BİR EMİR KALKAN KİTABI: "BU TARAF ANADOLU"

Somuncu Baba

"Emir Kalkan¸ gerçekçi bir yazar. Onun¸ göz önündekini değil¸ göz ardı edileni gözler önüne sermek gibi bir gayreti var. Bu yüzden hikâyelerinde daha çok¸ hayatın darbesini yemiş insanlar dikkat çeker. Meczuplar¸ garibanlar¸ ezilenler¸ fakirler… Bütün bunlar yaşadıkları mekânlardaki lisanla anlatılır. Dolayısıyla Kalkan¸ bu zengin sokak dilini kullanırken imkânlarını kısma veya sansürleme yoluna hiç gitmiyor."

Emir Kalkan¸ günümüz edebiyat dünyasına adını Kanatsız Kuşlar Şehri (2002) isimli kitabı ile duyurdu. Yazarın daha önce de Afşar Ağıtları¸ Kayseri Şairleri¸ 20.yy. Türk Halk Şairleri Antolojisi gibi daha çok folklorik mahiyette çalışmaları bulunuyordu. Kanatsız Kuşlar Şehri¸ yazarına¸ haklı olarak 2002 yılında Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü de kazandırdı. Bu eserinde Kalkan¸ Kayseri ile ilgili ilginç tespitlerini¸ usta bir gözlem ve akıcı bir dille hatıra¸ deneme¸ hikâye türlerinde dile getiriyordu. Kendine özgü bir anlatımı var Kalkan'ın. Kanatsız Kuşlar Şehri kitabının arka kapağında da yer alan bir bölümünde şöyle diyor yazar:


"Şehirler insanlara benziyorlar.


Ya güzel oluyorlar ya çirkin¸


Ya suskun ya cıvıl cıvıl.


Ya gizemli ya aşufte.


İçinde yaşayanların ruhu siniyor şehirlere.


Sevdalı insanların şehri¸ kendileri gibi güzel oluyor.


Şehri çevreleyen yüksek tepelere kurulmuş bağ evlerinin toprak damlarında¸ geceleri yıldız cümbüşlerini seyrederek uyuyan çocuklar¸ yaz günlerinin ılık sabahlarına hep aynı sesle uyanırlar. Yeşil ceviz ağaçlarının¸ birbirine karışmış gür meyve dallarının arasından süzülüp gelen kırgın¸ yorgun¸ ezgin¸  buruk bir sevda türküsüdür bu…
Gayrı dayanacak özüm kalmadı
Mektuba yazacak sözüm kalmadı…"


Emir Kalkan'ın bu akıcı üslubu diğer kitaplarında da kendini gösterir. Hoşça kal Şehir¸ Gül Ayinleri¸ Ha Bu Diyar… Kitaplarında Kayseri¸ özellikle eski Kayseri hayatından hatıraları günümüz insanına aktarıyor yazar. Kayseri'nin değişen çehresi¸ kaybolan; fakat özlenen mekânları; saf¸ temiz insanları onun hikâyelerinin değişmez konularındandır.


Yazarın bu yazımızda bahsedeceğimiz kitabı  "Bu Taraf Anadolu" adını taşıyor. Ötüken Yayınları arasında yeni çıkan (172 s. İstanbul 2008) kitabında Kalkan bu defa yerelden evrensele doğru bir çizgi takip ediyor. Kalkan¸ sadece Kayseri ile sınırlandırmıyor hikâyelerinde mekânı. Anadolu'nun her yanından ilginç anekdotlar sunuyor bize…


Hikâyeleri güçlü kılan unsurlardan biri¸ hiç şüphesiz¸ hikâyecinin gözlem yeteneğidir. Emir Kalkan'da gözlem¸ ileri bir seviyede diyebiliriz. "Topladığı taşları birbirine çatıp¸ ocak kuruyor kendince. Sonra eteğine doldurduğu gazel artıkları¸ çer çöp¸ ne varsa yığıp ocağın içine¸ çakıyor kibriti. Ocak tutuşuyor. Ve ocak tutuşur tutuşmaz¸ sanki gökyüzünü kaplayan bir çatı kuruluyor üzerine; kırmızı halılarla döşeli¸ tombul çocukların bir o yana bir bu yana koşuşturup durdukları¸ sıcacık bir yuva oluyor kayaların dibi. Yüzünü yalayan alevlerle birlikte bir huzur¸ bir rehavet çöküyor kırışmış alnına…" (s.33) Bize göre Emir Kalkan'ın hikâyelerindeki başarı gözlemlerinin yanı sıra¸ bir ara Türk Dil Kurumu ve Folklor Araştırmaları Kurumu adına yaptığı alan araştırmalarından da kaynaklanmaktadır.


