DOÇ. DR. ABDULLAH KAHRAMAN: BİZ ORUCU DEĞİL ORUÇ BİZİ TUTMAKTADIR

Somuncu Baba

Doç. Dr. Abdullah Kahraman ile röportaj.
Oruç tutmak ne demektir?

Oruç tutmak ne demektir?

Belki de “oruç tutmak” tabiri dilimize yanlış veya eksik şekilde yerleşmiş bir ifadedir. Çünkü aslında insanlar orucu değil oruç insanları tutmaktadır. Orucun Arapça ifadesi olan “savm” kelimesinin sözlük anlamı kendini tutmak ve engellemektir. Buna göre insan oruç vasıtasıyla kendini tutmakta ve olumsuz birtakım davranışlardan engellemektedir. Yani biz orucu değil oruç bizi tutmaktadır. Dilimize tabir yanlış yerleştiği için sanki bizler oruca hâkim ve onu kontrol altında tutmaktayız. Hâlbuki aslında oruç bize hâkim olmalı ve bizi tutmalıdır. Peki¸ oruç bizi nasıl tutar ve neye karşı engeller? Öncelikle oruçlu olmadığımız zamanlardaki normal alışkanlıklarımız olan yeme ve içme gibi maddî ihtiyaçlarımıza karşı oruç bizi bir süre tutmaktadır. Fakat aslında orucun bizi tutması gereken şeyler bunlardan ibaret değildir. Orucun bizi tutması ve engellemesi gereken esas davranışlar nefsimizin yaptırmaktan haz duyduğu ve şeytanımızın iğva vererek bizi yapmaya ikna ettiği günahlardır. Aslında oruç bizi bu günahlardan engellediği oranda istenen evsafta bir oruç olur. Nitekim orucun farz kılınışındaki hikmeti açıklayan ayetin sonunda geçen “umulur ki sakınırsınız /korunursunuz/sorumluluğunuzu hatırlarsınız.” Şeklindeki ifade de bu duruma işaret etmektedir. Oruç tuttuğu halde orucun engelleyici gücünden yararlanamayan ve oruç zırhına bürünemeyen kimseler aç ve susuz kalmak suretiyle orucu tutsalar da oruç tarafından korunmamış ve tutulmamış olurlar. Bu sebepten dolayı olmalıdır ki Sevgili Peygamberimiz pek çok oruç tutan kimsenin aç ve susuz kalmaktan başka bir şey elde edemeyeceğini bildirmiştir. Orucun bu özelliğini kavrayan Müslümanlar oruçlu oldukları her gün belli aralıklarla ve sahurda niyet ederken derin bir şuurla “tut bizi ey oruç” cümlesini tekrarlamalıdırlar.

Orucun dereceleri var mıdır?

İslam âlimleri üç çeşit oruçtan bahsetmektedirler.

1.Avam’ın orucu: Bu oruç niyetiyle yeme içme ve cinsel ilişki gibi davranışlardan bir süreliğine uzak kalanların ancak kalbini¸ elini¸ dilini ve diğer azalarını gıybet¸ haset¸ kötü düşünce¸ insanları incitme¸ söz taşıma gibi çirkin davranışlardan koruyamayanların tuttuğu oruçtur. Bu grup belki farz olan yükümlülüğü yerine getirmiş olurlar ancak orucun kendilerine kazandırmak istediği esas güzelliklerden mahrum kalırlar. Bu oruç belli bir kalite ve düzey gerektirmeyen sıradan insanların tutabileceği bir oruç olduğu için “avam’ın orucu” şeklinde adlandırılmıştır.

2.Havass’ın orucu: Bu Allah’a kulluk yolunda belli bir aşama kaydetmiş¸ seviye kazanmış¸ düzey sahibi ve kulluk bilinci taşıyan özel insanların tuttuğu oruçtur. Bu şekilde oruç tutanlar sadece aç¸ susuz ve cinsel ilişkiden mahrum kalarak değil¸ bütün azalarına orucu hâkim kılarak ve her bir organdan sadır olacak kötü davranışlardan kaçınarak oruç tutarlar. Bir önceki grup oruçlu iken yeme¸ içme gibi davranışlardan dolayı oruçlarının bozulduğunu düşünür ve onu kaza ederler. Hâlbuki bu grup yeme ve içme yanında gıybet ettikleri zaman bile oruçlarının bozulduğuna inanır ve o günün orucunu kaza ederler.

3.Havassu’l-havass’ın orucu: Bu kulluk noktasında çok daha özel bir makama erişmiş insanların tuttuğu oruçtur. Bu makam sahipleri kalplerinden geçen kötülüklerden dolayı bile oruçlarının fesada uğradığını düşünürler. Onlar için oruçlu olmak adeta melekleşmek ve hatta melekleri bile kendilerine imrendirmekten ibarettir. Birinci grup yani avam orucu tutarken ikinci ve üçüncü grup oruç tarafından tutulmaktadır. Oruç tutan Müslümanlar oruçlarını gelenek haline gelmekten kurtararak her sene bir sonraki makamı yani havas ve havassu’l-havass makamını hedef edinmelidirler. Ancak o zaman oruç hedefine¸ mümin de istediğine nail olur. On yıldır oruç tuttuğu halde bir sonraki Ramazanının bir öncekinden daha özellikli olmadığı bir müminin muhasebesini iyi yapması ve zararını hesaplaması gerekir. Böyle bir mümin için oruç tutmak hâlâ madden aç ve susuz kalmaktan ibaretse bu onun olduğu yerde sayması anlamına gelmektedir.

