KULLARINI BAĞIŞLAMAYI ÇOK SEVEN VE KULLARI TARAFINDAN ÇOK SEVİLEN ALLAH: EL-VEDÛD

Somuncu Baba

“Müslümanın hayatında Allah'ın el-Vedûd isminin tecellîsi¸ “Yaratan”a hürmet¸ yaratılana şefkatle muâmele” şeklinde kendini göstermelidir. Bunun için Yûnus Emre¸ irfânî bir dille¸ “Yaratılanı hoş gör¸ Yaratan'dan ötürü” demiştir. Bu sebeple tarih boyunca bütün Müslümanlar¸ varlığa¸ Yaradan'a olan sevginin bir tezahürü olarak merhametle bakmışlardır.”

El-Vedûd¸ bir şeyi sevmek ve sevmeyi temennî etmek anlamlarına gelen mevedde ve vudd mastarından türemiştir. el-Vudd¸ iki anlamda kullanılır.1 Bunlardan ilki¸ temennî sevgisidir. Temennî¸ sevilen şeyin meydana gelmesini arzulamaktır. Bu mânâya göre sevgi¸ insanın sevilen varlığa karşı içinde beslediği temiz ve katışıksız duygu biçimidir. Bu anlamda Kur'an-ı Kerim'de şu âyet bu sevgi türünü çok güzel açıklar: “İçinizden¸ kendileriyle huzûra kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet (mevedde) ve rahmet varetmesi¸ O'nun varlığının belgelerindendir..”2 Evlilikle ilgili bu âyette¸ birbirine yabancı olan bir kadınla bir erkeğin içinde Allah'ın birbirlerine karşı hoşlanma¸ sevgi ve şefkat duygusunu yaratmış olması gerçekten O'nun varlığının delillerindendir.


el-Vudd mastarının bir diğer anlamı da mücerret sevgidir. Bir şeyi hiçbir menfaat ve çıkar ilişkisi gözetmeksizin sadece Allah için sevmek demektir. Şu âyette bu saf ve katışıksız sevgi türü çok güzel anlatılır: “Ey Muhammed! De ki: Ben teblîğ görevime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Sadece yakınlık ve dostluk bağları içinde sevgi (mevedde) bekliyorum.”3


Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Vedûd¸ Allah ile kulları arasındaki sevgiyi ifade eder. Sevgi¸ varoluşla alakalı bir mânâdır. Çünkü el-Vedûd isminin asıl anlamlarından birisi¸ Allah'ın¸ yaratıklarına karşı olan sonsuz sevgisidir. Bu sevgiyle O¸ kullarına sayısız nimetler verir. Kendisine yöneleni asla geri çevirmez ve günahlarından pişmanlık duyanı da bu sevginin bir gereği olarak bağışlar. Allah'ın bu sevgisinin temelini¸ O'nun Rahîm ve Vedûd ismiyle varlık âlemine tecellîsi oluşturur. Şu âyette bu durum gâyet açıktır: “Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir ve (kullarını) çok sever (vedûd).4  Bu âyette geçen ve kullarını çok seven anlamına gelen el-Vedûd ismi¸ yine sevgi mânâsına gelen Habîb sözcüğünün de anlamını içerir. Hubb¸ sevgide aşırılığı ifade eder. Bu sebeple¸ mü'minlerin Allah'a karşı olan sevgisi¸ muhabbetu'llah terkibiyle ifade edilir. Kur'an'da; “Allah onları¸ onlar da Allah'ı sever.” 5 âyeti¸ bu Allah sevgisinin derecesini ifade eder. Bu sevgi kalbin derinliklerinden gelir. Bilindiği gibi insanda bir şey'e karşı kalbî bir eğiliminin oluşması¸ o şey hakkında bilgi ve idrak yeteneğinin gelişmesine bağlıdır. Bu bir anlama sorunudur. Bilip anlamadan sevmek mümkün değildir. İnsan ancak sevdiği varlığı¸ bildiği ve özelliklerini kavradığı nisbette sever. Keyfiyet plânında sevgide azlık veya çokluğun ölçüsü¸ bilgi ve kavrama derecesi ile orantılıdır. Bu durum¸ gerek algılanan eşyada gerekse insanın eylemlerinde¸ idrak edip anlayanın tabiatına uygun olduğu ve hoşuna gidip zevk aldığı zaman ortaya çıkar. İnsan bir şeyin değerini anladığı zaman¸ o şey ona sevimli gelir.  Demek ki insanda hoşlanma ve beğeni isteği uyandıran her şey sevimlidir; beğeni isteği uyandırmadığı gibi¸ itici olan her şey de sevimsizdir. O halde sevgi¸ gönlün bilgi ve idrak temelli olarak; zevk aldığı ve hoşlandığı şey'e meyletmesi olayıdır.


