İLLE DE SEVGİ

Somuncu Baba

“Müslüman kardeşliğinden bahsedilecekse bunun yolu inananların birbirlerini sevmeleri¸ gönül pencerelerini karşılıklı açmaları ve hatalara karşı hoşgörülü olmalarıdır. Kişi kendisinin kusurlarını nasıl hoşgörüyle karşılayabiliyorsa¸ karşısındakilerin hatalarına da aynı affedicilikle bakabilmelidir.”

Insan küçüklükten itibaren kendisine hayatın her alanında bazı kimseleri örnek alır. Hatta küçüklük dönemlerinde örnek aldığı kişilerin şahsiyetleriyle özdeşleşmek ister. Bu durum insanın doğasında vardır¸ ancak önemli olan örnek alınacak insanın nasıl biri olduğudur. Bu yüzden¸ çocukları ruhsal yönden olumsuz yönde etkileyecek kötü örneklerden korumak son derece önemlidir. Esasında örnekliğine her zaman ihtiyaç duyduğumuz Hz. Peygamber'in hayatı bizler için en güzel rehberdir. Biz bu yazımızda onun hayatının sevgi boyutunu ele almaya çalışacağız.


Hz. Peygamber`in yaşam öyküsüne göz gezdirdiğimizde¸ bütün hayatının herkese sevgi üzerine binâ edildiğini söylememiz abartılı bir ifade olmayacaktır. İnsanlığa İslâm'ı sunduğu dönemde dünya üzerinde yaşayan milletler içerisinde medeniyet olarak en alt seviyelerde bulunan bir toplumdan¸ 23 yıl gibi kısa bir sürede¸ Allah`ın sevdiği¸ onların da Allah`ı sevmelerini Yaratıcı'nın neredeyse eşdeğerde gördüğü1 bir nesil çıkarması¸ ancak sevgi temelli bir yaklaşımla izah edilebilir. İnsanlar Allah Rasûlü`nün getirmiş olduğu ilâhî kitabın buyruklarından etkilenerek bunun bir beşer kelamı olmayacağını anlıyorlar ve onlara erdemliliği takdim ettiğini görerek son dine koşuyorlardı. Ancak bir o kadar da Hz. Peygamber`in şahsiyetinde kendini bulan güzel hasletlerin¸ başka bir ifadeyle yaşayan Kur`an`ın insanı kuşatan atmosferinden etkileniyorlardı. Çünkü insanlar mesajın kendisi kadar mesajı getirenin şahsiyetiyle ve onun sunduğuyla ne derece uyumlu olduğuna da bakmaktaydılar. Bu nedenle¸ nübüvvet öncesi kazandığı itibar yanında¸ İslâm`ı tebliğle birlikte¸ maddî hiçbir şey va'detmeksizin¸ köleler de dâhil herkese sevgi kanatlarını açması ve sonuçta başarılı olması¸ son elçiyi model alma durumunda olan bizler için pek çok hikmet içermektedir. Nitekim Allah Teâlâ da¸ Hz. Peygamber`in muvaffak olmasının ve herkesçe sevilmesinin ardındaki nedenlerden birinin insanlara sevgi ve merhametle yaklaşması olduğuna kitabında işaret etmektedir. Bir âyette buna şu şekilde vurgu yapılmaktadır: "Allah`ın rahmetiyle sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba¸ katı yürekli olsaydın¸ hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi…"2


Rasûlullah¸ İslâm davetini ulaştırdığı insanlara gösterdiği sevgi ve şefkatin daha da fazlasını beraberinde bulunan insanlara gösteriyordu. Gerçekten de o¸ sevmenin¸ insanlara değer vermenin¸ herkesi kucaklamanın canlı örneğiydi. O¸ ailesini severdi. Ev işlerinde onlara yardım ederdi. Arkadaşlarını sever¸ birlikte olmaya önem verirdi. Göremediği zaman ne durumda olduklarını sorardı. Hasta olanlarını ziyaret eder¸ en fakirleri de dâhil davetlerine katılır¸ birlikte aynı kaba kaşık salar¸ maddî sıkıntı çekenlere destek olurdu. Komşularının sorunlarıyla ilgilenir¸ komşu tarafından beğenilmeyi iyi insan olmanın alametlerinden biri sayardı. Çocukları çok severdi. Onlarla şakalaşır¸ gönüllerini alır¸ birlikte oynardı. Hayvanları da severdi. Onlara fazla yük yüklenmesini¸ dövülmelerini¸ hedef yapılmalarını asla tasvip etmezdi. O hem bir peygamber¸ hem bir ağabey hem de bir kardeşti. Kısacası o herkesin her şeyiydi.


