ASR-I SAADETTEN ÜÇ MENKIBE

Somuncu Baba

"Nefisle savaşta kendini isbat eden¸ bir güreş müsabakasında
başpehlivana¸ "Oğlum elimden tut da beni kaldır." deyince
elinden tutup kaldıramayan pehlivana¸ "Biz de nefsimizin
pehlivanıyız." diyen Hulûsi Efendi Hazretleri¸ Dîvân'ındaki ilk
gazelin matla beytinde şöyle buyurur:
Gönül nefsine hâkim oluben eyle zafer peydâ
Ziyâsı kalbi rûşen kılmağa et bir kamer peydâ"


Yüce dinimiz İslâm'a göre olgun insan¸ inancını ve davranışlarını Allah (c.c) ve Rasulü (s.a.v)'nün emirlerine göre ayarlamasını bilendir.


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) “Benim katımda en sevimliniz¸ ahlâkça en güzel olan ve çevresindekilerle hoş geçinendir. Ki¸ onlar herkesi sever¸ herkes de onları sever. Benim katımda en sevimsizleriniz ise kovuculuk yapan¸ dostların arasını açan ve temiz kimselerde kusur arayanlarınızdır.”[1]  buyurmuştur.


Bu buyruk üzerinde biraz düşünürsek; Hz. Peygamber (s.a.v.)'in inananlara mutlu ve huzurlu bir insan olabilmeleri yolunda ne kadar veciz ve anlamlı reçete yazdığını kavramış oluruz. Zira insan sevgisi¸ ona değer vermek¸ hoşgörü sahibi olabilmek¸ yüce ahlâkın¸ üstün eğitimin¸ kısaca kâmil insanın vasfıdır.


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)¸ âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Onun şefkat ve merhameti sayesindedir ki¸ insanlar onun etrafında toplanmış¸ düşmanlıkları unutarak birbirleriyle kardeş olmuş ve kaynaşmışlardır. Kendi öz kız çocuklarını kuma gömecek kadar katı yürekli olan bu insanların¸ onun terbiyesinde yetiştikten sonra¸ değil insanlara¸ bütün canlılara şefkat duymaya ve onlara acımaya başlamışlardır. Başkalarının haklarına saygılı olmayı¸ onların görüş ve düşüncelerini hoşgörü ile karşılamayı ve her zaman gerçekleri araştırmayı o öğütlemiştir. Kötü huyları atıp iyi huylar edinmenin¸ olgun kişi olmaktaki etkinliğine o dikkati çekmiştir. Başkalarını rahatsız etmekten¸ yalan ve hezeyandan o sakındırmıştır. Bütün bunlarda bizzat kendisi örnek olmuş¸ söylediklerini önce kendisi uygulamıştır. Hiç kimse onun sözleri ile işleri arasında bir aykırılık bulamamıştır. Yapmadığı bir şeyi başkalarına yapın dememiş¸ terketmediği şeylerden başkalarını sakındırmamıştır. Bunun içindir ki¸ Kur'an-ı Kerim¸ onun en güzel örnek ve uyulacak rehber olduğunu bildirmiştir.


Kötülüğe Kötülükle Mukabele Yoktur


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri "Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler" adlı eserinin 5. Hutbesinde¸ hoşgörüyle ilgili Asr-ı Saadet döneminde geçen üç menkıbeyi sadeleştirerek sizlerle paylaşalım.


Birinci menkıbe Peygamberimiz (s.a.v)'in hoşgörüsüne dair olup şöyledir:


