HAYAT YEMEK

Somuncu Baba

Gülsüm ikiye böldüğü ekmeğin iki yarımını birbirine ölçtü¸ daha büyük olanı alıp ortasını açtı. Sonra sırasıyla¸ kızarmış patates¸ köfte¸ ketçap¸ salata koyarken ekmek arasını bekleyen ilköğretim öğrencisi Şengül'e sordu:



Gülsüm ikiye böldüğü ekmeğin iki yarımını birbirine ölçtü¸ daha büyük olanı alıp ortasını açtı. Sonra sırasıyla¸ kızarmış patates¸ köfte¸ ketçap¸ salata koyarken ekmek arasını bekleyen ilköğretim öğrencisi Şengül'e sordu:


 —Serdar hap kullanıyormuş diyorlar.


 Şengül çok bilenlerin kendinden emin tavrıyla¸


— Ooo! Onda her yol var.


—Yazık çocuğa ama Yakup'ta da var bir şeyler.


—Sanmıyorum¸ en azından yazın yoktu.


—Valla bilemiyorum ama devamlı Serdar'la o çingene çocuğa takılıyor¸ hem okulu da bıraktı. Sabah erkenden gelip akşama kadar bu parktalar.


—Yarın öbür gün içeri girerlerse görürler. Benim amcam da içerde.


—Nasıl yani hapiste mi? Peki neden?


Şengül gayet normal bir durummuş gibi kayıtsız bir şekilde omzunu silkti ve:


—Uyuşturucudan…


Gülsüm çok şaşırdı ama belli etmek de istemiyordu o da normal bir ses tonuyla


—O da mı içiyordu?


—Yok satıyordu ama hep yengemin yüzünden¸ eve para getir diye devamlı baskı yapıyordu.


—Yazık günah değil mi Şengül¸ çoluk çocuk zehirleniyor.


—Yok! Bak amcam çoluk çocuk konusunda çok hassastır annem de zaten hep söylerdi sakın çocuklara satma diye.


Gülsüm o sırada yarım ekmek köfteyi paketleyip Şengül'e uzattı. O da parayı verdi ve çıktı. Arkasından şaşkın şaşkın bakarken hem iş ortağı hem de ablası Ayşe'ye:


—Duydun mu amcasını anlatırken ne rahattı.


—Artık kanıksamışlar. Al işte şimdi de Ali geldi. Gülsüm sen ilgilen şu deliyle.


  Ali de ilköğretimde okuyan çok esmer bir çingeneydi. En iyi başardığı acıklı¸ yalvarır gibi bakıp bir şeyler isteyerek insanların kendine acımasını sağlamaktı. Dükkâna girerken de yine aynı ses tonuyla;


—Abla yetmiş beş kuruşum var¸ ekmek arasına ne olur?


Gülsüm onun parasının az olmasına sevinerek:


—Hiçbir şey olmaz Ali hadi çık buradan işim var.


—N'olur yarım patatesli alsam şöyle ketçap mayonezli. Aa burada kısır da varmış.


—Yok¸ oğlum olmaz. Hadi bizi uğraştırma.


Ali suratını asıp çıkarken Ayşe:


—Şu oğlan gelmesin diye hep yok diyorum yine de bıkmadan her gün uğrayıp şansını deniyor. Yetmiş beş kuruş dedi ya onun ancak yirmi beş kuruşu vardır.


—Tabii her zaman öyle yapmıyor mu? Kaç kere borç yaptı yarın vereceğim diye daha görmedik para verdiğini.


Ali gittikten sonra Gülsüm paspasa başladı. Ayşe ise devamlı boşalan tencereleri yıkıyor¸ anneleri de ertesi günün patatesini soyuyordu. Çok geçmeden kumcunun işçisi Muzo hızlı adımlarla geldi. Gülsüm paspas yaptığı yerleri kirletmesin diye "gazetelere bas" uyarısını yaptı. Muzo aynı aceleyle girip tezgâhın önüne kadar geldi ve:


—Abla ciğer var mı?


