ASR-I SAADET BAHÇESİNİN DÖRT GÜLÜ

Somuncu Baba

Saadet bahçesinin dört gülü… Güllerin Efendisinin ehl-i beyti¸ şerefli âli… Her biri müjdelenmiş velî…

Saadet bahçesinin dört gülü… Güllerin Efendisinin ehl-i beyti¸ şerefli âli… Her biri müjdelenmiş velî… Onları sevmek¸ muhabbetin temeli… Mü’minin en makbul ameli… Hz. Ali¸ Hz. Fatıma¸ Hz. Hasan¸ Hz. Hüseyin… Evlatlarına¸ soyundan gelenlere denildi şerif-seyyid. Bu muhabbeti gönülde hissetmek en büyük îyd…
Eşi Bulunmayan: Betül
Hz. Fatıma; Hz. Muhammed (s.a.v.)’in neslinin kendisiyle devam ettiği
en küçük kızı. Müslümanların dördüncü halifesi “İlmin
kapısı” Hz. Ali (r.a.)’nin hanımı. Kerbelâ’da zulme boyun
eğmeyip mücadele ruhunu kendisinden sonra gelen müminlere miras bırakan “Cennet
gençlerinin efendisi” Hz. Hüseyin (r.a.)’in ve Kerbelâ’da
esir edildikten sonra Kûfe sokaklarında teşhir edilen¸ Yezid’in
sarayında yaptığı etkileyici konuşmayla halkı galeyana¸ Yezid’i
ise dize getiren Peygamber torunu Hz. Zeynep (r.ah.)’in annesi. Hz. Peygamber’in¸ “Dünyadaki
en iyi dört kadın şunlardır: Meryem¸ Asiye¸ Hatice ve Fatıma” buyurduğu “Âlemlerin
kadınlarının ulusu”. Peygamberimizin Zeyneb¸ Rukiyye ve Ümmü Gülsüm’den
sonra dördüncü ve en küçük kızı. Risaletin 5.
yılında dünyaya gelen¸ Hicrî II. Milâdî 633. yılda Medine’de
Mescid-i Nebevî’ye bitişik odasında vefât eden¸ Cennetü’l-Bakî’ye
defnedilen Hz. Fatıma (r.a.h.)… Yüzü parlak olduğu için
saf¸ berrak¸ ay gibi parlak anlamına gelen “Zehr┸ eşi
bulunmaz anlamına gelen “Betül” sıfatlarıyla övülen “Kevser’le
müjdelenen ehl-i beytin gülü Hz. Fatıma…
Manzum nesep silsilesinde Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin’i zikrettikten sonra şu beyiti kaleme alır:
Bu der-i bi bahaların olup validesi Zehra
Ki nesl-i paki Ahmed hem cemi eşfai nisvan
Peygamberimizin temiz neslinden ve kadınların şefaatçisi olacak
Hz. Fatıma’yı hürmetle yâd eder.
Kevser Suresindeki Müjde
Kevser suresinin geliş sebebini müfessirler şöyle anlatırlar:
Asr-ı Saadette cahiliyyet Arapları kız çocuklarını yüz karası¸ ayıp
ve uğursuz sayarlardı. O kadar ki¸ her kimin kızı dünyaya gelse¸ zavallı çocuğu
diri diri toprağa gömerek öldürürlerdi. Dünyaya gelen çocuk
erkek olursa¸ babanın yerini tutacak¸ adını andıracak¸ düşmanlarından öç alacak¸
baba ocağını tüttürecek diye kız çocuğuna tercih edip¸ kurbanlar
keserler¸ ziyafetler çekerler¸ düğün dernekler yaparlardı.
Peygamber Efendimizin de -Allah’ın hikmeti- erkek çocukları yaşamayıp
hayatta kız çocukları kaldığı için Peygamber Efendimize “Ebter” lâkabını
vermişlerdi.