"Peygamberimiz (s.a.v)'in hizmetiyle şereflenen mümtâz ashâbından Enes bin Mâlik (r.a.) anlatıyor:  Bir gün Peygamberimiz (s.a.v)'in huzuruna bir Bedevî geldi¸ âlemlere rahmet Efendimiz (s.a.v) Hazretlerinin kalın ve sert yünden örülmüş aba olarak giymiş oldukları mübarek elbisesinin yakasından tutup şiddetle çekti. Elbisenin şiddetle çekilmesinden dolayı mübarek boyunlarında kırmızılık eseri oluştu. O Bedevî böyle yapmakla birlikte¸ elinde bulunan iki deveye işaret ederek¸ ‘Şu develeri senin tasarrufundaki Allah'ın mallarıyla yükle. Çünkü senin vereceğin yabanın malı değildir¸ mal Cenâb-ı Hakk'ın malıdır ve ben de O'nun kuluyum.' dedi. Böyle sert konuşmasına karşılık¸ şefkat peygamberi olan Efendimiz (s.a.v)¸ hiç hiddet ve şiddet göstermeyerek ‘Bu yaptığın hareketten dolayı size kısas olunur.' diye hitap buyurdu.  Bedevî  ‘Olunmaz.' dedi. Peygamberimiz (s.a.v) ‘Niçin olunmaz' diye sebebini sorduğunda¸ şöyle cevap verdi: ‘Çünkü siz kötü ve fena işler ve kusurlara kötülükle mukabele buyurmazsınız.'  yolundaki cevabına Sevgili Peygamberimiz güldü ve memnun oldu da¸ devenin birine arpa ve birine hurma yükletilmesini emir buyurdu. Ne büyük afv¸ ne büyük merhamet!"[2]


 


Öfkesini Yenen Pehlivandır


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): “Kuvvetli yiğit bir pehlivan¸ herkesi yenen kişi değil¸ öfke anında kendine hâkim olandır.”[3]  buyurmuştur. Zira öfke sinirleri bozar¸ biyolojik ve ruhsal dengesizliklere sebep olur. Bu durumdaki insan genellikle saldırgandır¸ kalp kırıcıdır. Oysa yüce dinimiz İslâm¸ insanoğlundan affedici¸ bağışlayıcı ve mütevazı olmasını ister. Kur'an'ı Kerim'de Cenab-ı Allah mealen: “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki¸ seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”[4] buyurmuştur.


Hutbeler adlı eserin 5. hutbesinde bize ahlakî öğütler veren bir kıssa nakledilir ki şöyledir:


"Bir gün Hz. Ali (r.a) sahrada yalnız başına iken bir kâfir pehlivanla karşılaşır. Onun hamlelerine karşılık vererek Allah'ın yardımıyla galip gelir.  O pehlivanı yıkıp göğsünün üzerine oturur.  Başının kılıcıyla kesmek için kılcını çeker. O Pehlivan. ‘Er olan bastığını boğazlamaz ya Ali' der. Bunun üzerine Hz. Ali (r.a) onu serbest bırakır. Bu halden kurtulan kâfir pehlivan yeniden İmam Ali'ye ansızın saldırır. Hz. Ali (r.a) bu defa da onu sırtının üstüne yıkar. O yine tazarru edip¸ ‘Ya Ali¸ seni mürüvvet ma'deni¸ derler¸ bana aman ver¸ beni serbest bırak.' der. İkinci defa serbest bırakır. Kâfir pehlivan bir fırsat bulup İmam Ali'ye yine hamle eyler. Üçüncü defa yıkıp¸ başını kesmek üzere iken¸  kâfir pehlivan görür ki¸ daha aman dileyemeyecek¸ bari bu halde bir ihanet etmiş olayım diye¸ mübarek güzel yüzüne¸ hâşâ tükürür. İmam bu hâlinde kâfiri koyuverip¸ ‘Yürü âzâdsın¸ git.' der. Hayretler çinide kalan pehlivan sual eder:  ‘Ya Ali ben üç defa sana hıyanet ettim¸ sonunda bunun gibi bir ihanet daha ettim¸ eğer senin yerinde ben olsam öfkemden seni parça parça ederdim¸ sebep ne oldu ki sen beni serbest bıraktın.' İmam Ali cevap verir: "Bizim gazamız iki türlüdür¸ birisi senin gibi kâfire gaza etmektir ki¸ Allah rızası için olur ve birisi de nefsimizle gazadır ki¸ ona muhalefetle olur. Seninle savaşmam Allah rızası içindi. Ne zamanki benim şahsıma ihanet ettin¸ eğer o halde öldürsem seni nefsim için öldürmüş olurdum ve nefsim buna yol bulup galebe etmiş olurdu¸  onun için seni âzâd ettim. Nefsimi bastım ve gazâ-yı ekber etmiş oldum. Senin gibi kâfirlerin zararından¸ mü'mine nefsinin zararı daha çoktur.' O anda bu sözleri işitip ve kalbinde hidayet güneşi doğup¸ ‘Ya Ali bana İslâm'ı tebliğ et. Yakîn bildim ki dininiz hak din imiş." dedi ve Müslüman oldu."[5]  