Rasûlullah`ın İslâm`ı anlatmak üzere çeşitli bölgelere gönderdiği cefakâr ve fedakâr temsilcilerinin son hak dini yaymada olağanüstü başarılı olmalarında da¸ onun şahsiyetini örnek alarak¸ duruşlarıyla karşılarındakileri etkilemeleri yatmaktaydı ve sonuçta İslâm`a girmelerine vesile oluyorlardı. Çünkü Allah Rasûlü`nün bu sadık dostlarının¸ İslâm`ı anlatmak uğruna pek çok maddî sıkıntılara maruz kalmaları yanında¸ karşılarındaki muhataplarının her hallerine katlanmaları ve güler yüz üzerine kurulu bir yaklaşımla bölge insanlarını etkilemeleri sonucunda İslâm kısa sürede Arabistan yarımadasına yayılmıştır. Bir âyette de belirtildiği üzere¸ "İnanıp iyi davranışlarda bulunanlara gelince¸ çok merhametli olan Allah onları sevgili kılacaktır."3 Hz. Peygamber`in sahâbelerinin birbirlerine olan sevgileri¸ yakınlıkları¸ dayanışmaları ve fedakarlıkları ise insanın gözlerini yaşartacak boyuttadır.


Gerçekten de sosyal bir varlık olan insan toplum içinde kendisine ancak sevgi ile yer bulur¸ karşısındakine sadece sevgiyle bir şey verebilir. Çünkü toplumları bir arada tutan şey sevgidir. İnsanlar birbirlerine olan inançlarını kaybeder de fertler arasındaki sevgi bağı çeşitli nedenlerle çözülmeye başlarsa¸ herkes birbirine yabancılaşmaya¸ hatta düşman olmaya başlar. Artık çözülmeyi haber veren felaket çanları çalmaya başlamış demektir. Toplumun dokusunun sadece sevmekle¸ insanların birbirlerine gönülden bağlanmalarıyla korunacağını çok iyi bilen Allah Rasûlü¸ Müslümanların birbirleriyle kenetlenmelerine ve aralarındaki bağı güçlendirmelerine -bu nedenle- çok önem verirdi. Bir hadislerinde mü'minleri bir bedene benzeterek şöyle buyurmuşlardır: "Birbirlerini sevmede¸ birbirlerine merhamette¸ birbirlerine şefkatte mü'minlerin misâli¸ bir bedenin misâlidir. İnsan vücûdundan bir uzuv rahatsız olsa¸ diğer uzuvlar uykusuzluk ve ateşle ona katılırlar."4 Bir toplumun gönül birlikteliğini bundan daha iyi anlatan bir ifade olamaz. Dolayısıyla vücutta bir uzuv rahatsızlandığında diğer uzuvlar nasıl buna ortak oluyorlarsa¸ Müslümanların arasındaki bağ da bunun gibidir. İnsanlar birbirlerine karşı duyarsız değillerdir. Nitekim mü'min olmanın şartlarından biri olarak Müslümanların birbirlerini sevmesini gösteren Allah Rasûlü¸ konuyla ilgili bir hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar: "Nefsim kudretinin elinde olan Zâta yemin ederim ki¸ iman etmedikçe cennete giremezsiniz¸ birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız!.."5 Dolayısıyla Müslüman kardeşliğinden bahsedilecekse bunun yolu inananların birbirlerini sevmeleri¸ gönül pencerelerini karşılıklı açmaları ve hatalara karşı hoşgörülü olmalarıdır. Kişi kendisinin kusurlarını nasıl hoşgörüyle karşılayabiliyorsa¸ karşısındakilerin hatalarına da aynı affedicilikle bakabilmelidir. Bu yapılabildiği takdirde gerçek sevgiden artık bahsedebiliriz.


Bu sevgiyi tesis etmenin veya güçlendirmenin çok basit ve pratik yolları vardır. Bazen bunu bir güleryüz sağlayabileceği gibi bazen bir selam bazen de çok küçük bir yardım¸ arada güçlü bir sevgi bağı oluşturabilir. Hz. Peygamber bu nedenle insanların sevgilerini birbirlerine açmalarını ve bu yolla dostluklarını kuvvetlendirmelerini teşvik ederdi. İsterdi ki insanlar birbirlerine olan muhabbetlerini her fırsatta dile getirsinler ve böylece aralarında kopmaz bir sevgi zinciri oluşsun. Nitekim bir hadislerinde¸ "Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa ona sevdiğini söylesin."6 buyurmuşlardır. Bir keresinde de yanında bir kişiyle otururken oradan birisi geçer. (Yanındaki)¸ "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben şu geçeni seviyorum." deyince¸ Hz. Peygamber¸ "Peki kendisine dedin mi?" diye sorar. "Hayır!" deyince¸ "Ona söyle!" der. Adam kalkıp gidene yetişir ve: "Seni Allah için seviyorum!" der. Adam da¸ "Kendisi adına beni sevdiğin Zat da seni sevsin!" diye mukabelede bulunur.7 Başka bir hadislerinde de sevgi yumağını küçük iltifatlarla örme sadedinde şunları tavsiye etmişlerdir: "Musâfaha edin ki¸ kalplerdeki kin gitsin¸ hediyeleşin ki birbirinize sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin."8


