AŞKIN SIRLI KAPILARI FETHOLUNCA

Somuncu Baba

Aşk¸ sırlar hazinesidir. Aşk cevherler yığınıdır. Yeter ki kapılarını âşıka açsın. Veya âşık onun kapısından girip¸ esrarlı âlemlerinde gezinebilsin.

Aşk¸ sırlar hazinesidir. Aşk cevherler yığınıdır. Yeter ki kapılarını âşıka açsın. Veya âşık onun kapısından girip¸ esrarlı âlemlerinde gezinebilsin. O zaman dünya ve ukba unutulur. O zaman hakikat güneşinin aydınlığı her yeri aydınlatır. O zaman vuslat ihsan olur. İnsanı meydana getiren dört unsurun aslı aşktır. Âşık ilahî ruhu idrak eder ve sırlara âşina olur. Güneş misali her şeyi kuşatan aşkın sıcaklığı ve ışığı karşısında varlık zerre misalidir. Hatta hiçtir. Aşk neşenin kaynağı¸ sevincin özü kaymağıdır. İşte bu hakikati anlayanlar bu sırrı kimseyle paylaşmaz esrarlı kelimelerle üstü kapalı anlatmaya çalışırlar. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Dîvân’ında aşkın doğuşunu ve kavuşmanın pek kolay olmadığını şöyle tasvir eder:
Tulû’ edince maşrık-ı dilden âfitâb-ı yâr
Yek zerre komadı varlığı saldı fenâya varı yâr
“Gönül ufuklarına güneş yüzlü sevgilinin güzelliğinin yansıması âşıkın kendi varlığımdan bir zerre bile koymadı. Sevgili için her varını fenâya verdi seven.”
Dîdârını görem dedikçe örtdü nikâbı yâr
Bildim ki ben ve talebim bana hicâb-ı yâr
“Yüzünün güzelliğini görme arzusuna benlik katılınca¸ sevgili bulutların güneşi örttüğü gibi güzelliğine perde çekti¸ göstermek istemedi. Anladım ki sevgiliyle arama giren benlik ve istek duygularıdır.”
Her kaçan ki âsitânına yüz kosam
Etmez bana lutf eyleyip feth-i bâb yâr
“Sevgilinin eşeğine yüzümü koyup¸ ondan ihsan dilesem de¸ o bana lutfedip sevgi kapıların açmaz nedendir bilinmez.”
Nârın nûra inkılabını¸ bütün sır kapılarının açılışını¸ güneşin sırlarının her tarafa yayılmasını şu satırlar dillendirmektedir:

Ref’ ola her yüzden nikâb
Her yan ola bin feth-i bâb
Nâr olup nûra inkılâb
Mihr-i nihân olsan gerek
Dîvân-ı Hulûsî-i Darendevi’deki bir gazel aşkın sırlarını bize şöyle anlatıyor:

Aklın alır âşıkın neşve-i humâr-ı aşk
Gecesi gündüz olup doğar mihr-i yâr-ı aşk
“Aşk sarhoşluğu âşığın aklını alır¸ onu mecnuna çevirir. Sevgilinin yüzü güneş gibi onun dünyasını ışıtır. Aşkın aydınlığı geceyi gündüze çevirir.”

Hayret alır dîdesin safvet alır sînesin
Şeş-cihet âyînesin kaplar hep envâr-ı aşk
“Gözü huzur haliyle sevgiliye odaklanır¸ gönlü parlar tertemiz olur. Her yönden içi nurlarla dolar. Aşkın berraklığı içini kaplar.”

Zerresi mihre erer katresi bahra erer
Bir aceb sırra erer feth olur esrâr-ı aşk
“Toz zerrelerinin güneşe yükselmesi ve damlanın ummana akması¸ kavuşmanın sırlarını bize anlatır. Ruhtaki bu kavuşma hissi ile her şey aslına gider¸ o zaman aşkın sırlı kapıları açılır.”
Sırlar¸ aklın ermeyeceği işlerdir. Esrar kelimesi “hayrân” ve “hayret” kelimeleriyle birlikte anılır ve bunun işaret ettiği manevî sarhoşluk¸ içki sarhoşluğundan bir gömlek ötedir. Sevgilinin güzelliğini gören âşık¸ esrar içmişçesine hayran olur¸ kendinden geçer. Can¸ görülmeyişinden dolayı; aşk ise iki kişi arasında gizli bir duygu olduğu için esrarlıdır.

Gönülden sürer gamı bayram olur her demi
Yârın olup mahremi kalmaz özge kâr-ı aşk
“Sevgiliye kavuşan can gam ve kederden kurtulur¸ her anı bayram sevinci gibi kutlu geçer. Yarin mahreminde onun yanında en büyük kârı onunla olmak olur.”

