EL-HÂLIK

Somuncu Baba

Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan ‘el-Hâlık' sözcüğü; takdir mânâsına olup¸ ‘plân ve proje çizmek' demektir. Tıpkı bir mimarın binayı yapmadan önce¸ binanın kullanım maksadına uygun model ve özellikleri taşıyan bir plân çizmesi gibi. İşte ‘ahsenu'l-Hâlikîn' ismini taşıyan Allah Teâl⸠herşeyi belli bir ölçü ve plâna göre takdir edenlerin şüphesiz en güzelidir. O¸ yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.”

“Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan ‘el-Hâlık' sözcüğü; takdir mânâsına olup¸ ‘plân ve proje çizmek' demektir.  Tıpkı bir mimarın binayı yapmadan önce¸ binanın kullanım maksadına uygun model ve özellikleri taşıyan bir plân çizmesi gibi. İşte ‘ahsenu'l-Hâlikîn' ismini taşıyan Allah Teâl⸠herşeyi belli bir ölçü ve plâna göre takdir edenlerin şüphesiz en güzelidir.  O¸ yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.”


 


El-Hâlık¸ “yaratıcı” demektir. Halk aslında¸ düzgün bir şekilde ölçüp-biçmek gibi “takdîr” mânâsına gelir. Bir asla uymaksızın bir şeyi icad etmek için de kullanılır. “Hamd¸ gökleri ve yeri yaratan¸ karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur”1 âyetinde¸ yoktan var etti (ibdâ) mânâsına kullanıldığı¸ “(O)¸ gökleri ve yeri yaratandır”2 âyetinin delâletiyle anlaşılmaktadır.3 Bu anlamda halk sözcüğü¸  kudret sahibinin tek başına madde ve sûretten her ne şekil meydana getirirse getirsin¸ icâd etmesi mümkün olan bütün şeyleri yaratmasını ihtiva eder.4 Buradaki icat¸ hiçbir kökü ve örneği yokken var kılmadır. Canlı varlıklara nispet edilen en büyük sanatlar¸ Allah'ın takdir buyurduğu keşf ü inşâ mahiyetinden ileri geçmez. Çünkü insan¸ yaratılmış olan davranışının bütün ayrıntılarını takdir edemediği gibi¸ bir hücreyi (canlı) bile yaratamaz. Ancak¸ böyle bir yaratma¸ sonsuz bir kudretin ilmine bağlıdır. Her şeyi tam ve mükemmel anlamıyla takdir ve icat ederek yaratan hâlık¸ sadece ve sadece Allah'tır.5


Kur'an'da geçen Allah'ın “el-Hâlik” vasfı¸ “her şeyin yaratıcısı” anlamında kullanılır.6  Allah'ın en güzel isimlerinden biri olan el-Hâlık/yaratıcı olma vasfı¸ sadece Medenî âyetlerde7 değil¸ daha çok Mekkî âyetlerde geçer. Bunun temel sebeplerinden birisi¸ Allah'ı tanıtmanın gerekli görüldüğü hicret öncesi Mekke döneminde¸ O'nun en bâriz hususiyetlerinden olan yaratma işi üzerinde çeşitli yönlerden durulması¸ başka yaratıcı olmadığına göre¸ ibadetin de O'na yapılması gerektiğinin belirtilmesidir.8  Çünkü Allah'ın yaratıcılığı¸ küçük ve büyük¸ uzun ve kısa¸ insan ve hayvan¸ böcek ve kuş¸ ölüm ve dirim vb. gibi her şeyi içine alır.9 


Öte yandan Mekkî olan iki âyette “Hâlik” kelimesinin çoğulu olarak ta'zim için “yaratıcılar” anlamında “el-Hâlikûn” terimi kullanılır: “Acaba onlar her hangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcılardır?.”10 “Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?” 11


Bilindiği gibi¸ Arapça'da fa''âl ölçüsünde gelen “el-Hallâk”¸ yaratmada süreklilik bildirir. Yarattıktan sonra tekrar yaratan¸ yani¸ durmaksızın yaratan demektir.12 Fa''âl vezninin sanat ve meslek ifade ettiği düşünülürse¸ mahlûkata benzememek suretiyle “işi¸ gücü¸ sanatı yaratmak olan” mânâsına gelir. Zaten sonradan meydana gelen varlıkların hiçbirisi mutlak yaratıcı değildir.13 Kur'an'da sürekli yaratan mânâsına “hallâk” vasfı¸ Mekkî olan âyetlerde iki defa geçer 14 Ulûhiyyeti tanıtmak açısından bu her iki âyete yüklenen mânâ oldukça ilginçtir.