İşte Kevser suresi ile Cenab-ı Hakk¸ Sevgili Peygamber’ini teselli
ve Hz. Fatıma ile müjdelemiş¸ ondan türeyecek tertemiz Muhammed
neslinin kıyamete kadar devam edeceğini tebliğ etmiştir. Âlûsî¸
Kevser suresindeki “Kevser” kelimesiyle kastedilen anlamları kaydettikten
sonra¸ Kevser’de Hz. Peygamber’in çocuklarının ve bilhassa
Hz. Fatıma’nın dâhil olduğunu da nakleder. Cihanşümul¸
mukaddeş mübarek ve muazzam bir şahsiyet olan Hz. Fatıma’nın
medh ü senasını ifade eder. Peygamber’in çocukları ve onların
nesli âdeta Hz. Nuh’un gemisi gibi olup¸ bütün Muhammed ümmetinin
kurtuluş ve yücelme sebebi sayılır.
Hz. Fatıma’yı Ağlatan ve Güldüren Gizli Haberler
Yine Hz. Aişe der ki: Rasûlullah (s.a.v)’ın yanında oturuyordum.
Rasûlullâh¸ Fatıma’yı¸ çağırttı. Fatıma¸ yürüyerek
geldi. Onun yürüyüşü¸ Rasûlullah’ın yürüyüşünü andırırdı.
Rasûlullâh; “Merhaba¸ hoş geldin kızım!” buyurdu.
Onu¸ sağına veya soluna oturttuktan sonra¸ kendisine¸ gizlice bir şey
söyledi. Fatıma¸ ağladı. Sonra¸ ona¸ gizlice bir şey daha söyledi.
Bu defa da¸ Fatıma¸ güldü. Ben¸ bu günkü gibi¸ gülmenin¸
ağlamaya¸ sevinmenin¸ üzülmeye bu derece yakın olduğunu görmemiştim!
Fatıma’ya¸ bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum.

Tutulduğu hastalığı neticesinde vefat edeceğini haber verdi. Buna¸ ağladım.
Sonra¸ ev halkının¸ kendisine¸ ilk kavuşup katılanı¸ ben olacağımı haber
verince de¸ güldüm.” dedi.
Hz. Ali ve İki Oğlunun Peygamberimizi Ziyaretleri
İbn-i Abbas der ki: “Abbaş Peygamber (s.a.v)’ı¸ hastalığında ziyarete
gelmişti. Peygamber (s.a.v)’ı kaldırıp serîrinin üzerine
oturttu.
Peygamber (s.a.v)’ı¸ ona: “Ey Amca! Allah da¸ seni yükseltsin!” diyerek
dua buyurdu.
Abbas “Ali¸ içeri girmek için izin istiyor?” dedi.
Rasûlullah (s.a.v) “Girsin!” buyurdu.
Ali¸ Hasan ve Hüseyin ile birlikte içeri girince¸ Abbas “Yâ Rasûlallah!
Bunlar¸ senin evlatlarındır!” dedi. Rasûlullah “Ey Amca! Onlar¸
senin de¸ evlatlarındır!” buyurdu. Abbas “Ben¸ onları¸ severim!” dedi.
Rasûlullah (s.a.v); “Sen¸ onları sevdiğin gibi¸ Allah da¸ seni sevsin!” buyurdu.
Hulûsi Efendi Hazretleri¸ şehitlerin anası Hz. Fatıma ve mertlerin önderi
Hz. Ali’yi nesep silsilesinde şöyle zikrediyor:
Verâsetle erişdi çün siyâdet
Ana da vâlidesinden tamâmet
Ki oldur pederi ayn-ı Rasûl-i Ekrem
Anası Fatıma’dır nûr-ı akdem
Babasıdır anın çün Şâh-ı Merdân
Aliyyü’l-Murtazâ sultân-ı ekvân
Aydınlık Yüzlü Hz. Ali
Ali b. Ebî Tâlib¸ Rasûlullah’ın amcasının oğludur. Annesi
Fatıma binti Esed’dir. Hicretten yirmi bir sene önce doğdu. Hz. Muhammed¸
Peygamber olarak gönderildiğinde ergenlik çağlarında idi ve Hz.
