MOLLA HÜSREV HAZRETLERİ

Somuncu Baba

Osmanlı hayranı bir Fransız subayının oğlu olan Molla Hüsrev¸ Osmanlı Devletinde 15. yy.ın ikinci yarısında yetişen büyük bir âlim olup üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Babasının Müslüman olduktan sonra geldiği Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Asıl adı Muhammed'dir. Babasının vefatından sonra bir Osmanlı emiri olan eniştesi Hüsrev Beyin yanında yetişti ve Hüsrev Kaynı diye çağırıldı. Daha sonra kayını kelimesi de kaldırılıp Molla Hüsrev adıyla ünlü oldu.



Osmanlı hayranı bir Fransız subayının oğlu olan Molla Hüsrev¸ Osmanlı Devletinde 15. yy.ın ikinci yarısında yetişen büyük bir âlim olup üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Babasının Müslüman olduktan sonra geldiği Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Asıl adı Muhammed'dir. Babasının vefatından sonra bir Osmanlı emiri olan eniştesi Hüsrev Beyin yanında yetişti ve Hüsrev Kaynı diye çağırıldı. Daha sonra kayını kelimesi de kaldırılıp Molla Hüsrev adıyla ünlü oldu.


Molla Hüsrev¸ başta Burhaneddin Haydar Hirevî¸ Molla Fenari'nin oğlu Yusuf Bali olmak üzere zamanının diğer âlimlerinden ilim tahsil etti. Tahsilini tamamladıktan sonra bir süre Bursa'da müderrislik yaptı. Daha sonra Edirne kadılığı ile Edirne'de önce Şahmelik arkasından Çelebi Medresesinde müderrislik yaptı. Sultan İkinci Murat Han devrinde de Kazaskerliğe tayin edildi.


 İkinci Murat¸ devlet yönetimini öğrenmesi için oğlu Mehmet'i Manisa'ya göndermek ister. Fakat müthiş zekâsı ve kabiliyetinin yanında hırçın ve kabına sığmazlığı ile bilinen şehzadenin lalası olmaya¸ onu yetişmek için beraberinde Manisa'ya gitmeye hiçbir âlim yanaşmaz. Molla Hüsrev bu işe gönüllü talip olur ve getirildiği o yüksek makamı terk ederek geleceğin Fatih'inin lalası olur.


 Şehzade Mehmet bu büyük âlimden çok faydalanır¸ ondan bir kısım ilimleri tahsil eder. Hocası sayesinde ufku açılır. Kendini aşmayı¸ büyük düşünmeyi öğrenir.


Fatih Sultan Mehmet'in tahta geçip İstanbul'u fethetmesinden sonra Galata ve Üsküdar kadılıklarına tayin edilir. Bu arada Ayasofya müderrisliğini de yürütür. Bir ara Bursa'ya giderek bir medrese kurar ve burada ilim öğretmek ve talebe yetiştirmekle meşgul olur. İkinci Osmanlı Şeyhülislamı Fahreddin-i Acemî'nin vefatı üzerine Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'a davet edilerek bir ilim adamının gelebileceği son nokta olan şeyhülislâmlığa tayin edilir. Molla Hüsrev¸ Osmanlı Devleti'nin bu en üstün ve en şerefli makamında yirmi sene adalet ve hakkaniyet üzere vazife yapar.


Aklî ve dinî bilimlerin yanı sıra İslâm hukukunda da otorite bir isim olarak kabul edilen Molla Hüsrev¸ fıkıh¸ fıkıh usulü¸ tefsir¸ kelam ve belagat alanlarında pek çok eser yazdı. Özellikle Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulan ünlü "Dürer ve Gurer" adlı fıkıh kitabı çok kıymetlidir. O Fatih'in ifadesiyle¸ "zamanın Ebû Hanifesi"dir. Molla Hüsrev hazretleri aynı zamanda ünlü bir şairdir. Türkçe ve Arapça şiirleri vardır.


Vakur ve alçakgönüllü bir insan olan Molla Hüsrev¸ halkın ve devlet adamlarının sevgisini ve hayranlığını kazanmış bir şahsiyetti. Cuma günleri Ayasofya Camisine girdiğinde bütün cemaat ayağa kalkar¸ kendisine yol açar ve mihrapta yerine varıncaya kadar oturmayıp onun oturmasını beklerlerdi. Medresede derse gideceği zaman talebeleri evinin önünde toplanır sonra saygı ve ta'zimle o kudretli âlim ile birlikte medreseye giderlerdi. Ders bittikten sonra da yine aynı şekilde hocalarını evine kadar getirirlerdi.


 Molla Hüsrev yüksek ilmiyle İslâm dinine uymakta gayretli ve titiz idi. Duygulu ve merhametliydi. Temiz ve sade giyinirdi. Diğer devlet adamlarının aksine küçük ve basit bir sarık sarardı. Yalnızlığı ve kendi işini kendisi görmeyi severdi. Hatta konağında birçok hizmetçilerinin olmasına rağmen¸ o hiçbirini kendi hizmetinde kullanmaz¸ odasını kendisi süpürür¸ temizler ve kandilini dahi kendisi yakardı.


 Ömrünü talebe yetiştirmekle geçiren Molla Hüsrev'in yetiştirdiği talebelerden Zembilli Ali Efendi de kendisi gibi Osmanlı şeyhülislamlarından biri olmuştur.


Molla Hüsrev¸ kendi el yazılarıyla yazılmış pek çok kıymetli eser bırakarak¸ 1480 yılında bir Cuma günü İstanbul'da ahirete irtihal etti. Namazı Fatih Camiinde kılındıktan sonra Bursa'ya götürülüp¸ Emir Sultan'ın kabrinin doğusunda daha önce kendisinin yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi.

Sayfayı Paylaş