AHMET REMZİ AKYÜREK'İN ŞİİRLERİNDE ATASÖZLERİ

Somuncu Baba

Atasözleri bir milletin tarihî ve kültürel zenginlikleridir. Az sözle çok şey anlatma esasına dayalı ürünler olan atasözlerinde¸ bir değerler hazinesi gizlidir. Atasözlerinin kimin tarafından söylendiği belli değildir; atasözlerini halk engin tecrübesiyle söylemiştir.

Atasözleri bir milletin tarihî ve kültürel zenginlikleridir. Az sözle çok şey anlatma esasına dayalı ürünler olan atasözlerinde¸ bir değerler hazinesi gizlidir. Atasözlerinin kimin tarafından söylendiği belli değildir; atasözlerini halk engin tecrübesiyle söylemiştir.
İslâmiyet öncesi Türk Edebiyatı geleneğinde atasözünün karşılığı olarak “sav” kelimesi kullanılmaktadır. İlk olarak Orhun Kitâbelerinde karşımıza çıkan bu kelime¸ XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut’un 1074’te Bağdat’ta tamamladığı Divân-ı Lügat’it-Türk adlı Türkçe-Arapça sözlüğünde yukarıda zikredilen karşılığıyla “sav” olarak geçmektedir. XV. yüzyıla dek birçok yapıtta sık sık kullanılan kelime¸ XIX. yüzyılda yerini Arapça mesel¸ darb-ı mesele (çoğulu: durûb-ı emsal) bırakır (Acaroğlu 1992: 7). Hatta bu adla İbrahim Şinasi Efendi (D. 1826 – Ö. 1871)¸ Paris’te bulunduğu sırada derleyip¸ toparladığı ve adına da Durûb-ı Emsâl-i Osmânîye (1851-52) dediği bir atasözleri kitabı yayınlamıştır. Bundan sonra günümüze değin atasözleriyle alakalı onlarca eser hazırlanmıştır.
Sav¸ mesel¸ darb-ı mesel ve nihayet atasözü (atalar sözü) olarak adlandırılan bu özlü sözlerin muhtelif kaynaklarda yer alan tanımlamaları şu şekildedir:
Atalarımızın uzun denemelere dayanan yargılarını¸ gözlemlerini genel kural¸ bilgece düşünce ya da öğüt olarak düsturlaştıran¸ birtakım töreleri¸ inanışları yansıtan ve kalıplaşmış biçimleri bulunan kamuca benimsenmiş özsözler (Aksoy 1989:37). Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş söz¸ darbımesel (TDK Türkçe Sözlük 1988: 100). Atasözleri çok defa gerçek manaları yerine mecazlı bir mana kazanarak sözlü gelenek içinde nesilden nesile aktarılan ve halk hafızasında yaşayan¸ halka mal olmuş¸ kalıplaşmış ifadelerdir (TDV İslâm Ansiklopedisi 1991: C.4¸ 44). Bir fikri¸ bir öğüdü¸ mecaz yolu ile¸ kısa ve kesin olarak anlatan¸ eskiden beri söylenegelmiş vecize sözler (Meydan Larousse 1960: C.1¸ 798). Uzun gözlem ve tecrübelerden sonra varılmış hükümleri hikmetli bir tarzda kısa olarak ifade eden eskilerden kalma söz¸ atalar sözü¸ eskiler sözü¸ mesel¸ darb-ı mesel (D. Mehmet Doğan 1989:62).
Yukarıda birbirine benzer muhtelif tanımlarını verdiğimiz atasözü¸ hem Halk Edebiyatımızda¸ hem de Dîvân Edebiyatımızda şâirlerimizin şiirlerinde kullandıkları ürünler olmuşlardır. Bunda elbette ki atasözlerinin içlerinde barındırdıkları anlam yoğunluğu ve ifade kıvraklığının etkisi vardır. Şâirlerimiz üzerinde yapılacak bu tür incelemeler onların şiirlerinin değerlendirmesi yanında¸ yaşadıkları dönemin sosyal hayatı hakkında da bizlere ipucu verecektir.
Kayserili Dîvân şâirlerinden Ahmet Remzi (Akyürek) de (D.1872- Ö.1944)¸ şiirlerinde atasözlerine ve deyimlere yer vermiştir. Biz bu çalışmamızda sırasıyla önce şâirin şiirlerinde yer alan atasözlerini¸ sonra da deyimleri nasıl ve hangi amaçla kullandığını¸ içinde bulunduğu psikolojik atmosferi de göz önüne alarak kısa değerlendirmelerde bulunacağız. Aşağıya alacağımız atasözlerinden bazıları yaptığı çağrışım gözetilerek alınıp değerlendirilmiştir.
1.Açma sırrını dostuna¸ o da söyler dostuna. Bu atasözü Remzî Dede’de şu şekilde geçmektedir:

Âlemde ser-âzâde olan âkil odur kim
Râz-ı dilini etmeye bir kimseye ifşâ (s. 144).
İnsanlar¸ dünyada birtakım şeyleri¸ birileriyle paylaşmak isterler. Bu paylaştıkları şeyler bazen başkaları tarafından bilinmemesi gereken¸ gizli olan şeylerdir. Bunlara biz sır diyoruz. Başkalarının bilmesi hâlinde sır dediğimiz¸ bizde saklı olması gereken bu sözler başımızı ağrıtabilir¸ bizi huzursuz edebilir. Onun için şâir bir yerde insanlara atasözlerinin de bir başka özelliğinden¸ öğüt verme özelliğinden hareket ederek¸ sırlarını özellikle de gönül sırlarını söylemeyen insanların âlemde akıllı insanlar olduklarını vurguluyor.
2.Söz gümüşse sükût altındır.
Bu mesel meşhurdur kim söz gümüş zerdir sukût
Belki zerden mu’teber bir başka gevherdir sukût (s. 277)
Türk an’anevîsinde büyüklerin yanında susma¸ onları dinleme oldukça önemlidir. Bu durum hem o kimsenin saygısını hem de ilmini artıracaktır. Konuşma¸ hele bilgisi olmadan konuşma insana zarar getirir¸ birçok şeyden mahrum eder. Bulunduğumuz ortama göre yeri geldiğinde konuşmalı¸ yoksa susmalıyız. “İki dinle bir konuş” atasözü de bu meyanda hemen aklımıza gelmektedir. İnsanlarda bulunan iki kulak bir ağzın bu atasözü ile bağlantılı olduğu düşünülebilir. Bir de söz ve sükûtun benzetildiği nesnelere dikkat edilirse yerli yerinde konuşmanın ya da susmanın ne kadar kıymetli olduğu anlaşılır.
3.Sabırla koruk helva olur¸ dut yaprağı atlas. Sabreden derviş muradına ermiş. İkisini birlikte aldığımız hemen hemen aynı anlamı taşıyan bu iki atasözü Remzi Dede’nin şiirlerinde yine iki farklı yerde geçmektedir:
Sabr eden gül eyler elbet gonceyi
Ermeden maksûda salmaz pençeyi (s. 284).

Dertlere tahammül iyidir elbet
Sabr eden kimseler bulur selâmet (s. 305).
Bu iki atasözünde de öne çıkarılan şey sabırdır. Bunlardan özellikle ikincisi Yunanlıların İzmir’i işgali sırasında Remzi Dede tarafından yazılan bir şiirde geçmektedir. İstiklâl savaşı yılları… Açlığın¸ sefaletin diz boyu olduğu bir dönemde¸ bir de üstüne üstelik vatanımızın elimizden alınma senaryolarının oynandığı yıllar. Herhalde o zamanki insanımızın her şeyden ziyade ihtiyaç duyduğu ya da duyacağı şey sabır. İmkânsızlıklar içerisinde bir milletin tek sığınağı sabır.

Kaynaklar

* Ahmet Remzi Akyürek'in şiirlerinde atasözü ve deyimleri tespit edilirken¸ Prof Dr. Hasibe Mazıoğlu'nun “Ahmet Remzi Akyürek ve Şiirleri – Ankara 1987” adlı eseri incelenmiştir. Hayatı ve şiirleri ile ilgili olarak şu kaynaklara bakılmalıdır: Hasibe Mazıoğlu¸ Ahmet Remzi Akyürek ve Şiirleri¸ Ankara 1987; M. Fatih Köksal¸ Kayserili Dîvân Şâirleri¸ Kayseri 1998; İbnülemin Mahmut Kemal İnal¸ Son Asır Türk Şâirleri¸ İstanbul 1988; Erciyes Dergisi¸ Ahmet Remzi Akyürek Özel Sayısı¸ Kayseri 1983; Muhsin İlyas Subaşı¸ İki Mevlevî (Remzî Dede¸ Yaman Dede)¸ İstanbul 2005; Sait Özer¸ Ahmet Remzi (Akyürek) ve Şiirleri¸ Türk Dili ve Edebiyatı Makaleleri¸ Sayı:4¸ Sivas 2004.

Sayfayı Paylaş