Peygamber’in evinde kalıyordu. İslâm’ı ilk kabul edenlerdendi.
Hz. Peygamber¸ Muhacir olarak Mekke’den çıkarken¸ O’nun yatağında
gecelemesi sebebiyle büyük bir şerefe sa hipti. Öyle ki
gözcüler¸ Hz. Peygamber’in kendi yatağında yattığından hiç şüphe
etmiyorlardı. Daha sonra Hz. Peygamber’in¸ sahiplerine verilmek üzere
emanet ettiği eşyaları yerlerine verip hicret etti. Hicretten sonra da
Hz. Peygamber¸ onu kızı Fatıma ile evlendirdi. Tebük seferi hariç bütün
harplerde Hz. Peygamber ile birlikte bulundu. Tebük seferinde ise Hz. Peygamber
onu ailesine bakmakla görevlendirmişti. Onun her harpte doldurulmaz
bir yeri ve övgüye değer tesiri vardı. Tehlikelere dalan ve güçlüklere
aldırmayan bir yiğit idi. Hz. Peygamber’in vahiy kâtibi idi.
Hz. Osman’ın katlinden beş gün sonra Hz. Ali’ye halife
olarak bîat edildi. 4 sene 9 ay halifelik yapan Hz. Ali¸ Hicretin 40. yılında
şehid edildi. Kufe’ye defnedildi.
Hz. Ali’nin İlk Hutbesi:
Bîat tamamlandıktan sonra minbere çıktı¸ hamdele ve salveleyi okudu
ve şöyle devam etti: “Hiç şüphe yok ki¸
şanı yüce Allah¸ insan ları kurtuluşa götüren bir
kitap indirdi. Bu kitabında hayrı ve şerri açıkladı. Öyleyse
hayra sarılın¸ şerri terk edin. Farzları Allah için ye rine getirin¸
sizi cennete götürsün. Allah¸ aşikâr olan bir haram
koy du ve Müslümanın hürmetini bütün haramlardan daha
ileride tuttu. İhlâsa ve Müslümanların birliğine önem
verdi. Müslüman¸ hak edilen durumlar dışında¸ insanların elinden
ve dilinden emin olduğu kimse dir. Müslüman’a eziyet vermek¸
ancak eziyetin vacip olması halinde helâl olur. Umumun işini görmek
için koşuşun. Özellikle ölenlerinize son hizmeti
yerine getirin. Zira insanlar önünüzden¸ kıyamet ise ar kanızdan
sizi kuşatmıştır. Güçlük çıkartmayınız
ki¸ ayıplarınız gizli tutulsun. Zira insanlar başkalarına bakarlar. Allah’ın
kullarına kötü davranmaktan kaçının. Ondan korkun. Üzerinde
bulunduğunuz toprak lardan ve hayvanlardan sorumlusunuz. Yüce Allah’a
itaat edin ve ona isyanda bulunmayın. Hayır gördüğünüzde
onu alın¸ şer gördüğü-nüzde ise terk edin. Hatırlayın¸
bir zamanlar siz yeryüzünde az ve güçsüz idiniz…”
Hulûsi Efendi Hazretleri Hz. Ali’nin kuvvetini¸ cömertliğini¸
mücadelesini manzum nesep silsilesinde şöyle dile getirir:
Babaları Aliyyul Murtaza kân-ı sehâdır kim
Ana kuvvet verüp Hakk hem dedi arslan
Nice kafirlerin bağrın delip tığ-ı şecaatle
Niceler darb-ı havfinden kabul eylediler iman
Hazreti Ali’yi kim sevmez? Ledün ilminin şehrine Ali kapısından
girildiğine göre¸ Allah’ı¸ Peygamberi seven her müslüman¸
elbette Hazreti Ali’yi sevecektir. Hazreti Ali Peygamberimizin en yakınıdır¸
haksızlığa maruz kalmıştır. Vicdan da Hazreti Ali’yi sevmeyi emretmektedir.
