AŞKIN SULTANI MEVLÂNÂ

Somuncu Baba

"Mevlânâ'nın aşk duyuş ve anlayışı; ancak onun sözlerinden¸ şiirlerindeki çok hassas ve heyecanlı üslup ve ifadesinden¸ yaşayışındaki inançlarına ve duygusallığına uygun davranış ve durumlarından çıkarabiliriz."

Dünyayı bir elma gibi küçük görüp avucunda tutan¸ kıtaları yastık¸ denizleri çarşaf ve çağları da tahterevalli yapan Müslüman milletimiz; sinesinden dünyaya ilmi¸ fazileti ve ahlâkı taşıyan nice âlimler ve gönül mimarları (ruh orduları) yetiştirmiştir.


  Gönül mimarları milletleri ayakta tutan mihenk taşlarıdır. Onlar asırlardır manevî ışıklarıyla bizi aydınlatmakta; yolunu kaybetmişlere rehber¸ susamışlara kevser olmaya devam etmekte ve coşan gönülleri de korlaştırarak alev alev yakmaktadırlar.


  Analar kucağı¸ koç yiğitler otağı¸ cihangirler yatağı telsiz-duvaksız Anadolu'muzu gönül ve takva yoluyla fethedip nurlandıran ve insanları ruhlarıyla asırlardır arkasından sürükleyen Mevlânâ da bu irfan ve ruh ordusunun (kervanının) başıdır. 


   O gürül gürül akarak "gel gel" çağrısıyla kıtalardan kıtalara sevgi¸ saygı¸ hoşgörü götüren bir çağlayanın asırlar üstü dehasıdır. On üçüncü asrı¸ yirmi birinci asra ve asırlara bağlayan bir kültür ve iman köprüsü¸ bir takım hastalıkları Kur'an eczanesinde imal ettiği ilaçlarla tedavi etmeyi vazife edinmiş "Ağyârı (yabancılar) yâr (dost)¸ küfrü iman yapan"¸ Şemsi Tebrizî'nin tutuşturduğu hem yanan¸ hem yakan bir aşk adamı¸ bir gönül aynasıdır.


  Ulu Hünkârın kapıları som altından daha da kıymetli bin bir odalı¸ şahane bahçeli bir saraydır. Onu anlamak için bahçesine bir adım atmak bile kâfidir. O¸ şairdir¸ muriddir¸ çile ve manâ eridir.


  Gönüller Sultanı¸ Kenan Rifaî'nin diliyle¸ "Şiir güzelidir¸ musiki güzelidir¸ Allah güzelidir¸ güzeller güzelidir."


Aşk¸ hayatın kendisidir¸ kâinat aşk üzerine yaratılmıştır.


Aşk¸ aklın maverası¸ gönlün miracıdır. Aşkı olmayanın Kâbe'si nefsidir. Yunus'un ifadesiyle de hayvandan farkı yoktur.


"Aşksızlara verme öğüt / Öğüdünden alır değil /Aşksız insan hayvan olur / Hayvan öğüt bilir değil"


Mutasavvıflara göre¸ bütün oluşumların gerçek sebebi¸ hikmeti ‘İlâhi aşk'tır. Mutasavvıf velilerin¸ şairlerin¸ yazarların¸ tarikat mensuplarının geleneklerindendir. Onun için:


"Aşk¸ keşif ehlinin cezbesi¸ şehidin cesareti¸ velinin imanı¸ ahlâk olgunluğu ve manevî birliğin temelidir." demişlerdir.


Mevlânâ'nın imanı¸ aşkı¸ cazibesi Muhammedî'dir. "Canım tende oldukça Kur'an'ın kölesiyim / Seçkin Peygamberi Muhammed'in yolunun kölesiyim (toprağıyım) / Her kim beni bunun dışında görürse (söz ederse) şikâyetçi olurum." diyen gönüllerin sırdaşı¸ insan sevgisinin mihenk taşı Hazreti Mevlânâ; İki Cihan Güneşi'nin izinden yola çıkarak yolun sonunu sevgiyle bulmuş¸ o Yüceler Yücesi'nin insan gönlüne gizlediği sevgiyi coşturup taşımak için ömrünü seferber etmiştir.


Mevlânâ'nın aşk duyuş ve anlayışı; ancak onun sözlerinden¸ şiirlerindeki çok hassas ve heyecanlı üslup ve ifadesinden¸ yaşayışındaki inançlarına ve duygusallığına uygun davranış ve durumlarından çıkarabiliriz.


  Aşkı "Benim gibi olursan bilirsin." diyen ve sözle kolayca anlatılmayan aşk¸ Koca Hünkârda¸ "Tanrı sırlarının usturlâbıdır¸ ilâhî sırların terazisi¸ ölçü aracıdır." 


  Aşksız insanları kanatsız kuşlara benzeten Mevlânâ'ya göre¸ gerçek aşk kendini Allah'a adamaktır. Dünya nimetlerinden vazgeçerek ve onları küçümseyerek âdeta ilâhî kudret denizinde yok olmaktır. Böyle bir aşk öğretilmez¸ dersi¸ hocası da yoktur¸ ancak yaşanabilir.


  Bu aşk¸ yaratılanı¸ yaratana¸ hakikate götüren köprüdür. İster bu dünyaya¸ ister ötekine ait olsun¸ aşkın eninde sonunda seni oraya götürecektir. Gerçek aşk için¸ korku ve hüzün bahis konusu olmaz. Ölüm onun için¸ korkutucu bir olay olmaktan çıkar. "Aşksız olma ki ölü olmayasın¸ aşk da öl ki¸ diri kalasın" der.


  "Aşk geldi¸ damarlarımda kan kesildi¸ beni kendimden aldı¸ ondan ötesi hep O" diyen¸ "Hamdım¸ yandım" diye hayatını özetleyen Mevlân⸠Tanrı aşkının her şeyin üstünde olduğunu¸ her şeyin sonunun ona vardığını söyler.


"Seviyoruz ve hayatımızın güzelliği hep o yüzdendir" diyen ve insanı kemâle ulaştırıp O Yüceler Yücesi'ne yaklaştıran Ulu Hünkâr gerçek (Tanrı aşkını) dünyevî aşktan ayırarak onu Mecnun'un devesine benzeterek Mesnevi'sinde şu hikâyeyi anlatır: "Mecnun Leyla'sına kavuşmak için devesine biner¸ ileri sürer. Devenin arkasında çok sevdiği yavrusu Daylak vardır. Mecnun deveyi mahmuzladıkça¸ yavrusu geride kalır. Yular gevşeyince de deve geri gider. Bir süre sonra¸ Mecnun kendine gelir. Bir de bakar ki ne görsün. Bulunduğu yerden bir adım öteye gitmemiş. O zaman Mecnun:


  "A deve¸ ikimiz de âşığız. Ben Leylâ'ya; sen Daylak'a. Biz birbirimize yoldaş olamayız. Çünkü birbirimizin yolunu vuruyoruz."


  Âleme açılmış bir sevgi bayrağı¸ kükreyen¸ fokurdayan¸ lavlar saçan bir aşk dağı olan ve Anadolu'yu gönül ve takva yoluyla fetheden ve Alparslan'la birlikte fethini tamamlayan Mevlân⸠asırlardır¸ aynı tazelik ve aynı canlılıkla bize hitap ediyor:

"Ben ölmedim. Kalbi aşk ile dirilen kimse asla ölmez…"

Sayfayı Paylaş