İBADET İMANIN EYLEM TALEBİNE VERİLEN CEVAP

Somuncu Baba

“Kulun¸ kendisinin hiçbir şeyine muhtaç olmadığını ve her şeyden müstağnî bulunduğunu bildiği Allah'a karşı yapacak tek şeyi vardır¸ o da saygı¸ sevgi ve bağlılığı somutlaştırıp şükr etmektir. Bu yüce kudret karşısında âciz bir kulun yapacağı farklı bir şey de yoktur. İhtiyaç kulun kendi içinden gelmektedir. Çünkü bir şekilde nimete karşılık vermek gerekmektedir.”

“Kulun¸ kendisinin hiçbir şeyine muhtaç olmadığını ve her şeyden müstağnî bulunduğunu bildiği Allah'a karşı yapacak tek şeyi vardır¸ o da saygı¸ sevgi ve bağlılığı somutlaştırıp şükr etmektir. Bu yüce kudret karşısında âciz bir kulun yapacağı farklı bir şey de yoktur. İhtiyaç kulun kendi içinden gelmektedir. Çünkü bir şekilde nimete karşılık vermek gerekmektedir.”


 


Yaratıcı ile insan arasındaki iletişimin şekline bakacak olursak¸ Allah insanlarla iki şekilde iletişim kurmaktadır. Birincisi¸ doğrudan iletişimdir ki¸ Allah nâdir olan bu iletişimde insana doğrudan seslenir. Kur'an'da bahsedilen¸ Allah'ın Hz. Mûsâ'ya doğrudan seslenişi bu tür bir iletişimdir: “Allah¸ Mûsâ ile de bizzat konuştu.”1 Diğeri ise Allah'ın görevlendirdiği melek vasıtasıyla insanla iletişim kurması¸ emirlerini iletmesidir: “Nuh'a¸ ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz¸ İbrahim'e¸ İsmail'e¸ İshak'a¸ Yakub'a¸ torunlarına¸ İsa'ya¸ Eyyub'a¸ Yûnus'a¸ Hârun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik.” 2 ayetinde olduğu gibi. Her iki durumda da ilâhî hitaba muhatap olanlar¸ peygamberlikle görevlendirilen kimselerdir. Dolayısıyla insanın iletişimi aracı vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Peygamberler açısından baktığımızda bu melek¸ diğer insanlar açısından ise peygamberin kendisi olmaktadır. Allah'ın kullarla iletişimi olduğu gibi¸ kulların da Allah'la iletişimi söz konusudur. Bu da kulun hangi şekilde olursa olsun yaratıcısına yönelmesiyle gerçekleşmektedir.


 İslâm¸ önceliği imana vermekle birlikte¸ insanın Allah'a olan bağlılığını sadece iman etmekle kısıtlamaz¸ bunu eylem boyutuna taşımak ister. Gerçi bireyin doğasında da¸ Allah'a karşı saygı ve bağlılığını arz etmek¸ düşünce ve duygu dünyasında yaşadığı sübjektif olguları davranış olarak dışarı yansıtmak¸ iç âlemindeki inanç ve duygularını sembolik bir anlatıma dönüştürmek ve O'na halini arz edip yardım talep etmek arzusu vardır. Bu talep¸ kişiyi¸ dinin dinamik fikirlerinin içten yaşanması olan eylemlere sevk eder. Böylece kişi¸ “Allah karşısındaki tutumuna anlatımsal bir şekil verir ve aynı zamanda bu tutumunu¸ onu özümseyerek ve bizzat kendisi için ve Allah huzurunda teyit ederek tamamlar.”3 Bu eylem¸ dinin dışsal formunda oluşur ve ibadet diye adlandırılır.