—Var üççeyrek mi bütün mü?


—Üççeyrek olsun. Yalnız sivri biber¸ soğan ve kırmızıbiber de koyun. Ben beş dakka sonra gelirim. Acil olsun.


Ayşe arkasından " bu adam da acil mi acı mı ne diyor belli değil" diye söylendi. Muzo akşama kadar kum taşır¸ çuval doldururdu. Çok dürüsttü ve bu yüzden o çevrede pek kimseyle anlaşamazdı. Artist ya da şarkıcı olmak gibi bir hayali vardı. Gülsüm birkaç tane ajansın kartını vererek "git kaydını yaptır" dedi ama Muzo adres bulmayı beceremediği için bunu başaramadı. "Beni bir keşfetseler çok meşhur olurum" diyerek sürekli hayal kurardı. Gülsüm onun okuma yazması olmadığını öğrenince çok şaşırdı. Muzo ise ama harfleri tanıyorum diyerek savunmaya geçmişti. Beş dakika sonra geldiğinde hazırlanmış paketi alırken "abla üççeyrek mi yaptın¸ ben bütün istemiştim" diye söylendi.


—Sen daha biraz önce üççeyrek demedin mi?


—Yoo¸ üççeyrekle doymam ki¸ bütün olsaydı iyi olurdu ama neyse artık.


Muzo pek de memnun olmayarak çıktı. Gülsüm o sırada çalan telefona giderken "Bu Muzo da üççeyrek mi bütün mü istiyor anlamıyorum ki ne dediği belli olmuyor." diye söylendi.


—Alo hayat yemek mi?


—Evet buyurun.


—Ben Korkmaz Holding'den Ekrem Bey'in sekreteri Çiğdem. İstediğiniz randevuyu ayarladım. Ekrem Bey yarın onbeşte sizinle görüşecek. Pardon kiminle görüştüm acaba?


—Hayat Emek'in halkla ilişkiler müdürü Gülsüm.


Gülsüm gülümseyerek telefonu kapatırken Ayşe:


—Kızım ne halkla ilişkileri?


—Ee yalan mı Ayşe şurada her çeşit insanla alışverişimiz olmuyor mu?


Onlar öyle konuşurken yemek boşlarını toplayan Zeynep geldi. Zeynep de üçüncü ortaktı. Yani üçü de hem ortak hem de kardeştiler. Zeynep gazetelere basmaya dikkat ederken bir yandan da söyleniyordu.


—Şu Sabayat'ın anasına da sinir oluyorum. Kadın beni dışarıda her gördüğünde "rahat rahat geziyon!" diyor. Kendi keyfine akşama kadar dışarıda bizim burada bir iş yaptığımıza hâlâ inanamadı.


Gülsüm elindeki poşetleri alırken:


—Boş ver Sabayat'ı¸ aman ne Sabayat'ı ve Sabahat değil miydi? Bu çingeneler bizi de alıştırdı kendileri gibi konuşmaya. Onu bırak da şimdi randevu ayarlanmış.


—Ne zaman gidiyorsun konuşmaya?


—Ben yalnız gitmiyorum ki satın alma müdürü olarak sen ve genel müdür olarak Ayşe de gelecek.


Ayşe gülümseyerek:


—Yirmi metrekare dükkânımızda üç müdürümüz var ya bravo bize.


—Sadece o kadar mı Ayşe?


Gülsüm annesini göstererek "bak bir de onursal başkanımız var." Annesi gülümseyerek baktı ve:


—Müdür sizden farklı mı kızım?


Ertesi günü olabildiğince şık giyinmeye çalışarak yola çıktılar. Zeynep'in arabası daha yeni olduğu için onun arabasıyla gittiler. Dev binadan içeri girerken Ayşe Gülsüm'e:


—Bizim müşteriler bizi burada görse uçuklarlar.


—Dur bak daha uçuklayacakları çok şey olacak.