Ruhsal çözümlemelerinde başarılı bir yazar Emir Kalkan. İnsan ruhundaki dalgalanmaların tabiatla¸ eşya ile özdeşleştirilmesindeki ustalık¸ tabiatın insan psikolojisi ile analiz ve tasvir edilmesindeki beceri hikâyelerinin ilerde çok çok bahis konusu olacağının habercisi. "Nezir Vay" isimli hikâyede bacısı ile birlikte zorla örgüte katılması istenen ve kendisine birkaç günlük bir mühlet tanınan bir delikanlının ruh hâli¸ hayalleri¸ düşünceleri ve delikanlının gözünde tabiatın görünüşü yazarın dilinde mücessem bir hâle gelir:


"Şafak aralanıyor…


Gün ışıyor…


Güneş dağların tepesinden gösteriyor alnını…


Sessiz¸ durgun¸ kasvetli bir aydınlık yayılıyor…


Birkaç horoz öylesine¸ tembel¸ isteksiz ötüyor…


Ayak sesleri¸  pat pat… Aynı minval üzere¸ birbirine benzer¸ şüpheli¸ korkak¸ ama kararlı. " (s. 25-26)


Bu Taraf Anadolu'da hayal ile gerçek¸ geçmiş ile hâl arasında geçişler yumuşak ve pürüzsüz. Dil saf ve şiirsel.


Emir Kalkan'ın hikâyelerinde ders ya da mesaj; kurgu ya da imaj yoktur.  Söylemek istediği şey açık ve nettir. Her tipten insan onun için hikâye kahramanıdır. Hikâye kahramanları her zaman ideal tipler de değildir. İşçi¸ memur¸ bakkal¸ genç¸ ihtiyar¸ fakir¸ zengin¸ sarhoş¸ ayık…


Bu Taraf Anadolu'da Emir Kalkan¸ Türk insanının yaşadığı problemleri hikâye etmiş. Bunları okurken kimi zaman hüzünleniyor¸ kimi zaman gülmekten kendinizi alamıyorsunuz. Sözgelimi kitabın ilk hikâyesi olan "Nezir Vay"da Güneydoğuda yaşayan ve yasadışı örgüte katılması için zorlanan bir delikanlı ve ailesinin yaşadığı sarsıntılar dramatik bir dille anlatılıyor.  Guguk hikâyesinde ise hırsızlara karşı kanunlardaki boşluk¸ trajikomik bir şekilde ele alınıyor. Guguk¸ hırsızı yakaladığı ve yaraladığı için âdeta hırsızın elinde zebun olan bir vatandaşın hikâyesidir!


Emir Kalkan¸ gerçekçi bir yazar. Onun¸ göz önündekini değil¸ göz ardı edileni gözler önüne sermek gibi bir gayreti var. Bu yüzden hikâyelerinde daha çok¸ hayatın darbesini yemiş insanlar dikkat çeker. Meczuplar¸ garibanlar¸ ezilenler¸ fakirler… Bütün bunlar yaşadıkları mekânlardaki lisanla anlatılır. Dolayısıyla Kalkan¸ bu zengin sokak dilini kullanırken imkânlarını kısma veya sansürleme yoluna hiç gitmiyor.


Emir Kalkan'ın hikâyeleri argo ve jargon itibariyle orijinallik gösteriyor. Bu bakımdan Bu Taraf Anadolu dil araştırmacıları için de zengin bir kaynak. Öte yandan bu durum kitap için bir olumsuzluk da sayılabilir. Sokak dilinin hikâyelere sansürsüz bir şekilde sokulması… Bu konu aslında çok da tartışma götürür. Hikâyeci ya da roman yazarı gerçekçi olma adına¸ mesela ağır argo kelimeleri rahat bir şekilde yazmalı mıdır? Kalkan'ın tercihi kahramanının konuşmasını olduğu gibi vermekten yana. Nitekim daha önce yayınlanan Ha bu Diyar isimli kitabı ile bu son kitabında hemen her hikâyesi bu tür kelimelerle dolu. Yazarın bu tercihini değerlendirecek olan şüphesiz iki hakem var: Okuyucu ve zaman…