Bunun yanında İslâm¸ o şuur ve bilinç düzeyindeki insanın¸ Allah'a yönelme ve O'nunla iletişim kurma ihtiyacını karşılaması için periyodik ibadetler koymuştur. Ancak ibadet sadece bunların yerine getirilmesinden ibaret değildir. İbadet¸ İslâm'ın bütün hükümlerini kapsar. Sonuçta hepsi Allah tarafından yerine getirilmesi için istenmiştir. Dolayısıyla kulun yapması istenen her şey¸ Yaratan buyruğu ve yerine getirilmesi zarureti açısından farklılık arz etmez. Bununla birlikte¸ insanın kendi isteğiyle yaptığı ve Allah'a olan inancını ve bağlılığını simgeleyen tüm davranışlar da ibadettir. Bunların formlarının dinin bizzat kendisince belirlenmiş olması şart değildir. Dinin belirledikleri olabileceği gibi¸ insanın kendi insiyâkıyla Allah'a yönelmeyi tercih ettiği bir yolla da olabilir. Yeter ki dinin temel dinamikleriyle çelişmesin. Ayrıca ibadetler sadece ritüeller demek de değildir. İnsanın¸ Allah'a yönelişini sağlayan veya bu maksadı içeren her eylemi ibadettir.4 Bunun yanında ibadetler Yaratana bir şükran ifadesidir. İnsan kudret itibarıyla mükemmel olmadığının¸ Allah'ın kendisi üzerindeki ontolojik hakimiyetinin farkındadır. Bu durum özbenliğinde¸ yaratana karşı borçluluk ve onunla ahlâkî bir ilişkiye girme duygusu uyandırır. Çünkü Allah¸ oyun olsun diye yaratmadığı dünyada5 onu vekili yapmış ve kendi sıfatlarından hisse vererek sadece ibadet etmesi için dünyaya getirmiştir.6 Zaten vermek istediği görevi insandan başkası da kabul etmemiştir.7 Hiç şüphe yok ki¸ Kur'an'ın sembolik anlatımında kastedilen bu görevi yüklenme¸ ibadet etmeyi hedefleyen bir misyondur. Bu nedenle¸ hem yaratanına şükran duygularını ifade etmek¸ hem de kendi bedeni ve yaşadığı dünyayı nimet olarak sunan Allah'a yakın olmak¸ ibadetlere manevî bir zemin hazırlar. Kulun¸ kendisinin hiçbir şeyine muhtaç olmadığını ve her şeyden müstağnî bulunduğunu bildiği Allah'a karşı yapacak tek şeyi vardır¸ o da saygı¸ sevgi ve bağlılığı somutlaştırıp şükr etmektir. Bu yüce kudret karşısında âciz bir kulun yapacağı farklı bir şey de yoktur. İhtiyaç kulun kendi içinden gelmektedir. Çünkü bir şekilde nimete karşılık vermek gerekmektedir. Bu nedenle¸ “ibadet bir itaat davranışıdır. Allah'a bağımlılığın şuuruna ulaşmış insanın¸ bunun sonucuna içtenlikle¸ şükran ve minnettarlık duyguları içerisinde katılmasını simgeler.”8


Bunun yanında¸ kişiyi “benlik bilincinin ötesindeki güçlerle etkin bir ilişki içerisine”9 sokan ibadetler¸ insanların yaratıcı ile olan ilişkilerini yoğun ve dinamik tutan tek şeydir. Bunların yaşamın belli dilimine serpiştirilmiş olması bu açıdan önemlidir. Kişinin Allah ile olan bağının devamlı ve canlı kalmasına¸ O'na olan sevgi ve bağlılığının artmasına yardımcı olur. İnsan kendisini yaratanı ve O'nun yüklemiş olduğu sorumlulukları sürekli hatırda tutar. İbadetin kendisi ön plana çıkar görünmekle birlikte¸ periyodik ibadetler bireye diğer sorumluluklarını da hatırlatır¸ dinin istemiş olduğu ahlâkî değerleri benimsemesine büyük katkı sağlar ve mes'ûliyet bilincini pekiştirir. Çünkü bunları yerine getiren fertlerde diğer sorumlulukları da yerine getirme yönünde bir iştiyak ve titizlik oluşur.


İbadet Şahsiyeti Olgunlaştırır


İbadetler¸ insan şahsiyetinin olgunlaşmasına da yardımcı olurlar. İnsanın¸ en üstün varlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmenin verdiği huzurla¸ ruhsal enerjisinin ortaya çıkmasına¸ dinamikleşmesine katkı sağlar¸ mutluluk ve güven duygularını pekiştirir ve iç dünyasının dengede olmasını temin eder. Allah'a olan görevlerini yerine getirmenin hazzıyla O'nun gözetim ve yardımı altında olduğunu¸ zorluk ve sıkıntı anlarında yardım ve desteğini göreceğini düşünür. Çünkü ibadetlerin özü yaratıcıya duadır. Namaz ibadetindeki formları ve Fâtiha da dahil okunan duaları göz önüne getirecek olursak¸ bu daha iyi netleşir. Kul baştan sona yaratıcıya yalvarmaktadır.


İbadet Disiplini


İslâm¸ insanların manevî tarafları yanında maddî yönlerini de disiplin altına aldığından ötürü¸ ibadetleri yerine getirmenin insanın gündelik ve sosyal yaşamına sağladığı katkıyı da zikretmek gerekir. İbadetler¸ ferdin karşılaşmış olduğu zorluklara katlanmasına¸ arzularını kontrol altında tutmasına¸ iradesini güçlendirmesine yardımcı olur. Toplu yapılan hac ve cemaatle namaz gibi ibadetler insanların birbirlerini sevmesini ve sorunlarıyla ilgilenmesini temin eder. Zekât gibi ibadetler de iyilik etme¸ sosyal yardımlaşma ve dayanışma ruhunu kazandırır. İbadetler birey ve toplum hayatının bütünleşmesine büyük katkı sağlar.