Bir diğer âyette ise¸ Allah'ın mahlûkatına olan sevgisi “Gafûr ve Vedûd” ismiyle birlikte zikredilir: ” (Kullarını) çok bağışlayan ve çok seven Allah'tır.”6 Allah'ın isimlerinden olan el-Gafûr¸ kullarının günahlarını çok bağışlayan anlamını taşır. Kur'an'da Allah'ın Rahîm ve Gafûr isimlerinin Vedûd ismiyle birlikte kullanılması¸ anlam bakımından bu isimler arasındaki sıkı irtibatı gösterir. Bunun anlamı şudur: Allah mahlûkatını sevdiği için kullarına bol nimet verir ve onlara sayısız ihsanlarda bulunur; ayrıca¸ sorumluluk şuuru taşımasından dolayı işledikleri günahlar yüzünden pişmanlık duyan kullarının hata ve kusurlarını da bağışlar. Allah'ın el-Vedûd isminin ifade ettiği anlamlar dünyasında hem Allah'ın kullarına olan merhamete dayalı sevgisi ve hem de kulların Allah'a olan sevgisi vardır. Dolayısıyla bu isim her iki varlığın da sevgisini ihtiva eder.


Bir Mü'minin Hayatında Allah'ın el-Vedûd İsmi Nasıl Ahlâkî Bir Davranış Haline Gelmelidir?


Müslümanın hayatında Allah'ın el-Vedûd isminin tecellîsi¸ “Yaratan'a hürmet¸ yaratılana şefkatle muâmele” şeklinde kendini göstermelidir. Bunun için Yûnus Emre¸ irfânî bir dille¸ “Yaratılanı hoş gör¸ Yaratan'dan ötürü” demiştir. Bu sebeple tarih boyunca bütün Müslümanlar varlığa¸ Yaradan'a olan sevginin bir tezâhürü olarak merhametle bakmışlardır. İşte onların zihniyet dünyalarında teşekkül eden bu merhamet ahlâkı¸ en küçük bir birim olan aileden¸ en büyük bir birim olan topluma¸ bitkilerin dünyasından hayvanlar âlemine hatta yönettikleri toplumlara varıncaya kadar yaşama alanı bulmuştur.


