Aşk ve Sevgili

Divan şiirinde aşk, âşığın gözüyle bizlere sunulmaktadır. Çoğu zaman bu aşk hikâyesinde, yalnızca sevgili ve âşık görülmektedir. Kimi zaman da bu ikiliye, âşığın rakibi ve düşmanı kisvesiyle farklı unsurlar eşlik etmektedir.
Gazellerde, bu kısa aşk hikâyeleri anlatılırken genellikle âşıklar konuşur. Çünkü bilinir ki “Âşık susunca, ârif konuşunca ölür.” Sevgilinin konuştuğuna ise pek rastlanmaz, rastlansa da “Şöyle şöyle demiş.” denilir. Aksi takdirde sevgilinin âşıkla diyaloga girmesi ya da âşığın, sevgilinin söylediklerini duyması, sevgilinin âşığa ilgi gösterdiği manasını taşıyacaktır. Ve şiirin mana olarak geleneksel formdan uzaklaşmasına neden olacaktır.
Sevgilinin âşıkla konuşmamasının sebebi, sevgilinin âşığın varlığından haberinin dahi olmamasından kaynaklanmaktadır. Sadece bu durum bile divan şiirinde sevgilinin sanem, kâfir gibi hitaplarla anılmasına sebep olmuştur, denilebilir. Ahmed Paşa’nın “olmamış” redifli gazelinden seçtiğimiz aşağıdaki iki beyitte, sevgilinin âşıktan bîhaber olmasından ve sevgilinin kâfirliği bırakamamasından bahsedilmiştir.
Bir dil mi kalmışdur bu tîr-i gamzeden kan olmamış
Bir cân mı vardur ol kemân-ebrûya kurbân olmamış
(Sevgilinin yan bakışının attığı oktan kan olmamış bir gönül mü kalmıştır? O keman kaşlı sevgiliye kurban olmamış bir can mı vardır?)
Beyitte dikkat çeken ilk unsur, birinci ve ikinci mısradaki sorulardır. İstifham, yani soru sorma sanatı ve bilip de bilmezlikten gelme sanatı –tecahül-i arif- birlikte kullanılmıştır. Şair, elbette sevgilinin gamzesiyle âşıkların gönlünün kan olduğunu ve bütün âşıkların sevgili için canını kurban ettiğini bilmektedir. Buradaki amaç, şiire söyleyiş güzelliği katmaktır.
Birinci mısrada, sevgilinin gönülleri kana bulayan süzgün yan bakışından bahsedilmektedir. Bu yan bakış, aşkın başlama evresidir. Sabahın ilk ışıkları gibidir… Sevgili, âşıktan bîhaberdir. Bırakın ona doğru bakmayı, âşığın varlığından dahi haberi yoktur. Yalnız âşık için durum, hiç de öyle değildir. Âşık, sevgiliyi gördüğü an uzunca bir seyre dalar. Dünyevî duygulardan uzak bir şekilde, hayran gözlerle sevgiliyi temaşa eder durur. Bu temaşa sırasında, sevgilinin de bakışlarını âşığın olduğu tarafa doğru yöneltmesi, âşık için bir hayli uzun ve meşakkatli bir yolculuğun habercisidir. Hâlbuki sevgili, âşığı görmemiştir bile. Sadece başını çevirmiştir. Saniyenin belki de binde biri uzunluğundaki o an, âşığın gözünde hüsnü zannın ötesinde; sevgiliyle karşılıklı bir temaşa hâlini alıvermiştir.
İkinci mısrada, sevgilinin en etkili silahlarından biri olan kaşları mevzu bahis edilmiştir. Birinci mısradaki yan bakış okları gitmiş, yerini kemân-ebrû almıştır. Keman kaşlar, divan şiirinde sıklıkla kullanılan sevgilinin güzellik unsurlarındandır. Şekli ve yüzdeki konumu itibarıyla birçok teşbihe olanak sağlar. Kaş, âdeta bir fitneci dükkânıdır. Bu dükkânda göz, kirpik ve gamze bulunmaktadır. Göz, kirpik ve gamze, kaşın fitne ortaklarıdır. Kaş, her üçüyle birlikte hareket eder ve âşığı alaşağı eder. Kaş, yay gibi iyice gerilir ve kirpik oklarını bir bir âşığın gönlüne saplar. Kaş, sadece ok atan yaya değil, aynı zamanda şekli itibarıyla hançere de benzetilir.
Sevgilinin kaşlarını çatıp âşığa sitem etmesi, bu hançerin sivriliği ve keskinliğini artırmakta ve âşığın canını daha çok yakmaktadır. Kaşın başka bir teşbihi de hilale benzemesidir. Hilal, Kurban Bayramı’nın habercisidir. O görülmeden bayram başlamaz ve kurban kesilmez. Beyitte keman kaşlar, bayramın habercisidir. Artık bayram başlamış demektir. Bu da demek oluyor ki bir kurbana ihtiyaç vardır. Kurban da hiç kuşkusuz âşıktır.

Sayfayı Paylaş