EBEDÎYİ FÂNÎYE DEĞİŞMEK: DÜNYA SEVGİSİ

Somuncu Baba

Yüce yaratıcımız dünyayı bütün nimetlerle donatıp insanın hizmetine vermiştir. İnsan bu nimetleri elde ederken¸ onları üretirken ve tüketirken hep belli bir sorumlulukla hareket etmek zorundadır. Çünkü bu nimetler onun eseri olmadığı gibi¸ sadece ona ait ve ebedî nimetler de değildir.

Yüce yaratıcımız dünyayı bütün nimetlerle donatıp insanın hizmetine vermiştir. İnsan bu nimetleri elde ederken¸ onları üretirken ve tüketirken hep belli bir sorumlulukla hareket etmek zorundadır. Çünkü bu nimetler onun eseri olmadığı gibi¸ sadece ona ait ve ebedî nimetler de değildir. İnsan Allah'ın bir kulu olduğunu nimeti elde etmeden önce de sonra da asla unutmamalıdır. Bunun yanında Allah'ın nimetlerinin bu dünyadakilerden ibaret olduğunu da sanmamalıdır. Zira Allah'ın sonsuz nimetleri1 yanında bu dünya hayatına yansıyanlar az bir şeydir2. Yüce kitabımız Kur'ân dünyayı değişik yönleriyle bize anlatırken onun insana verilmiş bir nimet olduğuna da sık sık vurgu yapar. Ancak onun esas vurgusu¸ dünya hayatının ebedî hayat olan âhirete göre hiçbir değerinin olmadığıdır. Bu sebeple Kur'ân'a göre dünya hayatı nimettir¸ ancak bu nimet geçicidir¸ aldatıcıdır; onun esas hedeften saptırıcı özellikleri de vardır. Müslüman insan¸ geçici hayatını devam ettirirken¸ bu nimetten istifade ederken bunların yan etkilerini de düşünmelidir. Bu düşüncesi onu dünyanın geçici nimetleri içinde boğulmaktan kurtarmalı ve dünyaya sarılarak âhiretini unutturmamalıdır.


Kur'ân'ın hayat tercihi her zaman âhiretten yana olmuştur. Bu durumu anlamak için şu ayetleri bir daha okuyalım:


"Her kim âhiret kazancını isterse¸ biz onun kazancını artırırız¸ her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz¸ ama onun âhirette hiçbir nasîbi yoktur"3.


"Allah¸ dilediği kimseye rızkı genişletir de¸ daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa dünya hayatı âhiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir"4.


"Biliniz ki dünya hayatı bir oyun¸ bir eğlence¸ bir süs ve kendi aranızda övünme¸ mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu¸ tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot¸ ekincilerin hoşuna gider¸ sonra kurur¸ onu sapsarı görürsün¸ sonra çerçöp olur. Âhirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı¸ aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir"5.


Bu âyetlerden anlaşıldığına göre¸ Müslüman için dünya gaye ve asıl hedef değil¸ ancak ebedî hayatı kazanmaya vesile olmalıdır. Dünya Müslümanın önünde olmamalı¸ Müslüman onun arkasından koşmayıp arkasına atabilmelidir. Müslüman dünyayı içine sokmamalı sadece geçici süre onun içinde yaşamalıdır. Zira dünya hedef yapılarak öne alınırsa âhiret hedefi saptırılır. Dünyayı kazanmak için insan âhiret amellerinden bir kısmını feda edebilir. Dünya arkaya atılabilirse esas hedef olan âhiretin önündeki en büyük engel kalkmış olur. Bu sefer de insan dünyaya kendine yetecek kadar değer verir. Bu durumda da ecdadımızın "Allah az verip gezdirmesin¸ çok verip azdırmasın." şeklindeki duaları tam yerini bulmuş olur.


Hz. Peygamber'in Dünyaya Bakışı


Hz. Peygamber hayatı boyunca dünya-âhiret dengesini en iyi şekilde kuran ve tercihini âhiretten yana kullanan ölçü ve denge insanıdır. Sehl b. Sa'd es-Sâidî'nin anlattığına göre: "(Bir gün) Resûlullah (s.a.v)'a bir adam gelerek; "Ey Allah'ın Resülü! Bana öyle bir amel göster ki¸ ben onu yaptığım takdirde Allah beni sevsin¸ halk da beni sevsin." dedi. Resûlullah¸ "Dünyaya rağbet gösterme¸ Allah seni sevsin¸ insanların elinde bulunanlara göz dikme ki onlar da seni sevsin!" buyurdular.