Hulûsî dirlikde ol yâr ile birlikde ol
Hoş dem-i dil-dâr ile açıla gül-zâr-ı aşk
“Hulûsi senin o sevgili ile barebar olman sevginin en kutsal ânıdır. Beraber olduğun¸ onu andığın onula dolduğun ondan ayrı kalmadığın zaman gönlünde aşkın güzellikleri¸ vuslat güller açılır.”
Aşkın gayesi vahdete erişmektir. Onun için bu yol aşk ile elde edilir. Bu aşk makamına erişince insan¸ kesret¸ âleminde birbirinden çok uzak olan varlıkları birleştirir. Meselâ mecaz¸ masiva âleminde en yüksek mevkii işgal eden sultan ile¸ en aşağı mevkide bulunan dilenci birbirinden ayırt edilmez.
Tasavvufta hüsn-i mutlak¸ tek var olan Hakk’tır. Güzellik insanda te cellî eder. Çünkü insan¸ bütün varlığı ile ancak insanda tecelli eden gü zelliğe bağlanır. İnsanda ise Hakk’ın güzelliği tecelli eder. Tasavvuf ile alâkadar olan Dîvân Edebiyatı şâirleri bir insan güzelliğine karşı aşklarını söyledikleri zaman onun şeffaf varlığından geçip güzelliğin hakiki sahibi olan Allah’a tevveccüh ederler.
Sırlı bir çağrının Dîvân’daki başka bir işlenişi şöyledir:

Sırdır açılmaz güçdür seçilmez
Cândır geçilmez yâr eder geç gel
“Sırları açmak ve seçilmez esrarları seçmek zordur¸ güçtür. Bu esrara vâkıf olabilmek için canı ortaya koymak¸ candan geçmek¸ gerekir. Sevgili bu çağrıyla her şeyden geç gel demektedir.”

Okunur kitâb olur feth-i bâb
Yetmiş bin hicâb yâr eder aç gel
“Fatiha Suresi nasıl Kur’an-ı Kerim’in açılış kapısı ise¸ maneviyat âlemine girebilmek için de bütün perdelerin kalkması¸ bütün engellerin açılması gerekir. Sevgili bu çağrıyla gel demektedir.”
Allah yolunda aşılması gereken yetmişbin hicap (perde) vardır. Allah’a kavuşmak¸ perdeleri geçmekle mümkündür. Miraç hadisesinde Peygamberimize gelen ilahî davet bütün perdeleri açmıştır.
Peygamberimiz¸ Miraç’ta yetmişbin Hicap perdesini ve dolayısıyla Kûrsi¸ Arş ve Ruh âlemlerini geçmiştir. Kâbekavseyn Makamı’nda Allahu Teâlâ ile zamansız¸ mekânsız yönsüz¸ harfsiz¸ kelimesiz ve beş duyunun hiç biri olmadan ve insan idrak ve aklının anlamayacağı şekilde konuşmuş ve has ismi ile “rüyet” yani Allahu Teâlâ’yı görme devleti nasip olmuştur. Aşk yolcusunun da manevî terakki yolunda güzelliğe ulaşabilmek için perdeleri geçmesi gerekmektedir.
Dîvân’daki bir başka beyitte ise vuslat yolunda en değerli şey sayılan cândan bile geçmek gerektiğine işaret edilmektedir:

Senin pervâne-i şem’-i cemâlin olmak ister cân
Ümîdin kesme vakt-i ilticâda feth-i bâbından
“O kadar güzelsin ki âlem senin güzelliğinin mumu etrafında pervane gibi dönüp o ateşte kendini yok etmek¸ yakıp mahvetmek istiyor. Senin güzel yüzünün etrafında canını feda edecek bir pervane gibiyim. Dua zamanı manevî fetih kapılarını ve kavuşmayı bana açacağından ümidimi kesmem.”
Yâre canını vermeyen ebedî hayata erişemez. Ebedî diri ona canlar kurbandır. Can madde hayatının devamını sağlar. Bu maddî hayatı sana verme yen yani kendini Allah’ta yok etmeyen¸ fenâfillâha erişmeyen ebedî ha yata nail olmaz. Çünkü fenâfillâhın neticesi bekabillâh yani Allah ile bakî olmaktır. Ebedî diri¸ Allah’a kurban olan¸ bir manâda onun yolunda kendini yok eden bir ma’nâda da Allah’a yakın olandır.
Aşk bütün âlemi güzelliğinin mumu etrafında pervane etmiştir. Âlemin canı olan sevgiliye¸ her lâhza bin can feda olsun. Ta savvuf âleminde hakiki değer Hakk’a yakınlık ile ölçülür. Kemâl sıfatlarla ziynetlenen canlar Hakk’a yakındır. Bu da bir insan-ı kâmilin terbiyesiyle mümkündür. Bu yolda çekilen sıkıntılar¸ sabredilen dertler âşığı kemâle erdirmekte¸ ona manevi hazinelerin kapılarını açmaktadır. Bir kâmil mürşidin huzurunda bulunup¸ matlubuna ulaşan bir ehl-i dilin hâlini hazret şu beyitlerle anlatıyor:
Kendi gibi seni de kâmil etmiş
Tâlibini matlûbuna vâsıl etmiş

Beyhûde değilmiş çekdiğin renc
Feth olmak içinmiş varsa bu genc

Eyyûb misâli sabrı kâmil
Eyledi bu visâle seni nâil
Hulûsi Efendi Hazretleri manzum nesep silsilesinde dedesi Ahmed Hilmi Efendi’ye bâtın ilminin kapılarının açıldığını¸ onun manevî ilim sırlarına âşina olduğun u şöyle dillendirir:

Benim Seyyid Hulûsî gerçek adım
Rızâ-yı Hakdurur özge murâdım

Kılırsa lutf edip Rabbım hidâyet
Neseb silsilemi edem hikâyet

Babam Seyyid Hasan Feyzi Efendi
Ki nesl-i pâk-i Ahmed Nakş-bendî

Ana peder Seyyid Ahmed Hilmi
Dahi feth olmuş idi bâtın ilmi
Eskiden duâların sonunda “Şerler def ola¸ hayırlar fethola” derlerdi. Biz de bu duâya âmin dedikten sonra; “Sevgisizlik bu âlemden def ola¸ aşkın esrar kapıları fethola “ diyerek sözü tamamlayalım.

Sayfayı Paylaş