Ârif ve Âdil Bir Şair Sultan: III. Mehmed Han

13. Osmanlı sultanı. III. Murad Han’ın oğlu. 26 Mayıs 1566’da Manisa’da doğdu. O da her Osmanlı şehzadesi gibi çok iyi bir eğitim gördü. Malum şehzadelerin eğitimi din, siyaset, askerlik alanlarında olduğu gibi aynı zamanda edebiyat alanında gerçekleşmekteydi. Bu durum onun için de öyle oldu. Çok değerli hocalardan dersler aldı. Yöneticilik görevine gelince önce Manisa Sancak Beyliği ardından Manisa Sancağı Valiliği yaptı. Babasının vefatından sonra da 17 Ocak 1595 tarihinde Manisa’dan İstanbul’a gelip sultan ilan edildi.
III. Mehmed Han’ın sultanlık hayatı elbette başarılılarla dolu idi. Öncelikle içe dönük faaliyetlerde bulundu. Ehliyetli insanları önemli görevlere atadı ve yönetimi sağlamlaştırdı. Bundan sonrası ise Batı ile yapılan mücadelelerle geçti. Ne var ki ilk zamanlarda bir başarı hikâyesi yazılamadı. Eflak ve Macaristan Bölgelerinde toprak kayıpları oldu. Fakat bu durum uzun sürmedi. Üçüncü Mehmed Han, Vezir-i Azam Damad İbrahim Paşa’nın da tavsiyesiyle 20 Haziran 1596 tarihinde Eğri Seferi’ne çıktı. Bu sefer başarıyla sonuçlandı. Bunu Haçova Zaferi takip etti. Kanije alındı. Kendisi bundan böyle “Eğri Fatihi” olarak anılmaya başlandı. Çok sonraları 1891-1895 yılları arasında, bir seri hâlinde kaleme aldığı ve “Manzum Osmanlı Tarihi” olarak andığı eserinin “Sultân Mehemmed-i Sâlis Yâhûd Fâtih-i Şehîr” bölümünde Mehmed Celal onu bu zaferden sonra şöyle övecektir:
Kılâ’ı feth idiyor Haydar-ı zamânı görün
Bakıñ mehâbetine bir cihân-sitânı görün
Elinde hançeri vechinde nûr-ı şânı görün
Cihân ayağına gelmiş şu kahramânı görün
lll. Mehmed Han, daha sonra doğuya yöneldi. Celali isyanları, Safeviler üzerine yapılan seferler derken zafere ramak kala 1603 yılında 21/22 Aralık gecesi 37 yaşında vefat etti. Ayasofya Camii bahçesindeki türbesine defnedildi.
Şiir ve Zafer
lll. Mehmed için şiir adına söylenecekler öncelikle işte bu zaferlerle yakından ilgilidir. Eğri ve Haçova Zaferlerinin ardından İstanbul’a dönüldüğünde merasim ve şenlikler yapıldı. Şair Baki dâhil birçok Divan şairi Sultan’a kasideler, manzum tarihler ve zafernameler sundular. Geniş bir bilgi birikimine sahip olan III. Mehmed Han, kendisine takdim edilen edebî eserleri memnuniyetle karşıladı. Eserlerin yazarlarını taltif etti. Bakî’nin yanı sıra Nev’î onun saltanatı boyunca edebiyat muhitlerinin önemli isimleri oldular. Hoca Sadeddin, Gelibolulu Âlî ve Selanikî gibi âlim ve tarihçiler de tıpkı şairler gibi onun zamanında haklı birer şöhret kazandılar.
Ne var ki siyasî olaylar ve sultanın genç yaşta ölümünün buna fazlaca imkân verdiği söylenemez. Durum böyle de olsa karşımızda tıpkı önceki sultanlar gibi hayatında şiire yer veren ve şiirlerini “Adnî” mahlasıyla yazan bir padişah var. Bazı kaynaklarda Adlî mahlasının yanında Adnî mahlasını da kullandığı belirtilir. Onun bir divana sahip olmaması durumu değiştirmiyor. Zira tek bir şiir bile eğer nitelikli ise yazanını şair olarak görmek için yeterlidir. İşte bu durum lll. Mehmed Han için de böyle oldu. O, bir divana sahip değilse de az sayıdaki şiirleriyle bile Osmanlı şiir sultanlarından biri olmayı başarmıştır. Onun bugüne ulaşan şiirlerine tezkirelerde rastlanmaktadır.
Bir Şiiri
lll. Murad’ın Riyazî’nin “Tezkiretü’ş-Şuara” isimli eserinde “Adlî” mahlasıyla yer alan şiiri onun hem şairlik gücünü hem de şahsiyet özelliklerini ve değerler dünyasını ortaya koyan bir metindir. Şimdi bu şiire bakalım:
Yokdurur zulme rızâmız adle biz mâilleriz
Gözleriz Hakk’ın rızâsın emrine kâilleriz

