ŞİMDİ OKULLU OLDUK!

Somuncu Baba

Yeni bir eğitim-öğretim sezonuna daha girmiş bulunuyoruz. Yani çocuklarımızın o şirin ve sempatik ifadeleriyle söylersek “Şimdi okullu olduk!”. Yazımızda¸ bütün öğretmen ve öğrencilere başarılı¸ verimli ve faydalı bir eğitim-öğretim yılı dilerken¸ okul¸ öğretmen ve öğrencilerle ilgili ülkemize ait genel bazı problemlerden kısaca söz ederek¸ birkaç hatırlatmada bulunmak istiyoruz.

Yeni bir eğitim-öğretim sezonuna daha girmiş bulunuyoruz. Yani çocuklarımızın o şirin ve sempatik ifadeleriyle söylersek “Şimdi okullu olduk!”.  Yazımızda¸ bütün öğretmen ve öğrencilere başarılı¸ verimli ve faydalı bir eğitim-öğretim yılı dilerken¸ okul¸ öğretmen ve öğrencilerle ilgili ülkemize ait genel bazı problemlerden kısaca söz ederek¸ birkaç hatırlatmada bulunmak istiyoruz.


Öğretmenlik¸ hiç şüphesiz en saygın mesleklerin başında gelir. Öğretmenler¸ sadece okulda öğrencilere bilgi aktarmakla kalmayıp¸ toplum hayatında da değer ve iyi davranışlar konusunda insanlara örnek ve yardımcı olurlar. Böylece çocuklarımıza¸ anne babalarından sonra en yakın kimseler olmayı başarabilen önemli kimselerdir onlar. Hatta çoğu kez¸ başarılı bir öğretmen¸ anne babadan daha ikna edici olabilmektedir. Genel kabul gören ifade ile öğretmenlik¸ kutsal bir meslektir. Öğrenci olmak ise¸ günümüz şartlarında¸ çok daha küçük yaşlarda başlayan uzun bir maratondur. Olaya dışarıdan bakıldığında¸ zor ve sıkıcı gözüken öğrencilik¸ içine girildiğinde eğlenceli ve güzel bir olaydır. Birçok yetişkin¸ öğrencilik hatıralarına sık sık vurgu yaparak¸ o dönemlere ait olumlu-olumsuz pek çok olayı özlemle anlatır. İyi olaylar ve örnekleri mutlulukla yâd ederken¸ olumsuz yaşantılardan da çeşitli çıkarımlarda bulunurlar. Kişi üzerinde iz bırakan¸ hayat boyu söz ve davranışları unutulmayan ve örnek alınan öğretmenleri sıklıkla duyarız. Ömür boyu kalıcı ve sağlam arkadaşlıklar da¸ hep öğrencilik dönemine aittir.  


Bütün bunlar okulun¸ yani öğretmenle öğrenciyi buluşturan kurumların¸ hep yararlı şeyleri kazandıran ve zamanı iyi kullanmayı öğreten¸ insana çok şey kazandıran yerler olduğunu bize göstermektedir. Ancak¸ okulların her zaman sorunsuz ve mükemmel olduğunu söyleyebilmek maalesef oldukça güç gözükmektedir. Özellikle Anadolu'nun küçük yerleşim birimlerinde¸ boş geçen dersler¸ sorunlu öğretmenler; ulaşımdan tutun da¸ sosyo-ekonomik pek çok sorunla boğuşarak eğitim-öğretimini sürdürmeye çalışan çocuklar; okulların fiziksel yetersizlikleri okul hayatının ciddi sorunları arasındadır. Çoğunlukla küçük ve şartları zor yerleşim birimlerine¸ henüz meslekî tecrübesi olmayan yahut başka yerlerde çalışması konusunda sorun bulunan öğretmenler atanabilmektedir. Zaman zaman yeni göreve başlayan öğretmenler¸ mesleki heyecan ve dinamizmleri nedeniyle¸ öğrenciler için bir avantaj olarak görünseler de¸ kıdemli bir öğretmenin yardım ve desteğine ihtiyaç duydukları sayısız anlar olabilmektedir. Bu imkândan yoksun olan öğretmenler için meslekî gelişim konusunda sorunlar olabilmektedir. Bu ve benzeri sorunların olumsuz etkilerini asıl yaşayanlar öğrencilerdir. Sözde fırsat eşitliği sağlanarak okullarına devam eden bu yerleşim birimlerindeki öğrenciler¸ nereye kadar başarılı olabilecek¸ diğer çocuklarla nasıl yarışabileceklerdir? Okula devam etmek¸ her şeye karşın güzel ve mutlu edici bir olay olmakla birlikte¸ daha fazlasını okumak isteyen kırsal kesim ve özellikle köy çocukları¸ maalesef çoğunlukla bu imkâna sahip olamamaktadır. O halde devletin sadece okumayı teşvik etmekle kalmayıp¸ her çocuğa eşit şekilde nitelikli eğitim-öğretim imkânını da sunması gerekmektedir. Nitekim son yıllardaki devletin okula gitmeyi teşvik çalışmaları takdire şayandır. Ancak¸ bu teşvikin yanında¸ artık zamanının geldiğini düşündüğümüz niteliği arttırmaya dönük projeler gerçekleşebilirse¸ sadece nicelik açısından öğrenci sayıları artmayacak¸ nitelik de artacaktır.