Yaratmak¸ Allah'a Mahsustur


Sûfî literatürde ‘hâlık' sözcüğü; halk ve emir âlemi şeklinde yorumlanır. Bu anlamda Allah'ın en güzel isimlerinden olan ve yaratıcı mânâsına gelen el-Hâlık kelimesinin muhtevasında¸ içinde bulunduğumuz halk âlemini yaratan anlamı da vardır.  Halk âleminin karşısında bir de emir âleminin varlığından söz edilir. Kur'an tabiriyle: “Haberiniz olsun. Yaratmak da emir de (yalnızca) O'nundur¸”15 âyetinde halk ve emir âlemi açıkça Allah'a izâfe edilir. Zira Allah hem yaratan ve hem de yönetendir. Sanatkâr da insanî sınırda kalmak şartıyla içinde yaşadığı bu halk âleminde “yapmak¸ ölçüp biçmek” mânâsında bir şey ortaya koyabilir.  Sünnî anlayışta insana izafe edilen bu eylem yaratmak fiiliyle değil¸ keşfetmek fiiliyle açıklanır. İnsanın bir eylemi olan keşif¸ yerine göre bir ressamın fırçasından çıkan bir tasvir¸  bir mimarın elinden çıkan proje¸ bir yapı ustasının elinden çıkan bina¸ bir romancı veya öykücünün elinden çıkan fikri bir eser olabilir.  Çünkü sanatkârın yaratılış mayasında ilâhi ruhtan bir nefha vardır. Bu¸ Allah'ın kuluna en büyük emanetidir. Her insanın özünde var olan bu emaneti kimi insanlar eğitim yoluyla geliştirerek işlevsel hale getirebilirler. Burada önemli olan insanın en büyük Sanatkâr olan Allah'ın sanatına halâl getirebilecek davranışlardan uzak kalmasıdır.


İnsan ne kadar çalışırsa çalışsın Allah'ın yaratıcılığıyla yarışamayacağı gibi böyle bir rekâbete de asla girişemez. Allah yaratanların en güzelidir. Biz bu gerçeği Kur'an'dan şu şekilde öğreniyoruz:


“Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden¸ alakayı¸ bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.”16


“Yaratanların en güzeli olan (Allah'ı) bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız?”17


Bu her iki âyette geçen ve “yaratanların en güzeli” anlamına gelen “ahsenu'l-hâlikîn” deyimi¸ Allah'ı nitelendiren güzel isimlerdendir. Böyle güzellik boyutuna sahip olan bir yaratıcının bu ilâhî boyutu yaratıklarından esirgemiş olması bir eksiklik olur ki¸ Allah böyle bir eksiklikten münezzehtir. Âyetlerde geçen “yaratanların en güzeli” ifadesi¸ İslâm Kelâm Tarihi'nde bir takım dinî anlayışlar tarafından insanın fiilleri konusunda önemli bir problemi gündeme getirmiştir. Gerçekten de bu âyetlerde söz konusu edilen “yaratanların en güzeli” ifadesinden Allah'tan başka bir yaratıcı mânâsı çıkarılabilir mi¸ ya da ‘yaratmak' niteliği sonradan yaratılan varlıklara/insana verilebilir mi?


