarısı ve şiirlerin bestelenmeye müsait olması, Nedîmâne denilen bir tarzın oluşmasını sağlamıştır.

Nedîm’in şiirleri, sadece şekil yönünden değil, muhteva olarak da diğer birçok Divan şiirinden ayrılmaktadır. Divan şiirindeki sevgilinin klâsik güzellik özellikleri, Nedîm’in şiirinde değişime uğramıştır. Kara saçlı, kara gözlü olan sevgili, Nedîm’de sarı saçlı, mavi gözlü olmuştur. Divan şiirinde, gazellerdeki mekânlar, genellikle soyuttur. Gül bahçesi, sevgilinin mahallesi sıkça geçen mekânlardır. Nedîm’de ise mekân, İstanbul özelinde farklı bir boyuta ulaşır. Nedîm’in şiirinde mekân tasvirleri zenginleşir ve somutlaşır.

Pek detaya inmeden genel bir çerçevede denilebilir ki Nedîm, Divan şiiri geleneği içerisinde kalemi, kâğıdı, mürekkebi farklı bir şairdir. Aşağıda şerhini yapmaya çalışacağımız “kâfir” redifli şiirin iki beyti, Nedîm’in geleneğe sıkı sıkıya bağlı kalmadığının, Divan şiiri estetiğine küçük dokunuşlar yaptığının ve farklı bir şair olduğunungörülmesi bakımından önemlidir.

Tahammül mülkünü yıkdın Hülâgû Han mısın kâfir

Amân dünyâyı yakdın âteş-i sûzan mısın kâfir?

(Ey kâfir sevgili! Tahammül ülkesini yıktın, Hülâgû Han mısın? Aman! Dünyayı yaktın, kavurucu ateş misin?)

Sevgiliye hitap şekli, henüz şiirin başında, bu şiirin divan şiiri gazellerinden farklı olduğunu hissettiriyor. Âşık, sevgiliye “kâfir” diye seslenmektedir. Kâfir, bilindiği üzere “Hakk’ı tanımayan, inkâr eden, küfür sahibi” manalarına gelmektedir. Oysa Divan şiirinde çoğu zaman sevgili, ilahi aşkı ya da Hz. Muhammed (s.a.v.)’i temsil etmektedir. Burada bir çelişki söz konusudur ancak kâfir kelimesinin diğerbir anlamı siyah ve karadır. Kelimenin böyle bir anlamının da olması, şairin bu kelimeyi tevriyeli kullanmasını sağlamıştır.

Elbette Şair Nedîm, sevgilinin kâfir olmadığını biliyor ve Divan şiiri geleneğine yabancı değil. Divan şiirinde, her ne kadar sevgiliye doğrudan kâfir hitabı söylenmiyor olsa da eziyet, cefa çektirmesinden ve saçlarının, kaşlarının, kirpiklerinin siyah olmasından dolayı sevgiliye bir kâfir benzetmesi her zaman olmuştur. Buradaki farklılık, redifin kâfir kelimesinden oluşması ve aynı zamanda sevgiliye hitabın, yine aynı kelimeyle sağlanmasındandır. Diğer bir deyişle şair, bu kelimeyi vurgulamak istemiş ve şiiri okuyanların bunu hissetmelerini istemiştir.

Kâfir sevgili, tahammül mülkünü yıkmıştır. Tahammül mülkü, âşığın ülkesidir. Sevgilinin bütün cevr ü cefasına karşılık âşık, daima sabır gösterir ve tahammül eder. Ancak burada sevgili, tahammül ülkesini yıkmıştır. Bu yüzden ülkesi yıkılan âşık, sevgiliye Hülâgû Han yakıştırmasını yapar. “Hülâgû Han mısın kâfir?” diye sorar ama bu soru, aslında bir soru/istifham değil, bilip de bilmezlikten gelme/tecâhül-i ârif sanatıdır.

Hülâgû Han, İlhanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır. Cengiz Han’ın da torunudur. Bağdat şehrini yağmalayıp ardından da rivayetlere göre 800 bin-2 milyon 300 bin arasında insanı kılıçtan geçirmiştir. Bu sırada kütüphaneler, camiler yakılıp yıkılmış; ele geçirilen kitaplar Dicle Nehri’ne atılmış ve nehir günlerce mürekkep renginde akmıştır. Hülâgû Han, insanlık tarihinin en acımasız olaylarından birini gerçekleştirmiştir. Hülâgû Han, Divan şiirinde zalim ve kötü niyetli hükümdar kişiliğiyle anılır. Hülâgû Han’ın bu zalimliğini bilen âşık, kendisine eziyet edip tahammül sınırlarını zorlayan sevgiliyi Hülâgû Han’a benzetir. Bu benzetmenin de kâfir hitabından aşağı kalır bir yanı yoktur.

Sevgilinin aşkı, âşığın gönlünüyakıp kavurur. Âşığın gönlündeki aşk ateşi, o kadar büyüktür ki dünyalar alev alır. İkinci mısrada, âşığın gönlündeki aşk ateşi, yine Hülâgû Hanla ilişkilendirilmiştir. Zalimliğinden Bağdat şehrini yakan Hülâgû Han gibi, kâfir sevgili de âşığın gönül şehrini ateşe vermiştir.

Niçün sık sık bakarsın böyle mir‘ât-ı mücellâya

Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir

(Ey kâfir sevgili! Cilalanmış aynaya sürekli niçin bakıp duruyorsun? Yoksa sen de mi kendi güzelliğine hayransın?)

Mir‘ât yani ayna, divan şiirinde en çok kullanılan mazmunlardan biridir. Aynanın güzellikle doğrudan ilişkisi, güzeli anlatan Divan şiirinde aynanın sıkça kullanılma sebebidir. Aynaların görüntüyü güzel aksettirmesi için cilalanması gerekir. Bu cilalanma işlemine aynayı sırlamak da denilir. Ayna güzel cilalanırsa görüntüyü net ve pürüzsüz olarak aksettirir.

Ayna, Divan şiirinde çoğu zaman âşığın gönlüne benzetilir. Eğer âşığın gönlünde mâsivâdan, yani Allah’tan gayrı bir şey bulunursa gönül aynası görüntüyü güzel aksettirmez. Gönül aynasının cilalanması için âşığın dünyalıkları terk etmesi gerekir. Gönlü saf olan âşığın, aynası da saf olur.

Burada bahsi geçen ayna, ilk anlamıyla somut manadadır. Âşık, sevgiliye niçin mir‘ât-ı mücellâ’ya yani cilalanmış, parlak aynaya baktığını soruyor. Devamında da “Yoksa sen de mi kendi güzelliğine hayransın?” diyor. Sevgili öylesine güzeldir ki âşıkları kendine hayran bıraktığı gibi aynada kendisini görünce o dakendisine hayran kalıyor.

Aslında âşığın sevgiliyi aynaya bakarken görmesi mümkün değildir. Bu durum, âşığın kendi hayalidir. Âşığın asıl söylemek istediği;sevgili, âşıktan bîhaberdir. Biraz iyimser bir tavırla, haberi olsa dahi âşığa karşı ilgisizdir. Hâl böyle olunca âşık, durumdan şikâyetçi oluyor. Sevgilinin kendisine ilgi alaka göstermemesini, sevgilinin aynadaki aksine hayran olmasına bağlıyor. Böyle bir tasavvur da divan şiirinde sıkça rastlanan bir durum değildir. Ancak âşık bu şekilde yorumluyor; sevgili aynı zamanda bir nevi rakip de oluyor.

Sayfayı Paylaş