Amma Hazreti Ali gibi Hazreti Ebû Bekir’i¸ Hazreti Ömer’i¸
Hazreti Osman’ı da sevmemiz gerekmektedir. Hazreti Ali’yi de¸ Peygamber
Efendimizi ve sahâbisini sevdiğimiz gibi seveceğiz. Onun evlatlarının¸
soyunu devam ettiren ahfadını da elbette bu iman ile bu muhabbet ile seveceğiz.
Mevlâna Mesnevî’sinde şöyle der: “Ben Peygamber
Efendimizin âilesinin¸ ehl-i beyti’nin kölesiyim¸ Hazreti Mustafa’ya
ve Ali Murtazâ’ya bağlıyım.”
Şerefli Soyun Evladı
Hz. Hasan; Hz. Ali’nin büyük oğlu¸ Peygamberimizin torunudur.
Hicretin üçüncü yılında Medîne’de doğdu. Peygamberimizin
dizinin dibinde büyüdü. Muâviye kendinden sonra yerine Hasan’ı
halîfe yapacağını halka duyur-unca¸ oğlu Yezid Şam’dan Medine’ye
zehir gönderdi ve Hz. Hasan’ın hanımını çeşitli vaadlerle
kandırarak kocasını zehirletti. Vefa-tında 46 yaşındaydı. Yüzü Peygamberimize çok
benzerdi. Çocuklarına ve soyuna Şerîf denildi.
Nesep silsilesinin Hz. Hasan’la ilgili beyitleri ise şöyledir:
Dahi amucamız seyyid Hasan hulkı Rıza’dır kim
İçirüp zehri ol şaha ciğerin itdiler püryan
Edüp isyan o kavm ahfiya şah-ı şehidane
Ki bey’at eylemeyuben döndüler hep indiler tuğyan
Şehidlerin Efendisi
Hz. Hüseyin; Hz. Ali’nin oğlu ve Peygamberimizin torunudur. 628 yılında
doğdu ve 683 Muharremi nin onuncu günü Kerbelâ’da şehit
edildi.
Yerdekilerin¸ göktekilerin şehitlerin imamı olan asaletli bir aileye
mensup olan Peygamberimizin torunu olan ceddini¸ Hulûsi Efendi şöyle
anar:
Verâsetle mürüvvet menbaıdır
Asâletle velâyet mahzenidir
Ki ya’nî ol Hüseyn-i müctebâdır
Zemîn ü âsumâna muktedâdır
Ba bası şehîd olunca Medine’ye geldi. Muâviye’ nin
vefatında Yezid’e bîat etmedi. Kûfeliler kendisini çağırıp
halife yapmak istediler.
Ehl-i beyti sevenler¸ Hz. Hüseyin’e bir adam göndererek¸ aile
halkı ile birlikte ge ri dönmesini istediğini¸ Kûfe halkına güvenmemesini¸ “Çünkü bu
insanlar sizin şanlı babanızdan ancak ölümle ayrılabileceklerini
söyleyen o kişilerdir.” dediğini bildirmesini istemiştiler.
Bir de; Kûfelilerin ona yalan söylediklerini¸ kendisine de yalan söylediklerini¸
yalancının sözünün hiçbir kıymetinin olamayacağını da
ulaştır masını istediler. Haberci¸ Zübâle denen ve Kûfe’ye
4 gecelik mesafe de bulunan yerde Hz. Hüseyin’le karşılaştı.
Kendisine veri len haberi bildirdi. Hz. Hüseyin ise; “Ne takdir edilmişse
o olur. Allah bize azmimizin¸ gayretimizin mükâfatını¸ idarecilerin
helâk oluşuna sabredişimizin ecrini versin.” buyurdu.