Burada inanç vetîresi ve amel arasındaki etkileşimden de söz etmek gerekir. Güçlü iman¸ eylemi varlık sahnesine çıkardığı gibi¸ eylem de imana güç katar. İbadetler imana kuvvet verirler. Bunu antrenman yapmanın sporcunun gücünü zinde tutmasına sağladığı katkıya benzetebiliriz. İman da¸ sağlam olabilmesi ve etraftan gelecek müdahele ve saldırılar karşısında ayakta kalabilmesi¸ varlığını sürdürebilmesi¸ Allah ile olan canlı ilişkisini devam ettirebilmesi için ibadetlerle desteklenmeye ve zinde tutulmaya muhtaçtır. Zira canlı organizmaya benzeyen dinin ayakta durabilmesi buna bağlıdır. Ayrıca ibadet ve âyin bulunmayan bir dinin olmaması bunu teyit etmektedir. Zaten dini¸ bir takım metafizik ve nazarî tasavvurlardan ayırt eden en önemli faktörlerden birisi budur. Bu nedenle dua ve ibadet¸ Allah ile kul arasındaki iman bağını dışa yansıtır. Başka bir ifadeyle ibadet¸ inanan kimsenin Allah'ın varlığını ispat etme göstergesidir. Dinî hayat¸ kuvveden fiile geçer. Kul dua¸ ibadet ve dinî nitelikli törenlerle Allah'a yaklaşma çabası içine girer. Böylece karşılıklı olarak birbirlerini etkilerler¸ varlıklarını pekiştirirler. Hatta kişi ibadet edemediğinde üzüntü ve korkuya kapılır.


İmanın gereklerini eyleme dönüştüren pek çok insanın¸ zamanla dinin istediği bir dindarlığı ahlâkî hayatlarında gerçekleştirmesi¸ karşılıklı etkileşimin bir sonucu olarak tezahür eder. Çünkü gerek ibâdî ve gerekse ahlâkî eylemler dinî inancı ayakta tuttuğu gibi¸ bunların yerine getirilmemesi halinde dinî inancın zayıflayacağı¸ şekilsel kalacağı¸ hatta tamamen insan hayatından silineceği açıktır. Çünkü dinî inanç¸ içten ve dıştan saldırılarkarşısında gösterilen reaksiyon ve bunun sürekliliğiyle yeniden hayat bulur¸ kuvvetlenir. Bu ise insanın imanı tekrar hissetmesine ve yaşamasına neden olur. İslâm açısından söyleyecek olursak¸ namaz dinin temel ibadetlerinden birisidir ve günde beş kez yerine getirilmesi gereken bir farzdır. İnsan bu görevini yerine getirdiği zaman¸ Allah'a karşı şükran vazifelerinden birini îfâ etmenin derin hazzını yaşaması yanında¸ bu onda¸ dinin buyruklarına uyma ve sıkı tutunma yönünde bir motivasyon sağlar. Böylece Allah'a olan bağlılığı artar. İmanının kuvvetlenmesi ise tekrar ona dönerek ibadetlerine eylem olarak yansır ve kişi kulluk görevlerini daha titizlikle yerine getirir¸ ahlâkî açıdan da kendisini güzelleştirir. Namaz ibadetinin yerine getirilmemesi ise¸ Allah'ın buyruklarına lâkaytlığa götürür. Ardından da Allah'ın kul üzerindeki otoritesinin¸ onun hayatına yansımasının zayıflaması söz konusu olur. Bunun sonucu ise imanî duygunun zayıflamasıdır.10


DİPNOT


1  4/Nis⸠164. Ayrıca bkz.  19/Meryem¸ 52.


2  4/Nis⸠163. Ayrıca bkz. 42/Şûr⸠51.


3  Hayati Hökelekli¸ Din Psikolojisi¸ 212.


4  Hüseyin Peker¸ Din Psikolojisi¸ 116; Köylü¸ Psiko-Sosyal Açıdan Dinî İletişim¸ 103.


5  21/Enbiy⸠16.


6  51/Zâriyât¸ 56.


7  33/Ahzâb¸ 72.


8  Hökelekli¸ a.g.e.¸ 234.


9  Watt¸ Dinlerde Hakikat¸ 197.


10  Peker¸ a.g.e.¸ 74; Şentürk¸ Din Psikolojisi¸ 197-8; Yıldırım¸ Din-Ahlak Ekseninde Hz. Muhammed¸ 160-7.


Sayfayı Paylaş