Bir gün Yüce Peygamber (s.a.v.)'in huzuruna bir kişi gelerek kendisine öğüt verilmesini talep eder. Peygamberimiz (s.a.v) o kişiye : “Öfkelenme”  buyurur. Gelen adam tekrar öğüt ister. Fakat her defasında Hz. Peygamber (s.a.v.): “Öfkelenme¸ öfkelenme” diye nasihatte bulundu. Çünkü sıhhatli karar vermenin¸ dengeli olmanın şartlarından birisi de sinirlerin sıhhat içinde olmasıdır. Hâlbuki öfke sinirleri bozar. Bu durumda insan normal değil¸ hastadır. Sinirleri bozuk öfkeli bir insana yerinde olmayan küçük bir müdahale¸ bazen bir cinayet bile işletebileceği gibi yerinde¸ zamanında ve yapıcı bir müdahalede çok iyi neticeler verebilir. Gayesi insanı dünya ve ahirette mutlu etmek olan İslâm¸ daima huzur ve dayanışmadan yana olmuştur.


Hz. Hüseyin (r.a)'in Hizmetçiyi Affetmesi


Peygamberimiz (s.a.v)'in etrafında yaşayan ve yetişen sahabî efendelerimiz onun güzel ahlakıyla ahlaklanmış¸ her zaman topluma örnek olmuşlardır. Hutbeler adlı eserin 5. hutbesinde geçen üçüncü menkıbe ise Hz. Hüseyin (r.a) Efendimizin menakıbıdır. Yazımızı onunla bağlayalım:


"Peygamberimiz (s.a.v)'in torunu¸ Hz. Fatıma (r.ah.)'nın ciğerparesi Hz. Hüseyn-i mücteb⸠bir gün ashâb-ı kirâma topluca ziyafet vermişti. Hizmet edenlerden birisi¸ sofraya hizmet esnasında¸ her nasılsa eli titreyerek sıcak bir yemeği İmam Hüseyin'in mübarek başlarına döktü.  Hz. Hüseyin (r.a) biraz sert bir şekilde hizmetkâra bakınca¸ hizmetkâr korkup lisanından Âl-i İmrân suresinin¸ 134 ayetinin kelimeleri olan şu ifadeler döküldü: ‘Vel kazîmîne'l-ğayz.' (Öfkelerini yutarlar.) Hazret-i İmam tebessüm edip dedi: ‘Kazm-i gayz ettim/Öfkemi yuttum.' Hizmetkâr devam etti : ‘Ve'l âfîne ani'n-nâs.' (İnsanları afvederler.) Hazret-i İmam bu defa da: ‘Afv kıldım.' buyurdu.  Hizmetkâr devam etti: ‘Va'llâhu yuhibbû'l-muhsinîn.' (Allah iyilik edenleri sever.)[6] . Hazret-i İmam-ı Hüseyin (r.a)  şöyle cevap verdi: "Seni malımdan âzâd ettim/ kölelikten serbest bıraktım ve mâişetini/ bütün geçim masraflarını kendi zimmetime lâzım kıldım/ bundan sonra ben karşılayacağım."[7]






[1] Seçme Hadisler¸ s. 10. H.No: 11.



[2] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 17¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.



[3] Sahih-i Müslim¸ H No: 2609



[4] 41/Fussilet¸ 34



[5] Ateş¸ Hutbeler¸ s. 18.



[6] 3/Âl-i İmrân¸ 134



[7] Ateş¸ Hutbeler¸ s. 19.

Sayfayı Paylaş