MÜ'MİNİN ALLAH'A SONSUZ GÜVENİNİN ADI: TEVEKKÜL

Somuncu Baba

"Kul ile Allah ilişkisini en güzel şekilde ifade eden tevekkül anlayışı zaman zaman gerçek anlamından saptırılmış¸ aslında olumlu bir mânâ taşıdığı halde¸ ona olumsuz bir anlam verilmiştir. Buna göre bazı insanlar tevekkülü kişinin kendi sorumluluğunu Allah'a havale etmesi olarak anlamaktadırlar. Son derece yanlış olan bu anlayışı kuvvetli bir iman göstergesi olarak da görebilmektedirler. Hâlbuki yanlış bir tevekkülün imanla doğrudan alakası yoktur."

Tevekkül nedir?


Tevekkül¸ bir kulun herhangi bir işte üzerine düşeni yaptıktan ve başvurması gereken bütün normal ve meşru yollara başvurduktan sonra sonucu Allah'a bırakması ve O'ndan beklemesidir..


Yanlış bir tevekküle başvuran günahkâr olur mu?


Elbette yanlış bir tevekkül anlayışına sahip olan ve gerekli sebeplere başvurmayıp "Kaderim bu imiş."¸ "Allah verir." şeklinde bir düşünce ile hareket eden ve bundan dolayı olumsuz sonuçlarla karşılaşan mü'min günahkâr olur. Çünkü bu durumda o¸ kendi yanlış anlayışını ve tembelliğini Allah'a yüklemiş ve kötü sonuçlarla karşılaşmıştır. Onun bu tavrında¸ biri Allah'a yanlış bir şey isnat etmekten¸ diğeri de bu anlayışı sebebiyle kötü bir netice elde etmekten dolayı en az iki türlü günah vardır. Bir de bu anlayışı sebebiyle çoluk çocuğunu ve sorumlu olduklarını mağdur etmişse günahı kat kat artacaktır.


Tevekkül müslümana ne sağlar?


Kul girişmiş olduğu bir işte elinden geleni yapar¸ bu onun kulluk görevidir. Fakat bazen kendi gücünü sarfettiği halde istediği sonucu elde edemez. İşte gücünün bittiği bu noktada her şeye gücü yeten Allah'a dayanır. Bu noktada Allah'a dayanması onun hem inancını pekiştirir¸ hem de ümitsizliğe düşmesini engeller. Çünkü mü'min bilir ki¸ bir işte sonuç almak için sadece sebeplere başvurmak yeterli değildir. Allah'ın dilemesi de gerekir. Allah'ın dilediği bir işi hiç kimse engelleyemez¸ O'nun dilemediğini de kimse hayata geçiremez. Nitekim Sevgili Peygamberimizin bize öğrettiği dualardan birinde şu ifade geçer: "Ey Allah'ım! Senin verdiğine kimse engel olamaz¸ senin engellediğini kimse veremez¸ senin takdir ettiğini kimse reddedemez¸ senin hükmettiğini kimse değiştiremez!". Bununla birlikte sebeplere yapışıp ondan sonra tevekkül etmek Allah'a imanın bir gereğidir¸ çünkü Allah her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Bir işin bağlandığı sebep olmadan meydana gelmesi de yine Allah'ın takdiri ve kudreti dahilindedir. Allah isterse ateş yakmaz¸ su boğmaz¸ ilaç kullanmadan şifa gelebilir. Fakat bunlar genel durumu yansıtmadığı gibi¸ kulların sebeplere yapışmasının ortadan kalkması şartını ortadan kaldırmaz.


Tevekkül tembellik midir?


Kul ile Allah ilişkisini en güzel şekilde ifade eden tevekkül anlayışı zaman zaman gerçek anlamından saptırılmış¸ aslında olumlu bir mânâ taşıdığı halde¸ ona olumsuz bir anlam verilmiştir. Buna göre bazı insanlar tevekkülü kişinin kendi sorumluluğunu Allah'a havale etmesi olarak anlamaktadırlar. Son derece yanlış olan bu anlayışı kuvvetli bir iman göstergesi olarak da görebilmektedirler. Halbuki yanlış bir tevekkülün imanın kuvvetli olmasıyla doğrudan alakası yoktur. Çünkü bu yanlış anlayışı sonunda tevekkül amacından saparak tembelliğin¸ perişanlığın ve ataletin kaynağı haline gelmektedir.


Kur'ân'ın sunduğu tevekkül anlayışı nedir?


İlgili Kur'ân âyetleri doğru okunursa görülür ki¸ Kur'ân'ın bize öğrettiği tevekkül anlayışında önce insan herhangi bir konuda kendi üzerine düşen sorumluluğu sonuna kadar yerine getirmelidir. Bundan sonra¸ dışarıdan gelebilecek engelleyici unsurları bertaraf etmesi için Allah'ı vekil kılmalıdır. İlgili âyetlerin bir kısmı şöyledir:


"O¸ doğunun ve batının Rabbi'dir; O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse O'nu vekil kıl."[1].


"Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a tevekkül et¸ O'nu överek yücelt. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter."[2]


"Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a aittir. Bütün işlerin döneceği son merci O'dur. Öyleyse O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir."[3]


"…Bir kere de karar verip azmettin mi¸ artık Allah'a tevekkül et (O'na dayanıp güven). Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever."[4].


Bunlar yanında konuyla ilgili diğer âyetler toplu olarak okunduğunda görülür ki¸ tevekkül kulun gücünün bittiği noktada devreye giren bir iman meyvesidir. İnancı olmayanlar görünen sebeplere başvurduktan sonra tükenir ve tıkanırlar. Onların gücü¸ elde ettikleri sebepler kadardır. Mü'minin ise esas gücü tevekkülle başlar ve bu güç sonsuzdur. Çünkü gücün kaynağı sonsuzdur. Mü'minin tevekkülü azimle başlar¸ bu azim onu gerekli sebeplere başvurmaya götürür¸ sebepler bitince de Allah'a dayanmaya sevkeder.


Hz. Peygamber'in öğrettiği tevekkül anlayışı nasıldır?


Efendimizin bize öğrettiği tevekkül asla Kur'ân'dakine aykırı değildir ve olamaz. Nitekim o¸ çok meşhur olan bir olayda devesini bağlamadan salıvererek huzuruna gelen Amr b. Umeyye'ye: "Deveni bağla¸ ondan sonra tevekkül et." buyurmuş ve gerçek tevekkülü öğretmiştir.[5] Bu hadisleriyle sebeplere başvurmadan bir tevekkülü kabul etmeyeceğini göstermiştir. Başka bir hadislerinde¸ tevekkülün bir mü'min için ne kadar önemli olduğunu anlatmak için de şu açıklamayı yapmıştır: "Eğer siz Allah'a hakkıyla tevekkül ederseniz¸ O sizi¸ kuşu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır."[6] 


Sahabenin tevekkül anlayışı Peygamberden farklı mıdır?


Sahabe¸ Hz. Peygamber'in sohbetinde yetişmiş¸ onun irşatlarından ve nasihatlerinden en iyi şekilde nasiplenmiş bahtiyar insanlardır. Onların gerek Kur'ân'dan gerekse Hz. Peygamber'den aldıkları tevekkülün nasıl olduğunu Hz. Ömer'le ilgili şu olay bütün açıklığı ile bize göstermektedir: Bir gün Hz. Ömer Medine sokaklarında boşta gezen bir grup görür ve onlara¸ "Siz necisiniz?" diye sorar. Onlar da: "Biz mütevekkilleriz (tevekkül ehliyiz)." derler. Bunun üzerine onlara çıkışır ve der ki: "Hayır siz mütevekkil değil¸ müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz yalancısınız. Mütevekkil¸ tohumu ekip sonra tevekkül edene denir."[7]


İşte adaleti ve dini doğru anlaması ve dinin ruhunu kavramasıyla meşhur olan Hz. Ömer'in bu tavrı da gösteriyor ki¸ Kur'ân'ın¸ Hz. Peygamber'in ve sahabenin tevekkül anlayışı aynıdır. Promlem bu anlayışı esas mecrasından saptırıp insanların kendi tembelliklerine tevekkül adı takmaları ve bunu da dine mal etmeleridir. Hâlbuki din asla tembellik anlamında bir tevekkülü tasvip etmez. Problem asla dinimizde değil¸ her zaman bizim kısır anlayışımızdadır. Bunun için merhum Mehmet Akif¸ yanlış tevekkül anlayışını yerden yere vurduğu bir şiirinde şunları söyler:


'Allah'a dayandım!' diye sen çıkma yataktan…


Ma'nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!


Ecdâdını¸ zannetme¸ asırlarca uyurdu;


Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?


Üç kıt'ada¸ yer yer¸ kanayan izleri şâhid:


Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücâhid.


Âlemde 'tevekkül' demek olsaydı 'atâlet';


Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?


Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi;


Kur'an duramaz¸ nezd-i İlâhîye dönerdi.








[1] 73/Müzzemmil¸ 9.



[2] 25/Furkân¸ 58.



[3] 11/Hûd¸ 123.



[4] 3/Âl-i İmrân¸ 159.



[5] Bkz.¸ Tirmizî¸ Sıfatü'l-Kıyâme¸ 60.



[6] İbn Mâce¸ Zühd¸ 14.



[7] Beyhâkî¸ Şuabu'l-Îmân¸ II¸ 81¸ (Hadis no. : 1215)¸ Dârü'lKütübi'l-İlmiyye¸ Beyrut 1410/(1989-90).

Sayfayı Paylaş