Oruç tutanlara ilk elden ve hemen hâkim olması gereken duygular nelerdir?

Oruç tutanların ilk hissetmeleri gereken Ramazana erişme ve oruç tutabilme sevincidir. Çünkü Recep ayının başlangıcından beri onlar şu duayı tekrarlayıp durmuşlardı: “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a eriştir”. İşte oruçlarını tuttukları ilk gün bu dualarının kabul olduğunu hatırlayarak haklı bir sevince kapılmaları gerekir. Bunun yanında vefat edip Ramazana erişemeyen veya eriştiği halde sağlık vb. problemlerden dolayı oruç tutamayan nice insan vardır. Bunların yaşadığı problemleri yaşamayıp ömür ve sağlık nimeti içerisinde oruç tutabilmek sevinmeyi hak etmez mi?! Oruçlu insanların hissetmesi gereken ikinci güzel duygu Allah’ın rızasını kazanmalarına ve kulluk bilinçlerini artırmalarına vesile olacak müstesna bir ibadeti idrak etmeleridir. Hissedilmesi gereken güzel duygulardan biri de oruçlu Müslümanın melekleşmeye aday olma fırsatını yakalamasıdır. Ramazan vesilesiyle merhamet damarlarının daha da kabarması¸ aç ve yoksulların durumunun daha yakından hissedilecek olması iftar sofralarında yoksulların hizmetinde bulunma azmi fakirlere fitre ve zekât vasıtasıyla da yardım elinin uzatılacak olması hep birer sevinç vesilesidir.

Ramazan’ın kazandırması gereken en temel davranışlar nelerdir?

Ramazan bir iklim¸ bir atmosfer oruç ise bir eğitim potasıdır. Her şeyden önce müminler tuttukları oruçlarla kulluk bilincini tazelemeli¸ geliştirmeli ve pekiştirmelidirler. İnsanın yaradılışına olumlu bakmayan ve onun kan döküp yeryüzünü ifsat edeceğini düşünen melekleri hayrete düşürecek ve imrendirecek bir olgunluk ve şuura sahip olunmalıdır. Yardımseverlik ve diğergamlık anlayışı olması gereken sınıra taşınarak tüm insanlara özellikle yoksul¸ mağdur ve mazlumlara el¸ ayak¸ göz¸ kulak olunmalıdır. Kalplerde yer tutan¸ tortulaşan¸ nasır bağlayan ve kalbin nurunu zayıflatan kin¸ haset¸ kıskançlık ve çekememezlik gibi kötü hasletler yerinden sökülüp atılmalı¸ onların yerine sevgi¸ barış¸ yardımseverlik¸ cömertlik¸ hoşgörü ve tahammül hâkim kılınmalıdır. Oruç ikliminde¸ Ramazan atmosferinde ve oruç potasında eğitilen nefisler¸ doldurulan ruhlar ve alınan nefesler on bir ay yetecek şekilde ayarlanmalı ve mümin bütün iliklerini oruçla doldurmalıdır. İliklerine kadar oruç dolan bir mümin Ramazan’da kendisine sataşanlara “ben oruçluyum” dediği gibi bu olgunluk ve şuuru yıl boyu devam ettirmeye azmetmelidir. Bilmelidir ki kötülüklere döndüğü ilk an soluğun tükendiği ve iliklerden oruç şuurunun boşandığı zaman dilimidir. Bu noktadan sonra artık insan kaybetmeye doğru adım atmaktadır. Tuttuğu oruç onun yakasını yavaş yavaş bırakmaktadır. Kişiler oruçlarının kalitesini ve soluğunun ne kadar uzun süreli olduğunu Ramazan’dan sonraki davranışlarıyla daha rahat ölçebilirler. Kimilerinin orucu onlara Ramazan’da dahi yetmezken kimilerininki bayrama kadar idare eder bazılarınınki birkaç ay bazılarınınki de diğer Ramazan’a kadar devam edebilir. Oruçta hedef iki Ramazan arasını kuşatacak kadar uzun soluklu olmaktır.

Hocam verdiğiniz bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz…

Ben de teşekkür eder¸ bu vesileyle kıymetli okuyucularımızın Ramazan-ı şerifini tebrik ederim…

Doç. Dr. Abdullah KAHRAMAN Kimdir?
1964’te Bayburt’ta doğdu. 1987 yılında
Üsküdar İmam Hatip Lisesinden
1991 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesinden mezun oldu. Bir
müddet öğretmenlik yaptı. 1994 yılında
Cumhuriyet Ü. İlahiyat Fakültesine İslam
Hukuku Anabilim Dalına Araştırma
Görevlisi olarak atandı. 1998 yılında
“İslam Borçlar Hukukuna Göre Kefalet
sözleşmesi ve Günümüzdeki tatbikatı”
başlıklı teziyle Doktorasını tamamladı.
1998 yılında Yardımcı Doçentliğe¸ 2003
tarihinde de Doçentliğe atandı.
2004–2007 yılları arasında Bakü
Devlet Üniversitesinde Misafir öğretim
üyesi ve idareci olarak görev yaptı. Evli
ve beş çocuk babası olup halen aynı fakültede
çalışmaktadır. Yayımlanmış çok
sayıda kitap ve makalesi bulunmaktadır.
Arapça ve İngilizce bilmektedir.

Sayfayı Paylaş