Böyle bir sevginin herhangi bir çıkara dayanmayacağı aşikârdır. Kökeninde sadece Allah rızası olan bu dostluk insana dostu için her türlü fedakârlığı yaptırır. Her derdinde onun yanında olmak ister¸ neşesini paylaşır¸ sevdiği insan bilir ki o her zaman yanındadır. Çıkar ilişkisi üzerine kurulu sözde dostluklar ise menfaat kesildiği anda kopar. Temeli gönül değil de gösteriş ve menfaat olduğundan insanlar dar zamanda dost bildiklerini yanlarında göremezler. Bu nedenle Hz. Peygamber mü'minler arasındaki kenetlenmenin ve gerçek sevginin bir karşılığa dayalı olmamasına çalışırdı. Mü'minleri bir arada tutan¸ birbirlerini sevdiren şeyin sadece kardeşlik olmasını isterdi. Bir hadislerinde böylesi insanların kardeşliğini şöyle övmektedir: "Allah'ın kulları arasında bir grup var ki¸ onlar ne peygamberlerdir ne de şehitlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah katındaki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de¸ şehitler de onlara gıpta ederler." Orada bulunanlar sorarlar: "Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar kim¸ bize haber verin!" "Onlar aralarında kan bağı da birbirlerine bağışladıkları bir mal da olmadığı halde¸ Allah'ın ruhu (Kur'an) adına birbirlerini sevenlerdir.."9 Konuyla ilgili olarak pek çok hadis buyurmuş olan Allah Rasûlü bir keresinde de "amellerin en faziletlisinin Allah için sevmek¸ Allah için buğzetmek" olduğunu belirtmişlerdir.10


Dinimizde sevgisizliğe asla yer yoktur. Allah`ın kendisine değer verdiğini ve kusurlarına rağmen sevdiğini bilen Müslüman¸ karsısındakine önem veren ve mü'min kardeşini hatalarına rağmen seven¸ ona kolarını açan¸ her şeye rağmen kucaklayabilendir. Bu nedenle Hz. Peygamber karşısındakilere sevgi ve merhamet göstermeyenlerle ilgili olarak "Allah¸ insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz."11 buyurmuşlardır. Başka bir hadislerinde de merhametin ebedî hüsrana uğrayanların kalbinden kopup gideceğini belirtmişlerdir.12


Bu sevgi sadece Allah`a ve insanlara yönelik bir sevgi değildir. Kâinattaki her şeye kıymet veren¸ Allah`ın yaratarak değer verdiğine saygı gösteren ve onu yücelten bir sevgidir. Buna hayvanlar da girer¸ ağaçlar da¸ taşlar da. Yuvasından yavrularını alanların etrafında kanat çırpan kuşu gören Hz. Peygamber`in yavruların derhal yerine konmasını emretmesi ile karınca yuvasının yakılmasına kızması bundandı.13 Hz. Peygamber¸ anlattığı hikâyelerle de insanların hayvan sevgisini güçlendirirdi. Susuz bir köpeği çarığıyla sulayan kadının günahlarının bağışlandığını14¸ kediyi aç bırakarak ölümüne neden olan bir başka kadının da cehennemlik olduğunu aktarmaları gibi.15


Sonuç olarak sevgi¸ ömür boyu Allah`a¸ Rasûl`üne¸ Müslümanlara¸ insanlara ve tüm yaratılmışlara bağlanıştır¸ kısacası hayatın kendisidir. Yeri geldiğinde bu bağlanış için ağlamadır¸ hüzünlenmektir. Sevgi gösterilmesi durumunda çiçeklerin bile daha hızlı büyüdüğünün anlaşıldığı bir çağda bu ortak değerin insan yüreğinden kopup gitmesinin ne tür sonuçlar doğurduğunu günlük hayatımızda görmekte ve basında çok sık izlemekteyiz. Bir maharet olan sevgiyi ve hoşgörüyü kaybedip vahşileşen¸ yaşam enerjisini tüketip mânevî duyguları kalbinden tamamen tasfiye eden insan¸ akıllara gelmeyecek kadar kötüleşip merhamet yoksunu bir varlık haline gelebilmektedir.


Sözü büyük gönül üstadına bırakalım. Yûnus Emre ne güzel söylemiş:


Gelin tanış olalım¸ sevelim¸ sevilelim.


Erzurumlu İbrahim Hak-kı'nın sözleri de bizi yüreğimizden yakalamaktadır:


Hiç kimseye hor bakma


İncitme gönül yıkma


Sen nefsine yan çıkma


Mevla görelim neyler


Neylerse güzel eyler


 


 


Dipnot


 


* Prof. Dr.


1 9/Tevbe¸ 100.


2 3/Âl-i İmrân¸ 159.


3 19/Meryem¸ 96.


4 Muslim¸ Birr¸ 66.


5 Muslim¸ Îmân¸ 93.


6 Ebû Dâvûd¸ 5124


7 Ebû Dâvûd¸ 5125


8 Muvatta'¸ Hüsnü'l-Hulk 16


9 Ebû Dâvûd¸ 3527.


10 Ebû Dâvûd¸ 4599.


11 Buhârî¸ Tevhîd¸ 2.


12 Tirmizî¸ 1928.


13 Ebû Dâvûd¸ 2675.


14 Muslim¸ Selâm¸ 154-5.

15 Buhârî¸ Bed'u`l-Halk¸ 16

Sayfayı Paylaş