Öte yandan¸ Müslümanın bakış açısında Allah'ın el-Vedûd ismiyle¸ fütüvvet ahlâkı arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bunun sebebi¸ el-Vedûd isminin Müslümanın hayatında yaşanılır kılınmasından dolayıdır. İslâm tarihine baktığımız zaman gerek bir fert ve gerekse bir toplum olarak Müslümanlar¸ hiçbir zaman¸ insanların dil ve din farklılıklarından dolayı¸ onlara farklı muamele yapmamışlar¸ aksine¸ insana Allah'ın yarattığı bir varlık olarak baktıkları için adaletten ve merhametten ayrılmamışlardır. Çünkü tevhîd olmadan ne tam anlamıyla adalet ve ne de tam anlamıyla merhamet olur. Müslümanların lügatinde fütüvvet ahlakı¸ insanları dünya ve âhirette kendi nefsine tercih etmek anlamına gelir.  Bu sebeple onlar¸ “kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile¸ ihtiyaç sahiplerini kendilerinden önde tutarlar.”7 İşte Allah'ın bu el-Vedûd ismi¸ aziz milletimizde tarih boyunca¸ “kardeşlik sevgisi sınır tanımaz” inancıyla tezahür etmiş; kendisi ihtiyaç sahibi olmasına rağmen peygamberî bir zihniyetin gereği olarak¸ nerede bir ihtiyaç sahibi görmüşlerse¸ uzak ve yakınlığına bakmadan herkese yardım elini uzatmışlardır. Bu sebeple milletimiz bugün bile Orta Asya'daki Türk yurtlarına¸ Filistin'e¸ Nijerya'ya¸ Sudan'a¸ Balkanlara ve Kafkaslara yardımlaşma ve dayanışma programları çerçevesinde yardım konvoyları göndermektedir. Bugün bu yardımlar yerine göre¸ Sudan'da su kuyuları açma¸ Etiyopya'da yoksullara kurban eti dağıtma¸ Nijerya'da hastaneler inşa etme¸ Açe'de yetimhaneler kurma¸ bırçok yerde üniversiteler ve okullar açma v.b. gibi faaliyetlerle kendisini göstermektedir. Çünkü bu Müslüman toplumu sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya teşvik eden gücün arkasında; “kendisi için istediği bir şeyi diğer insanlar için de istemeyi¸ kendisi için istemediği bir şeyi diğer insanlar için de istememeyi” telkin ve tavsiye eden peygamber buyruğu vardır.  Bu inanç ve düşüncenin sahipleri¸ kendisine yapılmasını hoş görmedikleri bir muâmelenin¸ asla başkalarına yapılmasını da hoş görmezler. Onun için tarih boyunca Müslümanlar¸ yaşadıkları ve egemen oldukları toplumlarda¸ asla başkalarını ezme¸ ötekileştirme¸ köleleştirme¸ ifade ve inanç haklarını ellerinden alma¸ dillerini değiştirme¸ yer altı ve yerüstü hammadde kaynaklarını sömürme gibi bir siyaset izlememişlerdir. Böyle bir davranış içinde bulunmalarının yegâne sebebi¸  Allah'ın¸ “çokça seven” anlamına gelen el-Vedûd isminden hisse almaları ve O'nun ahlakıyla ahlâklanmalarıdır.


Allah'ın el-Vedûd ismini hayat tarzı haline getiren övülmüş ahlâk sahibi insanlar hasbîlik ruhuyla donanırlar. Yaptıkları hizmetler karşılığında¸ hizmet görenlerden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür beklerler.8 Bu sebeple de götürdükleri hizmetler karşılığında¸  yardım ettikleri insanların ne iradelerine ve ne de ruh dünyalarına bir ipotek koyarlar. Onlar¸ Mevlevîlerin semâ metaforunda ifade edildiği gibi¸ Hak'tan aldıklarını halka verirler. Her ne kadar onlar¸ yaptıkları bu övgüye değer hareketler karşısında kin¸ kıskançlık¸ fiilî ve psikolojik ezâ ve cefâya maruz kalsalar da insanlara ve insanlığa iyilik yapmaktan asla geri durmazlar. Hatta eziyet gördükleri insanlara bile iyilikle muamele etmeye devam ederler. Onların bakış açısında “gökten bela kar gibi yağsa¸ anın adına aşk” denir.


Ne mutlu Yüce Allah'ın el-Vedûd ismiyle yoğrulmuş olan sevgi medeniyetini önce iç dünyalarında ve sonra da dış dünyalarında  kurumlaştıran  sevgi ve merhamet elçilerine!..


 


Dipnot


1 Geniş bilgi için bakınız. Râgıb el-İsfehânî¸ el-Müfredât Fî Garîbi'l-Kur'ân¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 811.


2 30/Rûm 21.


3 42/Şûr⸠67.


4 11/Hûd¸ 90.


5 Bkz. 5/Mâide¸ 54.


6 85/Burûc¸ 14.


7 Bkz. 59/Haşr¸ 9.


8 Bkz. 76/İnsân¸ 9.


Sayfayı Paylaş