Yine İbn-i Ömer'in anlattığına göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Dünyada garip gibi yaşa veya bir yolcu gibi ol. Kendini (ölmeden önce) kabir ehlinden say!"


Hz. Ömer¸ bir gün Allah Resûlü'nün huzuruna girdi. O¸ bir hasırın üzerinde yatıyordu ve hasır yüzünün bir tarafına iz yapmıştı. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri¸ bir diğer köşesinde de¸ içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. İşte Allah Resûlü'nün odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Hz. Ömer¸ bu manzara karşısında duygulandı ve ağladı. Allah Resûlü niçin ağladığını sorunca da Ömer¸ "Ya Resûlallah! Şu anda kisralar¸ krallar saraylarında kuş tüyünden yataklarında yatarken¸ Sen¸ sadece kuru bir hasır üstünde yatıyorsun ve o hasır¸ Senin yüzünde iz bırakıyor. Gördüklerim beni ağlattı." deyince¸ Allah Resûlü¸ Ömer'e şu cevabı verir: "İstemez misin¸ Ya Ömer! Dünya onların¸ âhiret de bizim olsun". Başka bir rivayette ise Sevgili Peygamberimiz şöyle buyururlar: "Dünya ile benim ne alâkam var. Ben bir yolcu gibiyim. Bir ağaç altında gölgelenen sonra da orayı terkedip yoluna devam eden bir yolcu…".


Dünya Sevgisinin Getirdiği Tehlikeli Hastalık


Allah Resulü dünyaya aşırı bağlanmanın tehlikesine şu şekilde işaret etmiştir: Sevbân'ın anlattığına göre Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:


"Diğer milletler¸ oburların yemeğe üşüştükleri gibi üzerinize üşüşecekler. Orada biri dedi ki: Neden¸ sayımız az mı olacak? Dedi ki: bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin siz selin önündeki çerçöpler gibi olacaksınız. Allah kâfirlerin kalbinden sizin korkunuzu alacak ve sizin kalbinize "Vehen" yerleştirecek. Orada biri sordu: Ey Allah'ın Resülu "Vehen" nedir? Dedi ki: Dünyayı (aşırı) sevmek ve ölümden nefret etmektir." (Ebû Dâvûd¸ Melâhim¸ no: 3745).


Hz. Peygamber'in terbiyesinde yetişen sahabenin de aynı davranışı sergilediğini tarih kaydetmiştir. Hazreti Osman¸ kölesi ile bir yerden geçiyordu. Bir ağacın altında herkesten uzak vaziyette yatan Ebû Zerr-i Gıffârî Hazretlerini gördü. Ebû Zerr¸ ashabın maddeten en fakirlerinden biri idi. Hz. Osman yanındaki kölesine bir kese altın verdi:


"Git bunu şu ağacın altında yatan adama ver. Eğer dediğimi yaparsan seni âzâd edeceğim" dedi. Hz. Osman'ın bu müjdesine sevinen köle¸ mutlaka parayı verebileceği ümidiyle uyuyan adamın yanına varıp uyanmasını bekledi. Bir müddet sonra Ebû Zerr Hazretleri uyanmıştı. Köle¸ "Al bu keseyi… " diye rica ettiyse de Ebû Zerr¸ kabul etmiyordu. Köle ısrar ederek¸ "Eğer bu altınları alırsan kölelikten kurtulacağım. Sen benim âzâd olmamı istemez misin?" diye söylediğinde O¸ "senin kölelikten kurtulmanı ben de isterim ama¸ ben onu alırsam sen hür olacaksın¸ ben köle olacağım. Sen benim köle olmamı ister misin?" diyerek parayı almayı kabul etmedi.


Bütün bunlar göstermektedir ki¸ Müslüman insan dünyayı rızkını temin etmek¸ başkalarına muhtaç olmamak¸ maddî gücü yetersiz olan insanlara yardım etmek gibi kutsal sebeplerin dışında bir amaç için sevmemelidir. Aksi halde dünya kendisine haddinden fazla değer verenleri alçaltır¸ olması gereken kadar önem verenleri de yükseltir. Bunun için Müslüman insan dünyaya ulvî gayeler için bir araç olmaktan başka bir gözle bakmamalı ve dünya âhiret dengesinden şaşmamalıdır. Sonra şairin şu mısralarında ifade ettiği kötü sonuca düşülmüş olur:


Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden


Din de gitti dünya da gitti elimizden


 


 


Dipnot


* Doç. Dr.


1 16/Nahl¸ 18.


2 9/Tevbe¸ 38.


3 41/Şûr⸠20.


4 13/Ra'd¸ 26.


5 57/Hadîd¸ 20.

Sayfayı Paylaş