Biz de hikâyelere bir okur gözü ile baktığımız zaman hikâyelerdeki bazı ağır argo kelimelerden ve edebiyat açısından meşru olmayan tasvirlerden rahatsız olmadığımızı söyleyemeyiz. Konu¸ anlatım¸ üslup bakımından çok takdir ettiğimiz bu anlatıları mesela bir lise öğrencisine okumak ve onlara tavsiye etmek hususunda durup düşünmemiz gerektiği gerçeğini dile getirmemiz gerekir. Emir Kalkan'ın özellikle birkaç hikâyede yaptığı tasvirleri kaldırdığı zaman hikâyelerinin gücünden hiçbir şey kaybetmeyeceğini ve eğer bir boşluk görüyorsa bu boşluğu farklı bir anlatımla dolduracağına inanıyoruz. Zaten yazarın özelliği de burada çıkıyor; yani bir konu¸ dilin zenginliğinden¸ geniş imkânlarından ve edebî sanatlarından faydalanılarak farklı bir şekilde¸ farklı kelimelerle de anlatılabilir¸ sezdirilebilir. Emir Kalkan bunu rahatlıkla yapabilir. Çünkü onun kitaplarından ve sohbetlerinden gördüğümüz kadarıyla zengin bir kelime hazinesi var; deyimlere hâkim; kısacası o bir dil ustası…


Emir Kalkan'ın¸ şehir kitapları ile okuyucuyu can damarından yakalayan bir üslubu var. Çünkü modern insan¸ çağın bunalımları ile mücadele ederken geçmişin yoksul; fakat mutlu¸ huzurlu hayatını her gün biraz daha özlüyor; bu özlemini de hatıraların dile getirildiği kitaplarla paylaşmaktan hoşlanıyor.


Bu Taraf Anadolu okuyucunun yine hoşuna gidecek hikâyelerle dopdolu. İlk hikâye Nezir vay ismini taşıyor. Bundan yukarıda bahsettiğimiz için tekrar ele almıyoruz. Kına¸ sevdasına hasret bir askerin acıklı hikâyesi. Ocak¸ kötü töreleri uygulama adına hayatının karartıldığı bir gelinin dramı… Hal Böyle Böyle¸ modern dünyada¸ parasızlık yüzünden anasını kaybeden bir insanın Analar Gününde hissettikleridir. Gece¸ hüzünlü bir aşk öyküsüdür. Köpenek Friterleri¸ adından da anlaşılacağı gibi güncel¸ mizahî bir hikâye. Ben Garip İlim Garip¸ kültürün ve dilin yozlaştırılması karşısında bunalan bir Türk'ü anlatır. Şefaatçi¸ siyasetçilerden medet uman ve çekmediği eziyet kalmayan tipik bir vatandaşın gerçeğidir. Sarı Çizmeli Kredisi¸ yine güncel bir mizahtır. Guguk'tan da yukarıda söz etmiştik. Abeler¸ Romanları anlatan bir hikâye. Hâkim Bey¸ insanlara ceza verip kaybetmek yerine¸ insanı kazanmaya çalışan bir hâkimin portresidir. Şahit¸ yalancı şahitliği âdet hâline getirmiş bir yaşlının hikâyesidir. Kısas yediği haramdan pişmanlık duyan bir vatandaşın öyküsüdür. Şehrin Efendileri'nde yazar¸ meczupların¸ saf insanların portresini ustalıkla anlatıyor. Çorapsız¸ üçkâğıtçılıktan emekli olmuş; fakat elinde avucunda bir şey kalmamış bir insanın mizahî hikâyesi. Uçkur¸ ilerlemiş yaşında gül üstüne gül koklamaya çalışan bir insanın; Uygar¸ kendini hayatın akışına bırakmış ar namus tanımayan bir kadının acı sonunu hikâye ediyor. Kitabın son hikâyesi Otopark… Bu da basit ve küçük bir olaydan ustaca çıkarılmış bir hikâyedir.


Kırk küsur yıldır sanat ve edebiyat hayatının içinde bulunan Emir Kalkan'dan şimdi beklediğimiz bir kitap var: Kayseri'de şahit olduğu edebiyat oturmalarının/okumalarının hatıraları… Tanıdığı edebiyatçı¸ yazar¸ şair dostlarının 30–40 yıl önce Kayseri'deki edebiyat ortamının kitabı… Bu muhtevadaki bir kitap¸ geçmişten günümüze ışık tutarken¸ günümüz yazarlarına¸ şairlerine önemli mesajlar verecektir. Şüphesiz ki bu hatıralar Kayseri'nin kültürel hayatına da önemli katkılar sağlayacaktır.

Sayfayı Paylaş