—Kızım hemen o kadar uçma hele bir görüşelim de adamla.


Ekrem Bey oturmaları için yer gösterdikten sonra "sekreterim görüşmek için üç aydır beklediğinizi söyledi. Anlatın bakalım neden görüşmek istediniz."  Kendilerini tanıttıktan sonra Gülsüm konuya girdi.


—Efendim¸ sıfırdan çok geniş bir müşteri portföyüne sahip bir iş haline geldik. Aslında sermayemiz olsa çok daha büyüyeceğimize inanıyoruz.


—Sermaye istiyorsanız kredi alsaydınız.


—Açıkçası kredi olayı bizi korkutuyor. Dükkânımızın olduğu yer vasat ve bizim şartlarımızda bundan daha ileri gidebileceğimize inanmıyoruz. Bu nedenle sizi rahatsız ettik. Bu şekilde birkaç kişiye daha yardımcı olduğunuzu biliyoruz.


—Peki¸ açık ve net olarak benden ne istediğinizi söyleyebilir misiniz?


—Elbette ablam Ayşe Hanım çok çeşitli ve mükemmel yemekler yapıyor. Bunları daha iyi pazarlayabilmemiz için daha seçkin bir muhitte işyerimizin olması gerekiyor. Üçümüzde çok çalışma¸ üretme ve yönetme yeteneğine sahibiz. Sizden istediğimiz iyi bir muhitte¸ güzel dekore edilmiş bir işyeri açıp işletmemize yardımcı olmanız. Bizim orayı işletmemiz karşılığında da sizin az bir yüzdeyle ortağınız olmamız ya da bizi maaşlı olarak çalıştırmanız. Tabii usta¸ halkla ilişkiler ve yönetici sıfatlarıyla…


Gülsüm'ün sözünün burasında Ayşe kendini tutamayarak güldü. Önceleri Gülsüm anlatınca sanki böyle bir şey olabilirmiş gibi gelmişti ama şimdi böyle bir oda¸ Ekrem Bey gibi zengin biri ve kendi işyerleri…  Durum imkânsız görünüyordu. Ekrem Bey ise Gülsüm'ü dikkatle dinledi. Hayat Yemek'in resimlerinden yemek listeleri ve müşteri portföyünde oluşan dosyayı inceledi. Karşısındaki hanımlar çok istekli ve kararlı görünüyordu. O dikkatle incelerken hanımlar nefeslerini tutmuş ne diyeceğini bekliyordu. Çok kısa bir sonra "ne içersiniz diye sormadım. Ayrıntıları bir şey içerken konuşabiliriz." deyince derin bir nefes aldılar. Kahvelerini içerken Ekrem Bey:


—Çalışma ve gayretinizden etkilenmedim desem yalan olur. Yalnız bu hemen teklifinizi kabul ettim anlamına gelmez. Bizim işimizden tamamen farklı bir alan. Yine de bu işten anlayan bir iki kişiyi araştırma yapması için görevlendireceğim. Olumlu bir gelişme olursa bir haftaya kadar sekreterim sizi arar.


Sevinçten ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Hemen kabul edilmeseler bile en azından reddedilmemişlerdi. Önlerinde umut edecekleri bir hafta vardı. Dönüşte deniz kenarında bir çay bahçesinde oturdular. Çay içip biraz da hayal kurarak gelecek günlerden konuştular.  Deniz¸ çay ve gelecek güzel günlerden konuşmak. Umut etmek. Bu tam onlara göre bir şeydi.


Bir hafta çok yoğun ve heyecanlı geçti. Sonraki on gün içinde de sekreterin onları aramasını beklediler. Ayşe:


— Adam unuttu mu nedir hâlâ aramadılar.


—O zaman ben bugün bir arayayım da hatırlatayım mı?

—Bilmiyorum olumlu bir gelişme olursa ararız demişlerdi. Amaan! Ara ne olacaksa olsun.

Sayfayı Paylaş