Genel ve her okul için geçerli olan¸ içerikle ilgili kimi problemler de oldukça önemlidir. Örneğin¸ mevcut eğitim-öğretim pratiğimizde ders içerikleri¸ teorik olmanın dışına ne oranda çıkabilmektedir? Kanaatimizce¸ imkânları dâhilinde olan konularda bile¸ okul idarecileri ve öğretmenler¸ öğrencilere uygulama yaptırmamakta yahut yaptıramamaktadır. Özellikle sosyal dersler böyledir. Genellikle okullarda¸ görerek ve anlayarak öğrenme yerine¸ görmeden ve ezberleyerek öğrenme yöntemi kullanılmaktadır. Örneğin bugün pek çok şehrimizin kendine göre¸ coğrafî¸ tarihî¸ kültürel vb. özellikleri vardır. O bölgedeki okullarda okuyan çocuklar¸ aynen laboratuarda işlenen sayısal derslerin daha iyi öğrenilmesi gibi¸ en azından mümkün olan derslerde bu mekânları görerek dersi yapabilmelidir. Eğer varsa¸ bu konudaki bürokratik engeller kaldırılmalı¸ hatta öğretmenler buna teşvik edilmelidir. Teorik ve standart bilgi yığını ile öğrencilerin zihinlerini doldurmak yerine¸ görerek anlama esas alınmalı; ayrıca yorumlama yeteneklerinin gelişmesi açısından öğrenciler¸ tarih ve edebiyat eserlerini okuyup anlama ve yorumlama konusunda yönlendirilmelidirler. Ama bunun yolu¸ sadece “Okuyun¸ okumanız lazım!” demek değildir. Hatta öğretmenin sadece notla teşvik etmesi de yetmez. Öğrenci¸ bu tür bir etkinliğin¸ sosyal hayatta kendisine katkı sağladığını¸ saygınlık ve beğeni kazandırdığını¸ başarısını arttırdığını¸ geleceğini belirlemesine destek olduğunu bilmelidir. Bu da¸ öğrenci için güçlü bir motivasyon demektir. Bunun yolu ise¸ devletin ve kurumların¸ bunu teşvik edici çalışmalar yapmasıdır. Böylece¸ öğretmenlerin işleri de kolaylaşabilecektir.


Hiç şüphesiz¸ okullarımızın en önemli sorunlarının başında¸ öğrenciyi ilgi ve yeteneğine göre yönlendirme işlevi gelmektedir. Her ne kadar¸ okulların bir kısmında rehberlik alanında öğretmen istihdamı yapılmış ise de¸ halen çoğunlukla ülkemizde bu görev gereğince yapılamamaktadır. Çünkü her şeyden önce okulların ve sınıfların öğrenci sayıları ve problem listeleri oldukça fazladır. Ama bu yol aşılmadıkça ve öğrenciler salt özenti ve bilinçsiz yönlendirme ile değil¸ bilinçli tercihlerle alanını belirlemedikçe eğitim gerçek amacına ulaşamaz.


Elbette okulların problemleri sadece bunlardan ibaret değildir. Bu konuda daha pek çok şey söylenebilir. Biz burada örnek olması açısından ancak temel bazı önemli hususlara değindik. Ama bütün bu problemleri azaltma noktasında sahip olduğumuz en güçlü kaynağımız ve çocuklarımızı okula¸ eğitime ve okumaya motive edici en önemli unsur¸ sahip oldukları pek çok sosyo-ekonomik sorunlara rağmen yine de öğretmenlerdir. Sevilen ve benimsenen bir öğretmen¸ soğuk sınıflarda¸ ulaşımın zor olduğu şartlarda bile çocuklara çok şey kazandırabilir. Bazen eleştirsek de¸ öğrenci olmayı ve okulu sevmeyi sağlayan temel unsur da budur.


O halde öğretmenlerimize bu zor ve zevkli görevde başarı ve kolaylıklar diliyoruz. Onlara yüklediğimiz büyük yükün farkındayız. Onlardan¸ okulların sorunları ne olursa olsun eğitilmelerini geciktirme şansımız olmayan çocuklarımızı¸ sahip oldukları sihirli bir güçle iyi yetiştirmelerini bekliyoruz. Biliyoruz ve inanıyoruz ki bu güç¸ onların sevgi dolu yüreklerindedir. Hem¸ “Şimdi okullu olduk!” diyerek öğretmeninin gözünün içine bakıp sevgi ve ilgi bekleyen o yavrularımıza sevgi ile bakmayacak yürek olabilir mi?

* Doç. Dr.

Sayfayı Paylaş