Ârifiz âyine-i âlem-nümâdır gönlümüz
Rûzgârın cünbişinden sanmayın gâfilleriz

Hükm-i Mevlâya mutîiz fâriğiz tedbîrden
Biz tevekkül ehliyiz takdîrine kâilleriz

Gönlümüz kuhl-ı Sıfâhanı alır mı aynına
Tûtiyâ-yı gerd-i râh-ı dilbere mâilleriz

Pûte-i aşk içre Adlî kâlb edelden kalbimiz
Gıll u gışdan hâliyiz âlemde sâfî-dilleriz
Şöyle diyor sultan şairimiz: “Zulme rızamız yoktur, bizler adalete meylederiz, yolumuz adalet yoludur. Allah’ın rızasını esas alırız ve O’nun emrine boyun eğmişiz. Ârifleriz, gönüllerimiz cihanı gösteren birer ayna oldu. Zamanın değişiminden de gâfil değiliz. Ne olup bittiğinin farkındayız. Mevlâ’nın hükmüne itaat ederiz, tedbire çok önem vermeyiz. Bizler tevekkül ehliyiz, takdir ne ise kabul ederiz. Gözlerimiz, sürmesiyle meşhur olan Isfahan boyasını kabul etmez; bizler sevgilinin bastığı topraktan yapılan sürmeyi isteriz. Ey Adlî! Kalplerimiz aşk potası içinde eritildiği günden beri kötü düşüncelerden uzağız ve bizler cihanda gönülleri saf olanlarız.”
Bu gazelin anlam dünyasına baktığımızda öne çıkan kavramların “adalet”, “Allah’a teslimiyet ve O’nun rızasını kazanma”, “ilim ve irfan ehli olma”, “teslimiyet”, “tevekkül” olduğu görülür. Bu da hem şairinin hem de Osmanlı’nın hangi değerlerle kendini tanımladığını gösterir. Buna göre adalet esastır. Adaletli olmak, zulme karşı çıkmak demektir. Kişi bu amaç için mücadele etmelidir. Netice takdirdir. Mü’min olan, kadere rıza gösterir.
Şairin bu kavramları “aşk”la ilişkili olarak kullanması da dikkati çeken bir başka özelliktir. Malum, divan şiirinin temel teması aşktır. Aşk, var oluşu bir anlama biçimidir. Bu yüzden onu çok boyutlu bir anlam dünyası içinde düşünmek gerekir. Burada aşkın yöneldiği varlık, bu duygunun kendisine en çok yakıştığı Cenab-ı Hak’tır. Şair de buna işaret etmektedir. İşte bu anlam dünyası onun şahsiyetine dair de Osmanlı kaynaklarında geçen “halim, selim, kerîm, edîb ve vakur” gibi sıfatların boşuna verilmediğini göstermektedir.

Sayfayı Paylaş