Ya Yezîd bunu haber alınca Şam’dan Irak valisi Ubeydullah
b. Ziyâd’a¸ onu Kûfe’ye sokmama sını emretti. O da Sa’d
b. Vakkas’ın oğlu Ömer ile bir ordu gönderdi.
Ö
mer¸ geri dönme sini söylediyse de¸ Hz. Hüseyin yola devam etmek
isteyince Kerbelâ’da 72 kişi ile birlikte elîm bir şekilde
susuz bırakıldı ve sonunda zâlimce şehid edildi. Hulûsi Efendi
Hazretlerinin manzum nesep silsilesinde bu olay şöyle zikredilmektedir:
Ki Zeynel Abidin ol mah-ı tabana peder oldu
Nice yüzbin cefa çekti siyadet piri ol sultan
Ana peder Hüseyni Kerbelâ sâbir beladır kim
Canın hakka feda kıldı saçıldı ruhuna reyhan
Bizim büyüklerimiz Hz. Hüseyin’in şehid edilmesine¸
onunla birlikte şehid olan Ehl-i Beyt’in gaddarca öldürülmelerine
duydukları derin üzüntülerini ve bitmez tükenmez ızdıraplarını
açıklamışlardır. Bu açıkla maları ve belirttikleri ızdırapları
baştan sona anlatmak imkânsız dır. Burada bir örnek zikredelim.
İmam Ahmed b. Hanbel’in oğlu Salih şöyle diyor:

Ben babama¸ bazı insanların Yezid’i sevdiklerini söylediğimde bana
dedi ki: “Ey Oğul! Allah’a ve ahirete iman eden bir insan Yezid’i
sevebilir mi?” Bunun üzerine babama; “O halde babacığım neden
ona lanet etmiyorsun?” dedim. Buna kar şılık babam; “Oğlum
sen babanın herhangi bir kimseye lanet etti ğini hiç gördün
mü?” dedi.”
O gün Allah¸ Hz. Hüseyin ‘e¸ şehid olma şerefi
bahşetmiş ve onu şehid edenleri¸ bu işe yardımcı
olanları veya bu na razı olanları rezil ve perişan eylemiştir.
Hz. Hüseyin¸ kendinden önceki İslâm şehidlerinin güzel
bir örneği idi. Çünkü o ve kardeşi Hasan¸ cennet
gençlerinin başlarıydı. İkisi de İslâm’ın tam gelişme
döneminde yetişmişlerdi. Yüce aile lerinin diğer fertlerinin
karşılaştığı Allah’ın dini yolunda eziyet ve işkencelere
katlanma¸ bunlara sabretme ve vatanını terk (hicret) etme gibi acıları tatmamışlardı.
Allahu Teâlâ şehidlik rutbesi vere rek¸ ikisinin şanını¸
azametini o noktaya eriştirdi¸ derecelerini yükseltti. Onların şehid
edilmesi¸ son derece acı bir faciadır. Alla hu Teâlâ (c.c) bir felaket
ve acılı olay olduğunda; “İnna lillah ve inna ileyhi râciun=Şüphesiz
biz Allah içiniz ve şüphesiz ona dö-neceğiz.” ayetini
okumamızı bildirmiştir:

Sabredenleri (Allah’ın kendilerinden razı olduğu ile) müjdele. Onlara
ne zaman bir felaket gelse; şüphesiz biz Allah içiniz ve şüp
hesiz ona döneceğiz derler. O kimseler¸ Rablerinden kendilerine rahmet¸
merhamet ve selâm verilen kimselerdir. Ve onlar¸ dosdoğ ru yolda bulunanlardır.”(Bakara¸
155-157).
Yazımızı Hulûsi Efendi Hazretlerinin şu beyitleriyle bağlayalım:
Muhammed Mustafâ’dır cedd-i pâki
Hulûsî bunların hep pây-ı hâki
Bi-hamdi’llâh ki ceddim etdim isbât
Kamunun ruhuna olsun salavât
Rasûlullah ve O’nun ehl-i beytine salat-ü selam olsun…

Sayfayı Paylaş