Kur'an'da “halk” işinin insana verildiği bir kaç istisnai durumdan bahsedilir. Âl-i İmrân Sûresi'nin 49.ve Mâide Sûresi'nin 1l0. âyetlerinde Hz. İsa'nın çamurdan kuş gibi bir suret “yaratıp” ona Allah'ın izniyle can verdiği bildirilir. İslâm âlimleri bu âyetlerdeki “halk” terimine¸ kayıtlı kullanılırsa¸ “bir halden bir hale dönüştürme” demek olan istihâle 18 şekil ve suret¸19 ölçme-biçme anlamına gelen takdir¸ yapmak20 gibi mânâlar vermişlerdir. O zaman¸ “ahsenu'1-halikîn”in anlamı¸ hiçbir tarafı hareket etmeyen timsalleri ve benzeri şeyleri yapanlardan Allah daha iyi yaratıcı ve yapıcıdır¸ demektir. Bizâtihî Ehl-i Sünnet'in önde gelen âlimlerinden İmam-ı Mâtürîdî (ö.333/944) Mü'minûn Sûresi'nin 14. âyetinde geçen “hâlık” sözcüğünün¸ insan için “yapan” mânâsında mecâzi olarak kullanılabileceğini söylemiştir.21 İnsana ‘yaratmak' sıfatının verilmemesinin temel nedeni¸ insanın hevâsını ilahlaştırarak Allah'a rağmen bir inancın kapılarını açma tehlikesinden dolayıdır. Kaldı ki¸ Kur'an'da kullanılan “ahsenu'1-hâlikîn”  formu¸ yalnız Allah'ın bu konuda münferit olduğunu vurgular. Örneğin nasıl ki bir kimse¸  “Bal¸ sirkeden daha tatlıdır.” derken¸ sirkeye bir tatlılık tanımak istemezse¸ aynı şekilde “yaratıcıların en güzeli Allah'tır” ifadesi de Allah'tan başkasına yaratıcılığı vermek anlamına gelmez.


Netice itibariyle¸ Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan “el-Hâlık” sözcüğü; takdir mânâsına olup¸ “plân ve proje çizmek” demektir. Tıpkı bir mimarın binayı yapmadan önce¸ binanın kullanım maksadına uygun model ve özellikleri taşıyan bir plân çizmesi gibi. İşte “ahsenu'I-Hâlikîn” ismini taşıyan Allah Teâl⸠herşeyi belli bir ölçü ve plâna göre takdir edenlerin şüphesiz en güzelidir. O¸ yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.22 Bir mü'minden beklenen de Allah'a olan sorumluluklarından bütün canlılara yönelik muâmelelere¸ giyim-kuşamdan oturup kalkmaya¸ konuşmadan yazmaya¸ insanî ilişkilerden yönetime¸ ev tefrişinden davranışlara vb. varıncaya kadar¸ ölçülülüğü¸ insan hayatının bütün alanlarını kuşatacak derecede yansıtmaktır.


 


 


 


Dipnot


 


1  6/En'âm¸ 1


2  6/En'âm¸ 101


3  Beyhakî¸ el-Esmâ ve's-Sıfât¸ Beyrut¸ ts.¸ s.25 ; İsfehânî¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1968¸ s.224.


4  Bkz.  Sabûnî¸ el-Bidâye¸ Dımaşk¸ 1979¸ s.67.


5  Râzî¸ Fahreddîn¸ Mefâtîhu'l-Gayb¸ Beyrut¸ 1990¸ XIII¸ 97–98.


6  Bkz.  6/En'âm¸ 102; 13/Ra'd¸ 16; 39/Zümer¸  62; 40/Mü'min¸ 62.


7  59/Haşr¸ 24


8  Yıldırım¸ Kur'an'da Ulûhiyyet¸ İstanbul¸ 1987¸ s.194.


9  Beyhakî¸ el-Esmâ ve's-Sıfât¸ s.25¸


10  52/Tûr¸ 32


11  56/Vâkıa¸ 59


12  Beyhakî¸ el-Esmâ ve's-Sıfât¸  s.26.


13  Krş. Ulutürk¸ Veli¸ Kur'an'da Yaratma Kavramı¸ İstanbul¸ 1995¸ s.17.


14  Bkz. 36/Yâsîn¸ 81; 15/Hıcr¸ 86


15  7/A'râf¸ 54


16  23/Mü'minûn¸ 14


17  37/Saffât¸ 125


18  İsfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 225.


19  Sabûnî¸ el-Bidâye¸ s. 67.


20    Bkz. Bâkıllânî¸ el-İnsâf¸ Beyrut¸ 1986¸ s. 208.


21  Mâturîdî¸ Ebû Mansûr¸ Muhammed b. Muhammed¸ Te'vilâtü Ehli's-Sünne¸ Kayseri Raşit Efendi Kütüphanesi¸ (yazma)¸ No. 47¸ vr. 488a- 488b

22    32/Secde  7

Sayfayı Paylaş